Beklentiler Yükseldi, Gönüller Küçüldü

Beklentiler Yükseldi, Gönüller Küçüldü

Eskiden evlilik, hayatın doğal akışında bir basamaktı.

Biriyle göz göze gelmek, bir bardak çay içmek ve iki aile arasında birkaç tatlı söz, bir ömürlük birlikteliğe dönüşebilirdi. Bugünse insanlar göz göze gelmiyor, telefon ekranlarına bakıyor.

Birbirini tanımak yerine birbirini takip ediyor, sevmek yerine “beğeni” bırakıyor.

Eskiden evlenemeyen “kısmeti kapalı” sanılırdı. Şimdi herkesin kısmeti açık ama güven duygusu kapalı.

Evlenemiyoruz çünkü artık beklentiler, imkanlardan büyük. Bir ömür geçireceğimiz kişide huzur değil, kariyer arıyoruz. Beklentilerimiz büyüdü, imkanlarımız küçüldü.

Sevgi değil, statü arıyoruz. Sadakat değil, başarı. Gönül gözü değil, CV taraması yapıyoruz.

Güzel / yakışıklı  olsun, akıllı olsun, sadık olsun, ev geçindirsin ama özgür bıraksın, beni de değiştirmesin” gibi bir sipariş menüsü yazıyoruz.

Ama unuttuğumuz şey şu: İnsan, eksikleriyle bütündür. Ve evlilik, iki yarımın mükemmellik değil, kabullenme ortaklığıdır.

Ekonomi ayrı bir darbe vuruyor evleneceklere :

Bir düğün salonu, bir ömür taksit…

Bir kira, bir maaş…

Bir çocuk, üç kredi…

Bu denklemde aşk, faturadan önceki son sıraya düşüyor.

Toplum da ikiyüzlü artık:

Evlen evladım” der ama tanıştırmaz.

Yalnız kalma” der ama biriyle görünce sorgular.

Kadına “ne zaman evleneceksin?” diye baskı kurar, erkeğe “kariyerini oturt önce” diye bekletir.

Bekâr olana “yazık” der ama evli olana “beter ol” da diyebilir.

Bir de dijital çağın açmazları var:

Gerçek insanlar, filtreli profillerin gölgesinde kalıyor.

Güven” tuşla kurulmaz, ama biz güveni “çevrimiçi” zannediyoruz. Köyde, kentte, kahvede, kafede fark etmiyor…

Bugün yalnızlık ortak payda haline geldi.

Ama kimse yüksek sesle söylemiyor.

Herkes kendinin kahramanı olma yolunda.

Bilmezler ki ne Adem yalnız kahramanlığa özendi ne Havva yalnızlığa özendi. Yalnızlık  modern toplumda  bir utanç, evlenememek bir eksiklik gibi gösteriliyor.

Oysa insan yalnızsa değil, umutsuz ise eksiktir.

Modern dünyanın dayattığı bir psikolojik rahatsızlık ta evliliği, artık iki kalbin değil; iki bankamatik kartının anlaşması gibi göstermesidir.

Halbuki gerçek evlilik; bir omuza yaslanmak, bir çorbayı birlikte üflemek, bir suskunluğu birlikte paylaşmaktır.

Evlenemiyoruz çünkü:

Aşkı romantik filmlerden, evliliği trajik dizilerden öğreniyoruz.

Umutlarımız var ama cesaretimiz yok.

Kalabalık içindeyiz ama kimseyle derin bir bağ kuramıyoruz.

Ve en önemlisi: “Biri beni sevsin” diyoruz ama “ben başkasını seveyim”  diye de arayışları bırakmıyoruz. Seveni sevmiyoruz.

Yalnızlıkla, beklentilerle ve dijital çağın evlilikle imtihanıyla yoğrulmuş bu toplumsal analiz, şimdi Karadeniz’in bir köyünde ete kemiğe bürünüyor…

Buyurun:

 

Zaman Odur ki

Karacaömer köyünde güneş henüz doğmamışken Temel’in iç sesi uyanır:

“Ben bu yalnızlığa bir ortak bulacağum… Yoksa yastığa dert anlatacağuma, bir insana anlatayrum daha iyi!”

Yastıkla son tartışma tatsız bitmiştir. Yastık susmuş, Temel haklı çıkmıştır ama kazandığı zafer soğuk kalmıştır. Sessiz durana karsi, hangi bagırış basari sayılır ki…

Yıllardır yalnız yaşayan Temel, kararını verdi: “Bu evde bir eksik var… O da biriyle hayatı paylaşmak!”

Bu karar bir aşk ilanı değil; bir hayat manifestosudur. Yalnızlığa, dijital dolandırıcılara, soğuk çorbaya ve “Sen iyi çocuksun ama…” cümlesine karşı açılmış içsel bir başkaldırıdır.

Annesi mutfaktan seslenir:

— Ula Temel, kalk işe gideceğsun!

Temel yataktan bağırır:

— Anne… artık işe gitmeyrum. Ben evleneyrum. Aile kurmak isteyrum.

Ve başlar yalnızlık monoloğu:

“Çoraplarım hep tek çıkıyor. Biri olsa, eşini birlikte arar bulurduk.”

