11.Hoca, Eşek ve İkinci Gaz Meselesi

11.Hoca, Eşek ve İkinci Gaz Meselesi

Modern dünya insana sadece eşya değil, kader de satar; umut da…
Çakra der, burç der, enerji der, astronomi der; kimi zaman bilim süsü verir, kimi zaman mistik hikâyelerle bezer. Hayalleri pazarlar, düşlerimizi etiketler. Biz de satın alır, gerçekleşmeyince yıkılır, farklı çıkış yolları ararız. Çoğu zaman kandırıldığımızın ve çöküşümüzün farkına bile varmayız.

Bunlar tamamen kötü değil belki  ama yanlış ellerde umut sömürüsüne dönüşüyor….

Oysa insanoğlu bilse ki, asıl güç kendi iç dünyasında saklıdır; dışarıdan satılan umutlara muhtaç kalmaz. Bugün elimizde Aristo’dan, Eflatun’dan, İbn Sînâ’dan, Farabî’den daha fazla bilgi var desek abartmış olmayız. Hatta bir lise mezunu bile onların duymadığı konuları biliyor olabilir. Ancak arada çok büyük bir fark var: Onlar bilgiyi uygular, yönetir ve dönüştürürdü; biz ise ezberin kölesi olduk. Bilgiyi üretmeyi bırakın, öğrendiklerimizi bile uygulamıyoruz. Hangi bilginin nerede ve nasıl işe yarayacağını bilmiyoruz.

İlkokulda öğrendiğimiz temel bilgileri, yirmi yıl boyunca tekrar edip duruyoruz. Çünkü yaşantımız, ezber üzerine kurulmuş. Hayat, “Başkentimiz Ankara mı, yoksa para mı?” sorusundan ibaret değil. Esas mesele, neyin öncelikli olduğuna karar vermek: Menfaat mi, hak mı? Halk mı, pak mı? Kolay yol mu, doğru yol mu?

Dünya zorluklarla doludur… Hayatın yokuşları çoktur. Ama her yokuşta “öldük, bittik” diyerek elimizdekileri çakallara kaptırmak, kurtları sevindirmek akıl kârı değildir. Ne kadar çok ağlar, halimizden şikâyet edersek; dış dünyanın çakalları o kadar çabuk etrafımızı sarar.

Her olumsuzluğu tekrar ettiğimizde, farkında olmadan iç dünyamıza şekiller çizeriz. Bu şekiller zamanla hedefe dönüşür. Hedefler ise resimlere, resimler de harekete… İşte buna “kader” deriz. Olumsuzlukları konuşarak, düşünerek; kendi kaderimizi kederli yapmamak gerekir. Unutmayalım ki, önümüzde bir zorluk varsa, onu aşacak güç de bizde vardır. Yeter ki aklımız başımızda olsun.

Peki akıl nasıl başta olur?

Hayatta gerçekten faydamıza olacak bilgileri öğreneceğiz.

Bize faydalı olan insanları dost belleyeceğiz.

Her söylenene inanan safdillikten kurtulacağız.

“Kader satanları” sevindirip, “keder satın almayacağız”.

Güzelliklerimizi yaşatacak, kötülüklerimizi kendi iç dünyamızda öldüreceğiz.

Bilgiyi ve belgeyi sorgulamayı bileceğiz.

Elimizdekileri boş vaatlerle kaybetmeyeceğiz.

Bize öğüt verenleri düşman görmek, hakikatin kapısını kendi elimizle kapatmaktır. Bin bilsek de “bir bilene danışmak” müminin şiarıdır. Zira İslam’ın öğrettiği tevazu, “ben”i törpüler, “biz”i güçlendirir.

Modern dünya “Sen bir fertsin, özgürsün” derken, bizi yalnızlaştırır; sonra ömrün sonunda ormanda yapayalnız bırakır. Yığınların olduğu, insanların birbirinde habersiz yaşadığı kulelerin, sitelerin, sokakların ormandan farkı nedir ki!

Ve bazen, aklımızı başımıza getirecek tek şey, başımıza gelenlerden çıkardığımız derstir…
Tıpkı Nasrettin Hoca’nın, doğruyu söyleyeni cahil sanıp kendi aklına güvenerek dalını kesmesi gibi…

Zaman Odur ki…

Nasrettin Hoca bir gün bahçesindeki ağacın dalına çıkmış, testereyle oturduğu dalı kesiyordu.
Yoldan geçen bir köylü seslendi:
— Hoca, oturduğun dalı kesiyorsun! Düşersin, sakatlanırsın, yazık olur…

Hoca içinden, “Allah’ın köylüsü… Nerden bilecek? Ben okumuş adamım. Onu mu dinleyeceğim!” diye geçirip işine devam etti.

Adam ağaçların arasında kaybolmuştu ki, “çat” diye dal kırıldı ve Hoca yere çakıldı. Düşüş öyle bir düşüştü ki… Şalvarı başına dolanmış, her yanı ağrıyor, nefes alamıyor. Az kalsın iç kanamadan gidecek. Neyse ki birkaç saat sonra kendine geldi.

Düşünmeye başladı:
— Bu köylü benim düşeceğimi bildi… Demek ki ermiş! Öleceğim tarihi de bilir kesin. Onu bulmalıyım.

Aradı, taradı, sonunda köylüyü buldu:
— Hakkını helal et. Seni cahil sandım. Düşeceğimi bildin. Öleceğim tarihi de bilirsin, ne olur söyle…

Köylü şaşkın:
— Yahu, ölümü Allah’tan başka kimse bilmez. Canı veren de alacak olan da O’dur. Ben nereden bileyim?

— Ama düşeceğimi bildin…
— Onu herkes bilir de, sen bilmemişsin!

Köylü dayanamayıp ekledi:
— Sen akıl ve bilgi zehirlenmesi yaşamışsın Hoca. Hep kendini bilgin, başkasını cahil görmüşsün. Onun için doğruyu da, doğru söyleyeni de görememişsin.

Hoca hâlâ peşini bırakmayınca, köylü başından savmak için uydurdu:
— Tamam, sana ne zaman öleceğini söyleyeyim… Eşeğine ağır yük yükle, bir yokuşa sür. Arkasından yakın git. İlk yellendiğinde değil, ikinci yellendiğinde yükü indir, eşeği bir ağaca bağla. Sonra biraz ilerideki başka bir ağacın dibine uzan, gözünü kapat… İşte o zaman ölmüş olursun!

Günler geçti. Hoca hazırlanıp mahalleliye duyurdu:
— Akşama cenazemi alın. Şu tepeye gidiyorum, dedi.

Denileni yaptı. İlk gaz çıkışı… İkinci gaz çıkışı… Yükü indirdi, eşeği bağladı. Kendisi başka bir ağacın dibine uzandı, kelime-i şehadet getirdi. Ama ölmek bilmiyordu. Dualar okudu, yine yok…

O sırada kurtlar eşeği kapmıştı. Göz ucuyla bakıp mırıldandı:
— Ah kara kızanım… Ölmemiş olsaydım seni kurtarırdım.

Gece yarısı olmuştu, Hoca hâlâ yaşıyordu. Uykusu gelince sızıp kaldı.

Mahalleli aramaya çıktı. Bir baktılar ki Hoca uyuyor, eşek parçalanmış. Ne yapsalar uyanmıyor. “Demek öldü” diye düşünüp sal yaptılar, feryat figan omuzlarına aldılar.

Yolda çamurlu bir yere gelince köylüler tartışmaya başladı:
— Şuradan mı geçelim, buradan mı?

Tam o sırada Hoca başını kaldırdı:
— Ben ölmeden önce, sağlığımda hep şuradan geçerdim…

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Çok bilen çok yanılır.” (Türk atasözü, Anadolu geneli) Bilgi kibri insanı en basit gerçeği göremez hale getirir.
  2. “Bir bilenle bin yaşayan bir olmaz.” (Anadolu halk sözü) Kitap bilgisi, hayat tecrübesinin yerini tutmaz.
  3. “Tecrübe aklın hocasıdır.” (İslam hikmet geleneği) İnsan çoğu zaman başına gelenle olgunlaşır.
  4. “Gözü yüksek dalda olan ayağını unutmaz.” (Tokat yöresi) Hedefe yönelirken zemini ve gerçeği kaybetmemek gerekir.
  5. “Bilene sormayan yolunu uzatır.” (Kayseri yöresi) Danışmamak küçük işi büyük probleme dönüştürür.
  6. “Kibir kapıyı açar, bela içeri girer.” (Osmanlı nasihat geleneği) Kendini mutlak doğru görmek insanı hataya açık hale getirir.
  7. “Her duyduğuna kanan, her gördüğüne aldanır.” (Sivas yöresi) Sorgulamayan zihin kolayca yönlendirilir.
  8. “Ağır yük eşeği, ağır söz insanı yorar.” (Karaman yöresi) Gereksiz yük ve kuruntu insanı tüketir.
  9. “İnce düşünen kalın hata yapmaz.” (Konya halk sözü) Karar öncesi sağduyu ve muhakeme şarttır.
  10. “Kurt sisli havayı sever.” (Doğu Anadolu sözü) Belirsizlik ve korku ortamı fırsatçıları güçlendirir.
  11. “Aklı başında olan yokuşu ölçer.” (Erzurum yöresi) Hayatın zorluklarına hazırlıklı yaklaşmak gerekir.
  12. “Kulağını kapatan gözünü de kapatır.” (Türkmen halk sözü) Uyarıyı reddeden kişi gerçeği de kaçırır.
  13. “Yanlış yola giren düzlüğü suçlar.” (Amasya yöresi) İnsan çoğu zaman hatanın kaynağını kendinde aramaz.
  14. “Çakala kuzuyu emanet etmezler.” (Anadolu halk sözü) Sahte umut tacirlerine hayat teslim edilmez.
  15. “Sözün özü akıldadır.” (İslam irfan geleneği) Hakikatin değeri gösterişte değil muhakemededir.
  16. “Ağaca çıkan dalını bilir.” (Rize yöresi) İnsan yaptığı işin riskini önceden hesaplamalıdır.
  17. “Gaflet uykusu derin olur.” (Türk–İslam hikmeti) Farkındalık kaybı insanı hem maddi hem manevi zarara uğratır.
  18. “Kervan yolunu bilenle varır.” (Türkmen atasözü) Rehberlik ve danışma hayatın temel ihtiyaçlarındandır.
  19. “Başkasının gözü bazen aynadır.” (Van yöresi) Dışarıdan gelen uyarılar çoğu zaman kendi göremediğimizi gösterir.
  20. “Aklını kullanmayan yükünü artırır.” (Gaziantep yöresi) Yanlış kararlar insanın kaderini daha da ağırlaştırır.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir