
79.Beklentiler Yükseldi, Gönüller Küçüldü
Eskiden evlilik, hayatın doğal akışında bir basamaktı.
Biriyle göz göze gelmek, bir bardak çay içmek ve iki aile arasında birkaç tatlı söz, bir ömürlük birlikteliğe dönüşebilirdi. Bugünse insanlar göz göze gelmiyor, telefon ekranlarına bakıyor.
Birbirini tanımak yerine birbirini takip ediyor, sevmek yerine “beğeni” bırakıyor.
Eskiden evlenemeyen “kısmeti kapalı” sanılırdı. Şimdi herkesin kısmeti açık ama güven duygusu kapalı.
Evlenemiyoruz çünkü artık beklentiler, imkanlardan büyük. Bir ömür geçireceğimiz kişide huzur değil, kariyer arıyoruz. Beklentilerimiz büyüdü, imkanlarımız küçüldü.
Sevgi değil, statü arıyoruz. Sadakat değil, başarı. Gönül gözü değil, CV taraması yapıyoruz.
“Güzel / yakışıklı olsun, akıllı olsun, sadık olsun, ev geçindirsin ama özgür bıraksın, beni de değiştirmesin” gibi bir sipariş menüsü yazıyoruz.
Ama unuttuğumuz şey şu: İnsan, eksikleriyle bütündür. Ve evlilik, iki yarımın mükemmellik değil, kabullenme ortaklığıdır.
Ekonomi ayrı bir darbe vuruyor evleneceklere :
Bir düğün salonu, bir ömür taksit…
Bir kira, bir maaş…
Bir çocuk, üç kredi…
Bu denklemde aşk, faturadan önceki son sıraya düşüyor.
Toplum da ikiyüzlü artık:
“Evlen evladım” der ama tanıştırmaz.
“Yalnız kalma” der ama biriyle görünce sorgular.
Kadına “ne zaman evleneceksin?” diye baskı kurar, erkeğe “kariyerini oturt önce” diye bekletir.
Bekâr olana “yazık” der ama evli olana “beter ol” da diyebilir.
Bir de dijital çağın açmazları var:
Gerçek insanlar, filtreli profillerin gölgesinde kalıyor.
“Güven” tuşla kurulmaz, ama biz güveni “çevrimiçi” zannediyoruz. Köyde, kentte, kahvede, kafede fark etmiyor…
Bugün yalnızlık ortak payda haline geldi.
Ama kimse yüksek sesle söylemiyor.
Herkes kendinin kahramanı olma yolunda.
Bilmezler ki ne Adem yalnız kahramanlığa özendi ne Havva yalnızlığa özendi. Yalnızlık modern toplumda bir utanç, evlenememek bir eksiklik gibi gösteriliyor.
Oysa insan yalnızsa değil, umutsuz ise eksiktir.
Modern dünyanın dayattığı bir psikolojik rahatsızlık ta evliliği, artık iki kalbin değil; iki bankamatik kartının anlaşması gibi göstermesidir.
Halbuki gerçek evlilik; bir omuza yaslanmak, bir çorbayı birlikte üflemek, bir suskunluğu birlikte paylaşmaktır.
Evlenemiyoruz çünkü:
Aşkı romantik filmlerden, evliliği trajik dizilerden öğreniyoruz.
Umutlarımız var ama cesaretimiz yok.
Kalabalık içindeyiz ama kimseyle derin bir bağ kuramıyoruz.
Ve en önemlisi: “Biri beni sevsin” diyoruz ama “ben başkasını seveyim” diye de arayışları bırakmıyoruz. Seveni sevmiyoruz.
Yalnızlıkla, beklentilerle ve dijital çağın evlilikle imtihanıyla yoğrulmuş bu toplumsal analiz, şimdi Karadeniz’in bir köyünde ete kemiğe bürünüyor…
Buyurun:
Zaman Odur ki
Karacaömer köyünde güneş henüz doğmamışken Temel’in iç sesi uyanır:
“Ben bu yalnızlığa bir ortak bulacağum… Yoksa yastığa dert anlatacağuma, bir insana anlatayrum daha iyi!”
Yastıkla son tartışma tatsız bitmiştir. Yastık susmuş, Temel haklı çıkmıştır ama kazandığı zafer soğuk kalmıştır. Sessiz durana karsi, hangi bagırış basari sayılır ki…
Yıllardır yalnız yaşayan Temel, kararını verdi: “Bu evde bir eksik var… O da biriyle hayatı paylaşmak!”
Bu karar bir aşk ilanı değil; bir hayat manifestosudur. Yalnızlığa, dijital dolandırıcılara, soğuk çorbaya ve “Sen iyi çocuksun ama…” cümlesine karşı açılmış içsel bir başkaldırıdır.
Annesi mutfaktan seslenir:
— Ula Temel, kalk işe gideceğsun!
Temel yataktan bağırır:
— Anne… artık işe gitmeyrum. Ben evleneyrum. Aile kurmak isteyrum.
Ve başlar yalnızlık monoloğu:
“Çoraplarım hep tek çıkıyor. Biri olsa, eşini birlikte arar bulurduk.”
“Yemek yapayrum ama kime beğendireceğimi bilmeyrum. Böylece kendimi de geliştiremeyrum”
“Ütüyle gömlek yaktum, kimse fırçalamadu. Siyah elbiseye camaşur suyu doktum. Kimse güzel oldu demeyi…Biri olsa da kurtarsa kurtarsa beni…”
Aynaya bakar:
“Temel… yaşın 60 oldu, kalbin 18 gibi, cüzdanın 5 yaşındaki çocuk gibi… Burnun uzun olsa da, göbeğin olsa da haala yakuşuklusun…Artık biri gelsin de bu yalnızlığın bitsin!”
En düzgün gömleğini (yani en az delik olanı) giyer, burnunun altını ıslatır, kıllarını tırnakla düzeltir, köy kahvesine yürür:
— Uşaklar, ben evlenmek isteyrum!
Kahvehane susar. Çaycı elindeki bardakları düşürür. Dursun klasik konuşur:
— Temel, ev işi sorumluluk ister ha!
Temel cevap verir:
— Kendi derdimi çekeyrum. Bi de başkasının derdini çekeyyum da, hayat tam olsun daa!
İdris:
— Ee, kiminle evleneceksun?
Temel’in cevabı hazır:
“Kiminle olduğu mühim değil… Soğuk çorba verip ‘Afiyet olsun’ desun….. Biri desun ki: ‘Senle yaşanmaz ama sensiz de yaşanmaz.'”
Köyde haber yayılır: “Temel evlenmek istiyor!”
Bakkal Rafet, evlilik paketi hazırlar: makarna, kolonyalı mendil, iğne-iplik, tarak, cımbız…ve bol umut dilekli defter ve kalem….
Kızlar dağ yollarına kaçar:
— “Temel evleneysa, kına gecesi yerine cenaze olur ha!”
Muhtar anons yaptırır:
— Kızlar korkmayın! Temel on sene de zor evlenir zaten!
Hangi kapıyı çaldıysa, kime teklif ettiyse.. her yerden aynı cümle gelir:
— “Sen iyi bir insansın ama…”
Muhtar, internetten bak deyince, Girer siteye: ” beni evlendirin.com tr.” Profiline yazar:
“60 yaşındayım (ruhen), sabırlıyım (çünkü yıllardır evlenmeyi bekleyrum), şefkatliyim (kendime bile kıyamam), fakirim ama hayal gücüm zengin. Ve dolar kurundan etkilenmez…”
Ve bir mesaj gelir:
“Merhaba, tanışalım mı yakışıklı ?”
Temel kahveye koşar:
— Uşaklar! Beni biri istiyor! Evlieniyrum!
Dursun:
— Kim bu şanslı yengemiz ?
Temel:
— Yurt dışından… ama o da evlenmek istiyor! Para gönder geleyim diyor… acil para lazum…Tarlalaru satayrum!
Fıkradan Anladıklarımız
- “Gönül bir evdir, her gelen oturmaz.” (Anadolu Yöresi) Her insan kalpte yer bulamaz; güven ve uyum gerekir.
- “Yalnız kuşun kanadı çabuk yorulur.” (Türk Yöresel Sözü) İnsan tek başına hayatı taşımakta zorlanır.
- “Söz çoksa, gönül azdır.” (Kafkas Sözü) Çok konuşulan yerde samimiyet çoğu zaman eksiktir.
- “Acele kurulan yuva, rüzgârda dağılır.” (Orta Asya Atasözü) Düşünmeden yapılan evlilikler uzun sürmez.
- “Gölgesiz ağaç meyve vermez.” (Afrika Atasözü) Emek ve sabır olmadan ilişki gelişmez.
- “Her kapı çalan misafir olmaz.” (Anadolu Sözü) Her gelen kişi hayatına dahil edilmez.
- “Kalabalık içinde yalnız kalan, en sessiz çığlığı atar.” (Modern Anadolu Sözü) Yalnızlık en çok kalabalıkta hissedilir.
- “Gönül pazarı altınla kurulmaz.” (Türk Yöresi) Sevgi parayla veya statüyle ölçülmez.
- “Kuru dal çabuk kırılır.” (Türk Yöresel) Sevgisiz ilişkiler dayanaksız olur.
- “Göz aldanır, gönül yanılmaz.” (Türk Yöresi) Görünüş değil, hisler doğruyu söyler.
- “İki yürek birleşmezse, bir çatı yuva olmaz.” (Balkan Sözü) Aynı evde olmak, aynı hayatı paylaşmak değildir.
- “Sevda yükü ağırdır, tek omuz taşımaz.” (Anadolu Yöresi) Evlilik karşılıklı fedakârlık ister.
- “Rüzgârın getirdiği, rüzgârla gider.” (Arap Atasözü) Geçici ilişkiler kalıcı olmaz.
- “Gönül ince yerden kırılır.” (Türk Yöresi) Küçük ilgisizlikler büyük kopuşlara neden olur.
- “Yol bilmeyenle gidilen yol uzar.” (Orta Asya Sözü) Hayatı paylaşacağın kişi doğru olmalıdır.
- “Ayna çoksa yüz kaybolur.” (Fars Atasözü) Çok seçenek, insanı kararsız ve mutsuz eder.
- “Söz değil hâl bağ kurar.” (Tasavvuf Sözü) İlişkiler konuşmakla değil, davranışla kurulur.
- “Gönül susarsa, dil konuşur ama boş konuşur.” (Anadolu Sözü) Duygu yoksa sözün anlamı kalmaz.
- “Yavaş kurulan bağ, kolay kopmaz.” (Türk Yöresel) Sağlam ilişkiler zamanla oluşur.
- “Ateş düştüğü yeri yakar, yalnızlık düştüğü gönlü.” (Türk Yöresi – az bilinen kullanım) Yalnızlık, yaşayanın içinde derin iz bırakır.
Metin KOCA
Bir gün bir Ademoğlu sormuş dedesine. Dede ben evleneceğim bana ne tavsiye edersin? Evlen torunum demiş dedesi dert ortağın olur. Ama dede demiş benim derdim yok ki. Merak etme evladım, demiş bilgin dede. “Evlenince o da olur.”