59.Tuzaklar Estetikle Gelir

59.Tuzaklar Estetikle Gelir Hayat, rüzgârla savrulan yaprak gibi değil; binbir tuzakla örülmüş görünmeyen bir ağ gibidir. Her çocuğun gözlerinde masumiyetle başlar ama her köşesinde bilinmezliklerle büyür. Ve ne yazıktır ki, gerçek tehlikeler çığlık atmayanlardır. Ne diş gösterirler, ne de kükremeleriyle korku salarlar. Çünkü asıl tehdit çoğu zaman yalandan bir gülüş, …

Devamını Oku »

60.Sen Hariç, Herkes Bahaneli!

60.Sen Hariç, Herkes Bahaneli! Bahaneler… Her konuda, her alanda…. “ayy hiç zamanım yok”, “ben mi kurtaracağım memleketi?”, ‘’ boşveerr!  Herkes dertli ama kimse sorumlu değil. Herkes mağdur ama kimse zalim değil. Herkes haklı ama ortada ne haksız ne hak kalmış. Birbirimizi dinlemiyoruz, çünkü sırada kendi anlatacaklarımız var. Kendi sözümüzü bekliyoruz, …

Devamını Oku »

61.Elin Eşeğini Ararken, Kendi Eşeğini Kaybetme!

  61.Elin Eşeğini Ararken, Kendi Eşeğini Kaybetme! Yıllardır süregelen bir hakikat var ki, o da şudur: Devlet, kendi malını kaybedince yer yerinden oynar. Ama vatandaşın canı kaybolsa, kimseden “geçmiş olsun” bile duymaz. Kamunun malı kutsaldır; çünkü sahibinin dev bir eli vardır. Ama vatandaşın derdi küçük görülür; çünkü sesi duyulmaz. Devletin …

Devamını Oku »

62.Şeytanın Arabayla Melek Araması

62.Şeytanın Arabayla Melek Araması Hayat bir yolculuksa, tabelalarla dolu bir otobandır aslında…. Ama biz tabelalara bakmayız. “Dur” yazan levhaya basar geçeriz, “Viraj” işareti görünce hız yaparız. Sonra kaza yaptığımızda  da hayata küseriz. Yahu kardeşim, hayat sana zaten 3 kilometre önceden bağırmış: “Yavaşla, bak uçurum var! Viraj var. Dikkatli git.” Ama …

Devamını Oku »

63.Hoş Geldin Panik !

63.Hoş Geldin Panik ! Misafirlik Nereye Gidiyor?… Eskiden bir evin sesi olurdu. Çaydanlığın tıslayan buharında sabır, kapı tokmağında sürpriz bir sevinç, tabakların çarpışmasında paylaşmanın coşkusu gizliydi. Misafir gelince sadece kapılar değil, gönüller de açılırdı. Ev halkının yüzü güler, yüreklerde bayram başlardı. Şimdi zile basılınca çalan ilk şey: Panik alarmı. Evde …

Devamını Oku »

64.Dosya Değil, Dayı Önemli

64.Dosya Değil, Dayı Önemli Her toplum, devlet düzenini insan kalitesine göre şekillendirir. Ama bir gün gelir de insanın yerini “bağlantılar”, liyakatin yerini “sadakat” alırsa, işte o gün kurumlar sessizce çürümeye başlar. Türkiye’de yıllardır konuşulan ama bir türlü düzeltilemeyen kadim bir yara vardır:“Vatandaş memura  işini yaptıramaz, memur amire laf  geçiremez.” Çünkü …

Devamını Oku »

65.İki Yatak Arası İki İklim

65.İki Yatak Arası İki İklim Türk toplumunda gelin–kaynana ilişkisi, sanıldığı gibi basit bir aile içi mesele değildir. Bu, adeta yıllardır süregelen bir “kadınlar arası soğuk savaşın Anadolu versiyonu” gibidir. Ne NATO vardır ne barış gücü… Sadece kırgınlıklar, çay bardakları ve “Ben senin yerinde olsaydım…” diye başlayan stratejik cümleler dolaşır ortalıkta. …

Devamını Oku »

66.Bu İşe Bu Peynir Fazla Değil mi!

66.Bu İşe Bu Peynir Fazla Değil mi! İnanmak kolaydır. Güvenmek ise bir sınavdır. Bazen bir çift göz, bir kalbi inandırmaya yeter. Bazen tatlı bir söz, güzel bir iltifat insanı kolayca kandırabilir. Çünkü inanmak, kalbin aceleyle verdiği duygusal bir tepkidir. Özellikle uzun süredir yalnızsan ya da bir arayış içindeysen, birinin ilgisi …

Devamını Oku »

67.Görücü Geldi, Kızlar Susturuldu

67.Görücü Geldi, Kızlar Susturuldu Evlilik bir cümleyle anlatılsaydı şöyle denebilirdi: “İki insanın, toplumun gürültüsünü arkasında bırakıp, birbirini duymaya karar vermesidir.”  Ama ne yazık ki bizde evlilik; iki insanın değil, iki ailenin, iki mahallenin, iki akraba ordusunun ve üç kaynananın ortak yatırımıdır. Aşk değil, ticaret işi gibi yürütülür. Eskiden bu daha …

Devamını Oku »

68.Şair Susturulursa Devlet Sağırlaşır

68. Şair Susturulursa Devlet Sağırlaşır Tarih boyunca devletler, yöneticileriyle halk arasındaki köprü sağlam olduğunda ayakta kalmıştır. Devletin temeli adalet, milletin nefesi sanattır. Eğer yönetici halkını tanımazsa; yasalar kalemle değil, kibirle yazılır. Halkı duymayan kulağın vicdanla bağı kopar. Yönetici, sadece makam takvimine göre değil; çarşının nabzına, fırıncının ununa, çobanın dağdaki yalnızlığına …

Devamını Oku »