Gönlü Tok Kadın: Anne!
Anneler Günü…Bazılarının neşeyle çiçek aldığı, bazılarının da sessizce pencere kenarına oturduğu gün.
Anneler Günü, çiçekçilerle kuyumcuların bayramı değildir. O gün, bir kadının “evlat” kelimesini ağzına aldığında gözlerinin dolduğu gündür.
Bir ömrü uykusuzlukla, fedakârlıkla, dualarla geçmiş bir annenin, çocuklarının varlığına yeniden sarıldığı gündür.
Kimileri bu günde annesini arayıp “Canım annem, iyi ki varsın” derken…
Kimileri, annesini bir yılın özrü gibi, sadece bu günde hatırlar.
Ama bir de hiç aranıp sorulmayanlar var…
Kapısı çalınmayan, telefonu hiç çalmayan, hatırlanmayan anneler…
Elini öpmek şöyle dursun, yüzüne bakılmayan…
Sadece doğurmuş olmakla kalmış; sonra hayatın bir köşesine itilmiş, evlatsız kalmış anneler.
Zamanında bir çocuğun ilk gülüşüne, ilk yürüyüşüne şahit olmuş;
Yarasında öpücük olmuş, ateşinde nöbet tutmuş,
Tırnağı kırıldığında canı yanmış bir kadının,
Yıllar sonra kapısında sessizlik nöbet tutması ne ağırdır bilir misin?
Bazıları için Anneler Günü, çocuklarının resimlerine bakarak geçirilen bir gündür.
Bazıları için de huzurevinde “Bugün kimse gelir mi acaba?” diye beklemektir.
Ve bazı anneler, alışveriş merkezlerinde başka annelerin çiçek aldığına şahit olurken;
Kendi ellerine ne çiçek, ne bir telefon dokunur.
Kimi anne, mezar taşına sarılır kaybettiği evladı için…
Kimi ise canlı canlı kaybedilmiştir evlatları tarafından.
Anneler Günü’nü kutlamayan anneler de vardır yani;
Kutlanmayı değil, hatırlanmayı bekleyenler…
Ve işte böylesi bir dünyada, hediyenin anlamı çoktan değişmiştir.
Bir öpücük, bir “Nasılsın anneciğim?” cümlesi, en lüks paketten değerlidir artık.
Çünkü anneler için en büyük hediye; çocuğunun sesidir, varlığıdır, bir de hatırlanması…
Ve şimdi… hikâye üç zengin evladın hediyesiyle başlıyor.
Ama bazı hediyeler vardır ki, sandığın gibi gitmez…
Bazı anneler ise gelen hediyeye değil, giden evladına hasrettir.
Zaman Odur ki
Üç eski dost, ticarete atılmış, işleri büyütmüşler, cepler şişmiş.
Aradan yıllar geçmiş, derken Anneler Gününü hatırlamışlar… ve kutlamışlar haliyle….
Bir akşam oturup annelerine ne aldıklarını konuşmaya başlamışlar hava ata ata…:
Bilal:
– Ben anneme müstakil bir villa aldım. Hayatında hiç büyük evde oturmamış. Eee bir evi temizleyene kadar bir ömür geçer…
Baha:
– Ben de anneme son model araba aldım. Şoförü de cabası! Kadıncağız artık minibüs durağında beklemeyecek!
Hüseyin ise gülümseyerek:
– Sizin hediyeler güzel ama benimki başka!
Annem Kur’an okumayı çok sever ama gözleri zayıfladı. Ben de ona, Kur’an’ı ezberden okuyan bir papağan aldım. Hem Arapça, hem Türkçe okuyabiliyor!
Tam 10 hafız, 10 yıl bu kuşu eğitmiş. Fiyatı mı çok yüksek? Yirmi milyon verdim!
Ama anam için helâl olsun!
Gururla hediyeler paketlenmiş, tapular hazırlanmış resmi işler yapılmış yollanmış. Malum uzaktalar. İşleri çok. Ve dünya onlara göre para pul yeri…
Bir ay sonra mektuplar düşmüş posta kutularına…
Bilal’in annesinden gelen mektup:
“Canım oğlum, ev çok büyük. Beni oda oda gezdiriyorlar. Kapıdan girene kadar soluk soluğa kalıyorum. Zaten bana bir oda yeterdi. Ama beni düşündüğün için teşekkür ederim. Şeey…sadece…..sen olaydın…neden yanıma gelmedin?”
Baha’nın annesi yazmış:
“Oğlum, araba göz kamaştırıyor ama ben bu yaşta sadece geçmişe yolculuk yapıyorum. Şoför desen, bana ‘teyze’ dediği her seferde içim buruluyor. Kırk yılda bir karşılaştığımızda, sarılsaydın bana daha çok değerdi. Özledim kokunu….”
Hüseyin’in annesi ise şöyle demiş:
“Canım oğlum, senin gibi evlat dünyaya zor gelir. Gönderdiğin tavuğun eti enfesti! Ellerime sağlık diyemedim, çünkü o pişti, ben yedim. Eti damağımda kaldı vallahi. Seneye gene böyle bir sürpriz yaparsan, pilavını da gönder. Hatta sen getir. Senin işlerin çoktur. Bırakır hediyeni dönersin hemen…O daha fazla sevaptır.”
Fıkradan Anladıklarımız
-
- Annelik, maddi değil, manevi bir bağdır. Onun için hediye değil, hatırlanmak değerlidir.
- Hediyelerin fiyatı değil, evladın varlığı kıymetlidir. Bir ‘’aloo’’ demek en değerli hediyeden pahalıdır.
- Her hediye yerini bulmaz. Alınan şey, ihtiyaca değil gösterişe yönelirse anlamsızlaşır. hediye, yanlış zamanda ve yanlış şekilde verilmişse; yük olabilir.
- Gösterişli hediyeler, eksik sevgiyi örtemez. Pahalı bir araba, evlet hasretini bastıramaz.
- Fedakârlıkla büyüten eller, unutulmak istemez.
- Bir zamanlar seni sırtında taşıyan omuzlar, artık seni özlemle bekler.
- Teknoloji, insan sıcaklığını karşılamaz.
- Papağan Kur’an okusun, evlat “selam” vermiyorsa eksiktir.
- Ziyaret, tüm hediyelerden değerlidir.
- Evladın ayak sesi, annenin kalbinde yankı bulur.
- Annelik, lüks bir yaşama değil, huzurlu bir ana bakar.
- Villa değil, birlikte içilen bir çay mutlu eder.
- Evlat olmak, doğmakla değil, gönülde kalmakla olur.
- Yalnızlık, bir annenin en pahalı cezasıdır.
- Ne altınlar ne eşyalar, yalnızlığı örtemez.
- Vefa, lüks bir paket değil, sade bir dokunuştur.
- Anneyi anlamak, onun gözüne bakarak mümkün olur.
- Bir annenin duası, hayat sigortasından kıymetlidir.
- Zenginlik, sevgiyle birleşmiyorsa anlamsızdır.
- Unutulan anne, bir toplumun vicdanıdır.
- Bazı anneler sadece Anneler Günü’nde değil, her gün hatırlanmalıdır.
Metin KOCA

Yine ve yine harika hocam👏