İnsanlık Ölmedi ya !
Bu toplumda bir yanlış varsa, o yanlış önce büyüklerden başlamıştır. Okuyanlardan, yazanlardan, söz sahibi olanlardan aşağıya doğru süzülmüştür yanlışlar. Çünkü balık baştan kokar… İmam ne yaparsa cemaat de onu yapar atasözleri, bu acı gerçeği asırlardır anlatır bizlere.
Toplumun her döneminin bir parolası olmuştur. Siyasi anlayışlar, müzik türleri, meslek anlayışları, para kazanma araçları, değer anlayışları, moda anlayışları gibi….farklı farklı parolalar… Ama bu parolalar çoğunlukla değerlerden değil, şekillerden çıkmıştır. Bunlarda etken değil edilgenliğimiz ön plandadır. Oluşturan değil genelde taklitçi olunmuştur. Öyle ki bu savruk anlayış sakal şekillerini, bıyık biçimlerini, başörtüsü bağlama tarzlarını, takkenin renklerini de etkilemiştir.… Hepsi bir sembol, hepsi bir kimlik parolası haline getirilmiştir. Bir dönem sendikanın adı, bir başka dönem gazetenin sayfası, müzik türü, hatta kitap kapağı bile parolalara dahil edilmiştir. ara ara….
Bugün geldiğimiz noktada ise market tercihleri, araba modelleri, kullanılan telefon markaları…..insanları sınıflara ayıran birer parola oldu. İnsanlar, ne söylediğine değil; ne taktığına, ne sürdüğüne, hangi markayı kullandığına göre değerlendiriliyor.
Ama hiç kimse şu soruyu sormuyor:
“Parolalarımız neden insani ya da gayri-insani davranışlar olmadı?
Neden bir çocuğun öldürülmesi bir markadan fazla değer taşımadı hafızamızda?
Neden şerefliyle şerefsizi ayıran bir ölçü olmadı?
Neden insan gibi yaşamak ve yaşatmak parolamız olmadı?”
Bir başka çelişki ise, kuralları koyanların önce kendi koydukları kuralları bozmasıdır. dünyada da böyle olmadı mı. dünyayı kirletenlerin kirletmeyenlere iklim anlaşmasını dayatması…Dünyayı kan gölüne çevirenlerin hayvan haklarını ve doğa bozuluyor yaygarasını ön plana çıkarması nedendir ki….
Toplumda sıkça rastladığımız şey şudur: Küçüğe, zayıfa, askere, memura kurallar hatırlatılır; ama büyüğe, güçlüye, makam sahibine iş farklı işler. Emir verilir ama aynı emir ilk fırsatta deliniverir güçlülerce….
Sözlerin tutulmaması, kişiye göre muamele edilmesi, toplumda güven duygusunu aşındırır. İşte bu yüzden parolalarımız sahte, vaatlerimiz gerçek değildir. kurallarımız kâğıt üstünde kalır. Aile deriz, ailenin yıkılması için her türlü ortamı hazırlarız….
Eğitim deriz seçkinlerin eğitimini yeterli görürüz….Tarım der, hayvancılık der …Çiftçinin üzerindeki fanilaya kadar soyar, bir avuç seçkinlere muhtaç ederiz….
Velhasıl azizim! Olan ve olması gereken yer değiştirdiğinde bahar gelecek, kuşlar cıvıldaşacak kuzular meleyecek, aydınlık faturaları değil ruhumuzu ısıtacak….
Biliriz ki gerçek düzelme, insan doğasına uygun olanla mümkündür. İçtenlik, samimiyet, adalet, sözün eri olmak… İşte gerçek parola budur. İnsanların davranışlarını şekle göre değil, erdeme göre ölçtüğü gün, toplum da nefes alacaktır.
Zaman Odur ki
Komutan sabah iştimasında nutuk çekiyor:
“Evlatlar! Nöbette gözünüz açık olacak. Kapıya kim gelirse gelsin, ister anneniz, ister babanız, ister ben! Mutlaka parola soracaksınız. Parolayı bilmeyeni içeri almayacaksınız. Israr ederse de tetiğe basacaksınız! Affetmek yok, sıfır tolerans!”
Askerler pür dikkat dinlemiş, emir sağlam verilmiş.
Akşam üstü komutan çarşıdan dönüyor, biraz da “moral takviyesi” yapmış. Hali tavrı sallantılı… Birliğe yaklaşıyor, nöbetçi asker kapıda…
Komutan diklenerek:
“Ben komutan… Aç kapıyı!”
Asker gayet soğukkanlı:
“Parola?”
Komutan duraklıyor, gözler kayıyor, dil dolaşıyor:
“Parola… Parola neydi ya? Evladım, ben komutanım, aç şu kapıyı, millet görmeden rezil olacağım!”
Asker talimatı hatırlıyor, inatla:
“Komutanım, emir büyük yerden . Söylemeden giremezsin: Parolayı söyleyin!”
Kapının önünde arkadan birkaç kişi daha bağırıyor:
“Biz de komutanız, biz de komutanız! Açın şu kapıyı, vallahi üşüdük!”
Komutan çaresiz:
“Oğlum, beni tanımıyorsun mu? Ne yapayım, geri mi gideyim evime bu halde? Parolayı unuttum işte…”
Nöbetçi asker kaşlarını çatıyor, sonra insanlık yapıyor:
“Komutanım, tamam. Bir kereliğine size insanlık yapayım. Ben size tekrar parola soracağım, siz ‘süngü’ diyeceksiniz. Öyle geçiverin gari.”
Komutan gözlerini açıyor:
“Süngü mü parola?!”
Asker göz kırpıyor:
“Evet komutanım. Hem parolayı hatırlarsınız, hem de süngüyü hatırlamış olursunuz. İki fayda bir arada!”
Komutan omuz silkip içeri adım atıyor. Daha bir adım atmıştı ki, dışarıda kalan onlarca asker hep bir ağızdan bağırıyor:
“Komutanııım! Parolayı bize de söyleyin, biz de sabaha kadar dışarıda mı kalalım! İnsanlık Öldü mü !”
Fıkradan Anladıklarımız
- Balık baştan kokar. Yönetim bozulursa, düzen de bozulur.
- İmam ne yaparsa cemaat onu yapar. Büyüklerin hali, küçüklerin aynasıdır.
- Doğru söyleyen dokuz köyden kovulur. Ama yine de doğruluk tek sığınaktır.
- Ne ekersen, onu biçersin. Toplum, bireylerin davranışlarının toplamıdır.
- Üzüm üzüme baka baka kararır. İnsan, çevresinden etkilenerek şekillenir.
- Komşu hakkı, Tanrı hakkı. Toplumsal huzur, adalet ve empatiyle mümkündür.
- Ayağını yorganına göre uzat. Ölçüsüzlük, sorun doğurur.
- Yiğit düştüğü yerden kalkar. Hata insana mahsustur, düzeltmek erdemdir.
- Sakınan göze çöp batar. Fazla korku, yanlış kararları doğurur.
- El elden üstündür. Kimse tek başına her şeyi bilemez.
- Taş yerinde ağırdır. İnsan, değerini bulunduğu yerde gösterir.
- Dost acı söyler. Gerçek dostluk, hatayı hatırlatmaktan geçer.
- Harman yel ile, düğün el ile olur. Toplum, dayanışma olmadan ayakta kalamaz.
- İyilik eden, iyilik bulur. İnsanlık, en sağlam parola ve şifredir.
- Söz gümüşse, sükût altındır. Gereksiz söz çoktur; esas olan davranıştır.
Metin KOCA
