- Koyun ile Coin Arasında Kaybolan Nesil!
Meslek dediğimiz o kutsal mefhum, sadece ay sonunda banka hesabına yatan üç beş kuruşluk bir geçim kapısı değildir. İnsanın hayatta bir anlam inşa etme, topluma sırtını dayayacağı bir fayda sunma ve en nihayetinde kendine bir şahsiyet kazandırma mücadelesidir. Büyük usta Cemil Meriç’in o meşhur “Meslek, insanın en büyük ikinci aşkıdır” sözü, bu varoluşsal çırpınışı ne güzel özetler.
Bir zamanlar bu aşkın kuralları, haritası ve durakları belliydi. Anadolu’nun bir köyüne gittiğinizde; ormancı, imam ve öğretmen toplumun sacayağını, yani kutsal üçlüsünü oluştururdu. Ormancı yeşili ve tabiatı korur, imam manevi dünyayı hizaya çeker, öğretmen ise geleceğin mimarlığını üstlenirdi. Çocuklar bu unvanların gölgesinde hayaller kurar, hayata atılmak için oradan bir yakıt devşirirdi.
Şehirlerde ise vitrin biraz daha kalabalıktı. Çünkü şehir, insana sadece kuru bir ekmek değil, rengarenk bir statü karnavalı sunardı. Herkesin hayattaki yeri, cüreti kadar değil, emeği kadar belirlenmişti. Meslek, alından dökülen her damla terin toplum nezdindeki saygınlık makbuzuydu. Okuyanın da okumayanın da varacağı istasyon aşağı yukarı görünürdü; çilingirinden terzisine, hamalından marangozuna, esnafından doktoruna kadar herkes kendi makamında ağır ve vakur yaşardı.
Sonra zaman denilen o acımasız çark hızla döndü. Medya organları, özellikle de sosyal medyanın o ışıltılı algoritmaları gözümüzün içine kadar girince, bir de baktık ki meğer dünyada ne çok “meslek” varmış… Şehir ile köy arasındaki o kalın çizgi bir gecede buharlaştı. İnternetin hayatımızı bir ahtapot gibi sarmasıyla, asırlık meslek algımız kökten, baltayla kesilir gibi değişti. Bugün artık en çok değer gören, parmakla gösterilen şeyler ne derin bir bilgi, ne yıllarca verilen bir emek ne de sarsılmaz bir ahlak… Yeni kutsalımız: En kolay yoldan gelen para, en hızlısından şöhret ve hiç yorulmadan tüketilen o muazzam dijital haz!
Alın teri, tahtını çoktan takipçi sayılarına, izlenme oranlarına ve dijital tıklamalara devretti. Bu büyük takas, sadece unvanların adını değil, toplumun omurgasını oluşturan helal ve haram kavramlarının yerini de değiştirdi. Artık dirsek çürüten, ömrünü kütüphanelerde tüketen akademisyene değil; parayı bulmanın en kestirme, en hileli yolunu keşfeden o uyanık dijital cambazlara itibar edilen garip bir feodal düzen peydah oldu.
Gözümüzü açtığımız bu yeni dünya düzeninde;
Yıllarca okumuş, dirsek çürütmüş insanların, okuma yazmayı zor sökmüş cahillere hizmet ettirildiği,
Parası olanın her türlü ahlaksızlığının “başarı hikayesi” diye alkışlandığı,
Dünün görgüsüzlerinin bugün ekranlarda kral ve kraliçe ilan edildiği,
Saygının, sabrın ve emeğin dakikalar içinde tüketildiği trajikomik bir panayır kuruldu.
Bir zamanlar “Annem içeride uyuyor, uyanınca suyunu götüreyim de uykusunu bölüp saygısızlık etmeyeyim” diyen o zarif ve ince ruhlu nesilden; bugün odasından bağıran, “Madem mutfağa gittin, kalk bana da bir bardak su getir!” diyen, her şeyi kendine hak gören bir jenerasyona evrildik.