“Yemek yapayrum ama kime beğendireceğimi bilmeyrum. Böylece kendimi de geliştiremeyrum”

“Ütüyle gömlek yaktum, kimse fırçalamadu. Siyah elbiseye camaşur suyu doktum. Kimse güzel oldu demeyi…Biri olsa da kurtarsa kurtarsa beni…”

Aynaya bakar:

“Temel… yaşın 60 oldu, kalbin 18 gibi, cüzdanın 5 yaşındaki çocuk gibi… Burnun uzun olsa da, göbeğin olsa da haala yakuşuklusun…Artık biri gelsin de bu yalnızlığın bitsin!”

En düzgün gömleğini (yani en az delik olanı) giyer, burnunun altını ıslatır, kıllarını tırnakla düzeltir, köy kahvesine yürür:

— Uşaklar, ben evlenmek isteyrum!

Kahvehane susar. Çaycı elindeki bardakları düşürür. Dursun klasik  konuşur:

— Temel, ev işi sorumluluk ister ha!

Temel cevap verir:

— Kendi derdimi çekeyrum. Bi de başkasının derdini çekeyyum da, hayat tam olsun daa!

İdris:

— Ee, kiminle evleneceksun?

Temel’in cevabı hazır:

“Kiminle olduğu mühim değil… Soğuk çorba verip ‘Afiyet olsun’ desun….. Biri desun ki: ‘Senle yaşanmaz ama sensiz de yaşanmaz.'”

Köyde haber yayılır: “Temel evlenmek istiyor!”

Bakkal Rafet, evlilik paketi hazırlar: makarna, kolonyalı mendil, iğne-iplik, tarak, cımbız…ve bol umut dilekli defter ve kalem….

Kızlar dağ yollarına kaçar:

— “Temel evleneysa, kına gecesi yerine cenaze olur ha!”

Muhtar anons yaptırır:

— Kızlar korkmayın! Temel on sene de zor evlenir  zaten!

Hangi kapıyı çaldıysa, kime teklif ettiyse.. her yerden aynı cümle gelir:

— “Sen iyi bir insansın ama…”

Muhtar, internetten bak deyince,  Girer siteye: ” beni evlendirin.com tr.”   Profiline yazar:

“60 yaşındayım (ruhen), sabırlıyım (çünkü yıllardır evlenmeyi bekleyrum), şefkatliyim (kendime bile kıyamam), fakirim ama hayal gücüm zengin. Ve dolar kurundan etkilenmez…”

Ve bir mesaj gelir:

“Merhaba, tanışalım mı yakışıklı ?”

Temel kahveye koşar:

— Uşaklar! Beni biri istiyor! Evlieniyrum!

Dursun:

— Kim bu şanslı yengemiz ?

Temel:

— Yurt dışından… ama o da evlenmek istiyor! Para gönder geleyim diyor… acil para lazum…Tarlalaru  satayrum!

Fıkradan Anladıklarımız

  1. Yalnızlık çorap eşini bile özletir.
  2. Yastıkla tartışan birine eş gerekir.
  3. “Sen iyi çocuksun ama…” bir toplumun pasif saldırgan reddidir ve bir neslin ruhsal ezberidir.
  4. Evlilik, iki cüzdan değil, iki yürek anlaşmasıdır.
  5. Yalnızlık, ev işiyle değil, sevgiyle bölünür.
  6. Filtreli profiller, reklamlar gerçeğin üstünü örter.
  7. Dijital umutlar, düşünemeyenleri ve zorda kalanları kandırır.
  8. Ekonomi, aşkı, sıralamada son sıraya atabilir.
  9. Toplum baskısı, evliliği değil yalnızlığı besler.
  10. Modern eğitim, ilişki kurmayı öğretemez, sadece kişisel başarıyı öğretir.
  11. Beklenti çoksa, cesaret azalır.
  12. Evlilik, fedakârlık ve kabullenme ortaklığıdır.
  13. Bir omuza yaslanmak, en büyük lüks olabilir.
  14. Modern çağda yalnızlık bir sessizlik değil, bir çığlıktır.
  15. Temel’e biri desin ki: “Sensiz yaşanmaz!” — işte o zaman gerçekten evlenir.
  16. Hayal kurmak, yalnızlığın geçici pansiyonudur; ama evlilik kalıcı kiracı ister.
  17. Köyde çayın demi neyse, evlilikte güven de odur. Yoksa hep su gibi geçer.
  18. Modern çağda insanlar birbirine değil, ekrana ‘bağlı’.
  19. Evlilik cesaret ister; aşk zaten hazır cevaptır.
  20. Yalnızlığın sesi çıkmaz ama yankısı büyüktür.
  21. Yalnızlık ortak payda haline geldi. Ama kimse yüksek sesle söylemiyor. Çünkü modern toplumda yalnızlık bir utanç, evlenememek bir eksiklik gibi gösteriliyor.
  22. En iyi gömlek bile delik olabilir; gönül delikse o da sevdaya yer açar.
  23. Cüzdan yaşı, kaderi belirler.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

2 Yorumlar

  1. Bir gün bir Ademoğlu sormuş dedesine. Dede ben evleneceğim bana ne tavsiye edersin? Evlen torunum demiş dedesi dert ortağın olur. Ama dede demiş benim derdim yok ki. Merak etme evladım, demiş bilgin dede. “Evlenince o da olur.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir