69.Karı Tavlama Taktiği ve Taktiksiz Aşkın Zaferi

69.Karı Tavlama Taktiği ve Taktiksiz Aşkın Zaferi

Evlilik, insanın hem en çok anlaşıldığını sandığı hem de en çok anlaşılmadığını hissettiği tuhaf bir birlikteliktir.

Kadınla erkeğin aynı çatı altında yaşayıp farklı gezegenlerde soluduğu bir atmosferdir çoğu zaman. Evet, evlilik iki kişinin bir olması değil, birbirini çözmeye çalışırken kabullenişidir. Ama her ne hikmetse, eşler çoğu zaman birbirini “çözmek” yerine “dönüştürmeye” çalışır.

Kadınlar ruhlarıyla duyarlar; bir bakıştan kırılır, bir kelimeden on mana çıkarırlar. Bir cümleye “neden şimdi söyledin“, “ne demek istedin“, “daha önce neden demedin” gibi yedi ayrı yorumla yaklaşabilirler. Çünkü onlar için söylenen değil, söyleniş biçimi, zamanı ve bağlamı önemlidir.

Erkekler ise çoğu zaman “dediğini yaparım, daha ne istiyorsun” kafasında dolaşır.

Erkek için asıl olan fiildir, his değil. “Ben çalışıyorum ya, bu seni sevdiğimin ispatı değil mi?” diyebilir. Oysa kadın duymak ister: “Ben seni seviyorum.” Hem de öyle borç ödeme zamanı, kavga sonrası değil; bir sabah çayı uzatırken, hiç beklenmedik bir anda…

Eşler neden birbirini anlamaz? Çünkü çoğu zaman birbirini “duymak” için değil, “cevap vermek” için dinlerler. Kadın “beni anla” der, erkek “ne yapmamı istiyorsun” diye sorar.

Kadın çözülmek ister, erkek tamir etmeye çalışır.

Bazen de eşler dil hatası yapar.

Konuşurken kastettiğiyle söylediği arasında fark vardır. Kadın “Yorgunum” dediğinde, “Bugün beni biraz şımart” demek istiyordur belki de.

Erkek “Dışarı çıkalım mı?” derken “Beraber vakit geçirelim”  diyordur belki de…Bu tür hatalar bağışlanabilir, yeter ki “niyet” düzgün olsun.

Toplum, aileyi ayakta tutan yapı taşlarını yavaş yavaş gevşetiyor.

Magazinle, dizilerle, “bağımsız birey” naralarıyla insanlara “git, kurtul, özgür ol” telkini veriliyor. Ama asıl özgürlük, zor zamanlarda bile “beraber kalmayı başarmak”tır.

Ayrılık kolaydır, ama yeniden bir yuva kurmak, emek, sabır, hatta biraz da delilik ister.

Evlenmek bir maharet değil, evliliği sürdürmek ustalıktır.

Her kavga boşanma sebebi değil, bazen sadece bir bakış açısıdır.

Evlenirken söylenen “iyi günde, kötü günde” lafı sadece düğün süsü değil, bir ömürlük taahhüttür.

Zaman Odur ki

Evlilik nedir, bilen beri gelsin…

Saygı mıydı, sevgi miydi, yoksa sabırla yoğrulmuş bir tür tahammül sanatı mıydı?

Bazısı evliliği ortak hedeflere yürümek diye tarif eder, bazısı “katlanmakla kutsallaşan bir müessese” diye…

Ama bizim Karadenizli Temel’in kafası bu konuda biraz karışıktı.

Bir gün Temel, eve ‘’dizi artisti’’ edasıyla geldi.

Kapıdan girerken sanki kameralar varmış gibi durdu, kulaklarının arkasındaki bir tutam saçını geriye attı, üstünü başını düzeltti.

  • Nasılsın Karıcığım! Bugün çok şıksın ve çok tatlı olmuşsun….bu çiçeği sana aldım !

Fadime şaşırdı haliyle. Her zaman ki gibi Keriman teyze fanilası üstünde, suratından düşen bin parça….