Artık çocukları ne ananın babanın dizinin dibi ne de o eski irfan yuvası olan okullar yetiştiriyor. Ortada görünmez bir sanal imparatorluk var. Küresel akıl, kurduğu bu dijital laboratuvarda bütün oyuncuları kendi istediği kıvama göre, tek tip bir kodla eğitiyor. Bu yeni müfredatta senin köklü kültürün, dedenin mirası, yerel değerlerin yok; sadece küresel pazarın tüketim kuralları ve “gösteriş” kültürü geçerli. Eskinin meslekleri saygıydı, vefaydı, insana hizmetti; bugünün meslekleri ise algoritmanın keyfi, içerik üreticiliği, sanal paralar ve sabun köpüğü şöhretler…
Bu dönüşüm, toplumsal bünyede kelimenin tam anlamıyla bir organ yetmezliğine yol açtı. Eğitimli kesim, internetin o hırslı cehaleti karşısında hızla itibar kaybederken; ahlaki değerler, paraya giden her yolu mubah gören bir körlükle geri plana itildi. Gençler askerliği savaş oyunlarında, ticareti sponsorlu reklamlarda, aşkı ve sevgiyi ise sanal avatarların sahte kalplerinde öğrenir oldu. Küresel dijital dalga, yerel ne kadar renk varsa hepsini yuttu ve çocukları kendi evlerinde, kendi anne babalarına birer yabancı haline getirdi.
Ve işin en acı, en matrak tarafı şudur ki; gelecekte insanlar birbirine artık ne mezunusun, mesleğin nedir diye sormayacak. Doğrudan hesap dökümü istenecek:
— Kaç bin takipçin var?
— Cüzdanda kaç coin birikti?
— Canlı yayında seni kaç kişi izliyor?
İşte bu kaygan toplumsal zeminde, köy odalarında anlatılan o hikmetli fıkraların yerini de sanal dünyanın bu absürt hikayeleri aldı. Bir damat adayı kapıya geldiğinde artık kimse “Öğretmen mi, mühendis mi?” diye bakmıyor; “YouTuber mı, influencer mı, yoksa kriptocu mu?” diye göz süzüyor. Gelin adayları da çeyizini çamaşırla değil, takipçi sayısıyla diziyor. Durumu en yalın haliyle yine bir fıkra özetler; ne de olsa biz bu topraklarda gerçeklerin acısını ancak gülerek sindirebiliriz.
Zaman Odur ki…
Delikanlının evlilik çağı gelmiş, gönlünü de mahallenin değil, sosyal medyanın bir güzeline kaptırmış. Usul erkan neyse yerine getirmek icap eder diyerek; anne, baba ve ailenin lojistik destek ünitesi olan halayı da yanlarına alıp kız tarafının evine tanışmaya gitmişler. Masada çaylar taze, börekler çıtır, kurabiyeler tam kıvamında… Sohbet tatlı tatlı koyulaşmış.
Oğlan tarafı, çocuklarını öve öve göklere çıkarıyor, adeta bir dahi parlatıyor:
— Efendim, bizim oğlan çok çalışkan, maşallah on parmağında on marifet var. YouTuber kendisi, aynı zamanda influencer… Büyük oyun geliştiricisi… Borsanın altını üstüne getirir, son zamanlarda şu büyük coin işlerine de girdi, vizyonu çok geniştir!
Kız babası eski toprak tabii; gözlerini kısmış, kaşlarını yukarı doğru sertçe kaldırmış:
— Yani… Fabrikada patron mu bu çocuk?
— Yok efendim, fabrika falan yok.
— Müdür mü bari bir kurumda?
— Yok, öyle bir mesai durumu da yok.
— Çoban mı peki? Kaç koyunu var merada?
Oğlanın anası babası koltukta hafiften terlemeye, boncuk boncuk dökülmeye başlamış:
— Yani babacığım, öyle bildiğiniz kırlardaki, meralardaki koyunlardan değil bizimkisi… Coin. Sanal koyun yani, dijital dünyada dijital otlarla besleniyor.
Kız babası iyice şaşırmış, elindeki çay bardağını tabağına sertçe koymuş:
— Bak efendim, bizim köyde koyunun sanalı, dijitali olmaz! Koyunun kuzusu olur, sütü olur, eti olur!
Tam ortam gerilecek, o asırlık kuşak çatışması masayı devirecekken, ailelerin gizli silahı olan hala hemen parazit giderici gibi devreye girmiş:
— Aman efendim, boş verin siz coini, koyunu… Biz bu çocuk doğduğunda ne mübarek rüyalar gördük bir bilseniz! Memleketin en büyük hocalarına danıştık, hepsi “Bu çocuk ileride devasa bir adam olacak” dedi. Üstelik iktidar partisinin genel merkezindeki başkapıcı bizim çok yakın hısımımız olur; yani anlayacağınız arkamız sağlam, siyasi desteğimiz de torpilimiz de gırla!
Kız babası lafı duyunca bıyık altından gülmüş, arkasına yaslanıp meydan okur gibi dikilmiş:
— Eee, madem sizin oğlan bu kadar marifetli, bizim kız da boşta gezinmiyor yani! Onun da piyasası büyük!
Oğlanın annesi merakla öne doğru eğilmiş:
— Kızınız ne iş icra ediyorlar acaba efendim?
— Valla kızımız da çok aktif, tam bir girişimci. Sabahları TikTok’ta canlı yayın açıyor, üzerine giydiği lüks çamaşırların, kıyafetlerin sponsorlu reklamını yapıyor. Akşamları da Instagram’da fenomenlik mesaisi var, takipçilerine yön veriyor. Arada bir de o Metaverse dedikleri hayali alemde millete arsa kakalıyor, pardon satıyor! Hatta geçen hafta o alemde bir avatarla sanal nikah bile kıydı, provasını yaptı yani! Müşteri düşerse internetten diploma satışı falan da ayarlıyor yan gelir olarak…
Oğlanın annesi duydukları karşısında küçük dilini yutmuş, ellerini dizlerine vurmuş:
— Amanın! Bizim oğlanın coinlerini dağdaki koyun zanneden beybaba… Sizin kız da gelinliği daha şimdiden internetteki avatarlara giydirmiş çıkmış!
Kız babası kahkahayı patlatmış, masadaki gerginliği bir anda dağıtmış:
— Eh ne yaparsın hanım, bu zamanın gençlerinin her şeyi sanal, her şeyi bulut teknolojisi! Kısmet olursa, iş ciddiye binerse düğünü de internetten Zoom üzerinden yaparız artık, takıları da IBAN’dan göndeririz, masrafsız olur!
Fıkradan Anladıklarımız
- “Sanat altın bileziktir.” (Türk atasözü)— Gerçek meslek, insanın elinde ve karakterinde kalıcı bir değerdir.
- “Demir tavında dövülür.” (Türk atasözü)— Gençlik dönemi; karakter, meslek ve hayat yönünün belirlendiği en kritik zamandır.
- “Harman yel ile, insan emek ile olur.” (Konya yöresi)— Emek olmadan itibar ve kalıcılık beklenmez.
- “Saman alevi çabuk söner.” (Türk atasözü)— Hızlı şöhret ve kolay kazanç uzun ömürlü olmaz.
- “Arpa eken buğday biçmez.” (Kayseri yöresi)— Yanlış değerlerle yetişen nesilden sağlam sonuç beklenemez.
- “Ağaç meyvesinden belli olur.” (Türk atasözü)— Bir neslin yetişme biçimi davranışlarında açıkça görülür.
- “Boş başak dik durur, dolu başak eğilir.” (İslâm hikmet sözü)— Gerçek bilgi ve emek tevazu getirir, gösteriş değil.
- “El emeği göz nurudur.” — Zahmetle kazanılan iş, dijital gösterişten daha değerlidir.
- “Çobansız sürü yola varmaz.” (Sivas yöresi)— Rehbersiz büyüyen gençlik kolayca yön kaybı yaşar.
- “Acele işe şeytan karışır.” (Türk–İslâm kültürü)— Hızlı zengin olma tutkusu çoğu zaman yanlışa sürükler.
- “Öküz altında buzağı aranmaz.” (Anadolu atasözü)— Her parlayan dijital başarıyı gerçek sanmamak gerekir.
- “Taşı delen suyun kuvveti değil, damlanın sürekliliğidir.” (İslâm hikmet geleneği)— Kalıcı başarı sabır ve istikrarla gelir.
- “Helâl lokma geç girer, huzurla çıkar.” (Anadolu irfan sözü)— Emekle kazanılan az bile olsa insanı rahat ettirir.
- “Köksüz fidan rüzgâra dayanmaz.” (Doğu Anadolu sözü)— Kültürel aidiyet kaybı gençleri savunmasız bırakır.
Metin KOCA