Normalde Temel, kapıya tak tak vurur, somurtarak girer, çorabını bir köşeye fırlatır, direk kumandayı alır, “yemekte ne var” diye sorgular, sonra onu da beğenmezdi.

Fadime:

  • Temel noldu sana? İyi misin?

Temel (sakin ve derin bir sesle):

  • .. aşık oldum Fadime.

Fadime:

  • Ne diyisun? Kime aşık oldun?

Temel:

  • Tabii ki sana. Delicesine. Gün boyu aklımdan çıkmadın. Anladım ki sen benim ruhum olmuşsun.  Hatta diyebilirim ki, sana benzemeyecekse güller, onların soyunu kuruturum…Hayatımın temel sebebisin, seni çok seviyorum Güzel Karıcığım..….

Fadime, yıllardır böyle bir kelime duymamıştı Temel’den.

En son “Ben seni sevmeseydim bu kadar çok bağırmazdım!” demişti de, onu bile “bağırma gerekçesi” saymıştı.

Kocasının sözlerinden etkilenip sarıldı Temel’e.

Fadime:

  • Böyle konuşmana çok sevindum Temel. Demek ki yılların emeği boşa gitmemiş. Ben de seni çok seviyorum!

Temel:

  • Heeee, boşuna gitmemiş bana katlanman. Hoşuna gitti değil mi bu konuşmam?

Fadime:

  • Gitti tabi. İnsan sevildiğini hissedince dünyası değişir Temel. Dikenlerimiz bile çiçeğe döner. Uzun dillerimiz minnacık olur. Çocuklaşırız.

Temel (gururla):

  • Eyi o zaman, demek ki bu taktikle iyi karı tavlanır ha? Bundan sonra hep böyle yapayım bari!

O anda Fadime’nin gözleri karardı.

Temel aşkı “taktik”, sevgiyi “pazarlama”, evliliği “müşteri memnuniyeti” sanınca olan oldu.

Fadime, tasını tarağını toplayıp “Ben robot değilim Temel!” diyerek baba evine döndü.

Temel ne ettiyse ulaşamadı. Telefon açtı, açmadılar.

Mesaj attı, görülmedi.

Kime haber yolladıysa, herkes kendi menfaatinde. İlgilenmediler bile.

En sonunda mektuba sarıldı. ‘’Özür dilemek’’ bir devrimdi.

Ve sonuna şu şiiri iliştirdi:

‘’Fadime’me Aç Kalpli Bir Aşıktan

Sabah kahvaltı yapamıyorum, çünkü seni düşünüyorum.

Öğlen yemek yiyemiyorum, çünkü hâlâ seni düşünüyorum.

Akşam yemek yiyemiyorum, çünkü düşünmekten çok aç kaldım.

Gece? Gece hiç sorma… Açlıktan uyuyamıyorum.

Fadimem, ne olur dön. Çünkü yemek yapamıyorum.’’

Şiir mi işe yaradı, samimiyet mi bilinmez ama Fadime  geri döndü.

Belki aşktan, belki de açlıktan…belki özlemekten…, ama kesin olan bir şey var: Sevgi vardı. Sevgi taklit edilmiyordu hissedilirdi. Ve emek vardı.

Onlar yılmadılar ve yıkmadılar.

Fıkradan Anladıklarımız

1. “Gönül verilir, taktikle alınmaz.” (Trabzon yöresi) — Sevginin sahteliği kalbi değil kapıyı kapatır; içten gelen bir söz bin hesaplı cümleden ağır basar.

2. “Kadının gönlü camdan incedir; kırılırsa bir daha eskisi gibi olmaz.” (Samsun yöresi) — Sevgiyi taktik olarak açıklayan dil, gönül camını çatlatır; kırık cam yapıştırılır ama izi kalır.

3. “Erkek dışarıda aslan, evde kuzu olursa yuvası sağlam olur.” (Rize yöresi) — Dış dünyada kurulan hesap ev içinde işlemez; yuva kibri değil, gerçek sevgiyi ister.

4. “Söz söylemesini bilen, pek çok şeyi söylemez.” (Kastamonu yöresi) — Bazen bir “seni seviyorum” yeterken fazla açıklama her şeyi mahveder; maske düşürücü en kötü çivi gereksiz sözdür.

5. “Aşkın yaşı olmaz ama sabrının sınırı olur.” (Ordu yöresi özdeyişi) — Yıllarca sabır, taktik itirafıyla bir anda biter; sabır sabah vakti güzeldir, istismar edildiği an ise biter.

6. “Kalp yalan söylemez, dil söyler.” (Giresun yöresi) — Sevginin dili ile niyetin dili farklıdır; kadın ikisini birbirinden ayırt eder, erkek bunu çoğu zaman geç anlar.

7. “Sevgi ekmeğe benzer; her gün taze olmak ister.” (Anadolu irfan geleneği özdeyişi) — Dün çalışmak bugünün sevgi borcunu ödemez; taze bir söz, bayat bir hesaptan her zaman değerlidir.

8. “Özrü güzel söyleyen özrünü yutturur.” (Çorum yöresi) — Bazen kulağa gülünç gelen söz kalbe doğru oturur; samimi bir özür kırık taşı da yerine koyar.

9. “Bir cümle on yılı çürütür, bir cümle de on yılı kurtarır.” (Tokat yöresi) — Yanlış bir açıklama her şeyi yıkabilir; zamanında söylenen içten bir söz ise yılların yarığını kapatır.

10. “Karın açken şiir yazan adam, kalbinde şiir taşıyan adamdır.” (Sinop yöresi deyişi) — Açlık bedenin, şiir ruhun dilidir; insan en gerçek olanı kaybedince yazabilir.

11. “Aç gözle değil, tok kalpte bakılır sevgiliye.” (Afyon yöresi özdeyişi) — Beden açsa kalp daha net görür bazen; özlem insanı gerçeğe döndürür, hesap ise uzaklaştırır.

12. “Sevgisini saklayan insan, bazen kendinden saklıyor demektir.” (Anadolu tekke geleneği özdeyişi) — Söylemeyi taktik sananlar önce kendilerini kandırır; sevgi söylenmeden büyümez, söylenmesi onu çoğaltır.

13. “Mektup yazan el, ağzı açılmayan kalbin dilidir.” (Osmanlı mektup geleneği özdeyişi) — Yüz yüze söylenemeyenler kâğıda dökülerek duyulur; bazen en derin söz en sessiz elde yazılır.

14. “Dönmek utanç değil, anlayış işaretidir.” (Erzincan yöresi özdeyişi) — Geri dönmek zayıflık değil olgunluktur; anlamak döndürür, ego ise uzaklaştırır.

15. “Kadın eşiğine çiçek bırakılan değil, içine çiçek taşınan ister.” (Bolu yöresi) — Çiçeğin değeri niyetin saflığıyla büyür; niyet bozulunca çiçek de solar.

16. “Kırk yıllık emeği bir laf yıkabilir, bir laf da yeniden inşa edebilir.” (Konya yöresi) — Söz hem yıkan hem onarandır; fark yalnızca niyetin yönündedir.

17. “Sabah sevgisi ömre yeter, şakaya karıştırılan sevgi güne bile yetmez.” (Kırşehir yöresi) — Sevgiyi taktik hesabına katmak onu buharlaştırır; gerçek olan tartışılmaz.

18. “İki eli de cep yapar insan; biri verirse diğeri de verir.” (Bafra yöresi) — Evlilikte emek tek taraflı olamaz; karşılıklı vermek ilişkiyi ayakta tutar, tek yönlü akmak ise kurutur.

19. “Vuran el okşarsa yarayı kapatır, okşamayı unutan el devam ederse yarık derinleşir.” (Amasya yöresi) — Yıllarca okşamayı unutmak yarar; zamanında uzanılan el ise o yarığı kapatır.

20. “İki insan birbirini anlamasa da birbirini bırakmamayı anlıyorsa, o da bir dil demektir.” (Anadolu irfan geleneği özdeyişi) — Mükemmel iletişim kurulamazsa da yılmamak ve yıkmamak aşkın en derin dilidir.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir