
8.Koyun ile Coin Arasında Kaybolan Nesil!
Mesleklerimiz, sadece para kazanmak için yapılan işler değildir. Bir anlam ve değer oluşturma, topluma fayda sağlama ve kişisel kimlik kazandırma mücadelesidir. Cemil Meriç’in “Meslek, insanın en büyük ikinci aşkıdır” sözü, bu derin anlamı çok iyi özetler.
Bir zamanlar meslek seçimi daha belirgindi. Köylerde ormancı, imam ve öğretmen gibi meslekler toplumun temel direklerini oluştururdu. Ormancı doğayı, imam manevi değerleri, öğretmen ise geleceği temsil ederdi.
Çocuklar mesleklere göre hayal kurar ona göre hayat mücadelesinde motive olurlardı.
Şehirlerde meslek seçimi biraz farklıydı. Çünkü şehir, insana sadece ekmek değil, meslekleri de de çeşit çeşit sunardı. Herkesin bir yeri ve bir statüsü gözüküyordu. Meslekler alın teri ve emekle kazanılan bir saygınlık göstergesiydi. Okuyanlarında, okumayanların da geldiği nokta gözüküyordu… Çilingirinden terzisine, hamalından, marangozuna; esnafından doktoruna kadar… Herkesin yeri belirlenmişti.
Zaman çok değişti. Medya organları özellikle sosyal medya yaygınlaşınca meslekler gözlerimizin içine kadar girdi…ve öğrendik ki çoook meslekler varmış…şehir ve köy ayırımı da ortadan kalktı.
Günümüzde, özellikle internet ve sosyal medyanın çok yaygınlaşmasıyla meslek algısı kökten değişti. Artık en çok değer gören şeyler bilgi, emek ve ahlak değil, kolay para, hızlı şöhret ve zahmetsiz kazanım haz haline geldi. Alın teri yerini, takipçi sayısına ve dijital tıklamalara bıraktı. Bu değişim, sadece mesleklerin adını değil, toplumun temel değerlerini de dönüştürdü. Diyebiliriz ki helal ve haram da yer değiştirdi……..ve okuyan insanlara değil, para kazanma yolunu bulanlara itibar edildiği bir düzen ortaya çıkardı.
Bugün geldiğimiz noktada…
Okuyan insanların, okumayanlara hizmet ettirildiği;
Parası olanın ahlaksızlığına göz yumulduğu;
Gundilerin kral, kraliçelerin gundilere metres olduğu;
Saygının, emeğin ve sabrın hızla tükendiği, kavgalar ve sorun çıkarmak için fırsat kollanan bir dünya ve toplum görüyoruz.
Bir zamanlar “Annem uyuyor, uyanınca suyunu götüreyim, uyandırarak saygısızlık yapmayayım ” diyen nesilden “Madem su içesin var, kalk bana da getir” diyen bir nesle dönüştük.
Artık çocukları ebeveyn de, eğitim yuvaları da yetiştirmiyor….Sanal bir dünya var. O dünyanın kurucuları, küresel bir model oluşturuyor o modeldeki bütün oyuncuları istediği gibi eğitiyor. Artık gençler askerliği oyunlarda, ticareti reklamlarda, sevgiyi ise sanal avatarlarda öğreniyor. Yani hayatın bütün alanlarını sanal bir eğitim düzeni kuşatmış durumda. Bu düzende senin kültürün değil, küresel dünyanın kuralları ve kültürü öğretiliyor.
Bu ironik tablo aslında sadece meslek algılarının değil, insana verilen değerin de nasıl yok edildiğini gösteriyor.
Eskinin meslekleri saygıydı, vefaydı, hizmetti.
Bugünün meslekleri ise algoritma, içerik, sanal para ve şöhret…..
Bu dönüşüm, toplumsal yapıda ciddi bir krize neden oldu:
Eğitimli Kesimin İtibar Kaybı: Okuyan ve emek veren insanlar, okumayan ancak dijital dünyada hızlı kazanç sağlayanlar karşısında itibar kaybetti.
Ahlaki Çözülme: Paraya ve şöhrete ulaşma hırsı, ahlaki değerleri geri plana itti. Ahlaksız kazanç yolları, toplum tarafından normalleştirilmeye başlandı.
Sanal ve Gerçek Arasındaki Kopuş: Gençler, askerliği oyunlarda, ticareti reklamlarda, sevgiyi ise sanal avatarlarda öğrenir oldu. Gerçek hayat deneyimleri, sanal dünyanın gölgesinde kaldı.
Kültürel Yabancılaşma: Küresel dijital kültür, yerel değerleri ve gelenekleri aşındırarak gençleri kendi kültürlerine yabancılaştırdı.
Ve belki de en acı tarafı şudur:
Gelecekte insanlar artık “meslek” değil, “hesap” soracak:
— Kaç takipçin var?
— Kaç coin’in oldu?
— Kaç kişi seni izliyor?
….–insanları nasıl etkileriz ?
……
İşte bu toplumsal zeminde, köy odalarındaki eski fıkraların yerini de sanal dünyanın ironik hikâyeleri aldı. Bir damat adayı sorulduğunda artık “öğretmen mi, imam mı, ormancı mı?” diye değil; “YouTuber mı, influencer mı, çoban mı, coinci mi?” diye soruluyor sanki….ve gelin adayı da buna göre aranıyor….
Durumu bir fıkra daha iyi özetler; çünkü bazen gerçekleri ancak gülerek sindirebiliriz.
Zaman Odur ki
Delikanlı evlilik çağına gelmiş, gönlünü de bir güzele kaptırmış. Usul bu ya, anne-baba ve halayı yanına alıp kız tarafına tanışmaya gitmişler. Masada çaylar, börekler, kurabiyeler… Sohbet hoş.
Oğlan tarafı oğullarını öve öve bitiremiyor:
— Bizim oğlan çok çalışkan, çok yönlüdür. YouTuber, influencer… oyun geliştirici… Borsayla ilgileniyor, coin işlerine de girdi.
Kız babası kaşlarını kaldırmış:
— Patron mu?
— Yok.
— Müdür mü bari?
— Yok.
— Çoban mı? Kaç koyunu var?
Anne baba terlemeye başlamış:
— Yani öyle koyun değil efendim… coin. Sanal koyun yani.
Kız babası şaşırmış:
— Bizim köyde koyunun sanalı olmaz, kuzusu olur!
Tam iş karışacakken halası devreye girmiş, klasik kurtarıcı:
— Efendim boş verin coinini, koyununu. Biz oğlumuz hakkında çok güzel rüyalar gördük. Hocalara da gösterdik, dediler ki bu çocuk büyük adam olacak! Hatta iktidar partisinin kapıcısı yakın tanıdık…Siyasi desteğimiz de, torpilimiz de var….
Kız babası hafif bozulmuş:
— Peki sizin oğlan öyleyse, bizim kız da boş değil yaani !
Anne merakla sorar:
— Kızınız ne iş yapıyor efendim?
— Valla kızımız da çok çalışkan. Sabahları “TikTok canlı yayıncısı” üzerine giydiği çamaşır reklamlarını yapıyor, akşamları da “Instagram fenomenliği yapıyor” Arada “Metaverse’te arsa satıyor.” Hatta geçen gün sanal nikâh bile kıydı bir avatarla! Diploma satışları da yapıyor müşteri bulursa….
Oğlan annesi şokta:
— Amanın, bizim oğlanın coinlerini koyun zannediyordu… sizin kız da gelinliğini avatarla giymiş çıktı!
Kız babası gülmüş:
— Eh işte, bu zamanda gençler hep sanal. Kısmet olursa, düğünü de Zoom’dan yaparız artık!
Fıkradan Anladıklarımız
- “Sanat altın bileziktir.” (Türk atasözü, Anadolu geneli) Gerçek meslek, insanın elinde ve karakterinde kalıcı bir değerdir.
- “Demir tavında dövülür.” (Türk dünyası ortak sözü) Gençlik dönemi karakter, meslek ve hayat yönünün belirlendiği en kritik zamandır.
- “Harman yel ile, insan emek ile olur.” (Konya yöresi) Emek olmadan itibar ve kalıcılık beklenmez.
- “Saman alevi çabuk söner.” (Türk atasözü) Hızlı şöhret ve kolay kazanç uzun ömürlü olmaz.
- “Arpa eken buğday biçmez.” (Kayseri yöresi) Yanlış değerlerle yetişen nesilden sağlam sonuç beklenemez.
- “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” (Türk atasözü) Aile ve toplum önce kendi sorumluluğunu sorgulamalıdır.
- “Çırak ustayı geçerse sanat büyür.” (Bursa esnaf sözü) Eğitim ve meslek aktarımı kuşaklar arası saygıyla güçlenir.
- “Ağaç meyvesinden belli olur.” (Türk atasözü) Bir neslin yetişme biçimi, davranışlarında açıkça görülür.
- “Boş başak dik durur, dolu başak eğilir.” (İslam dünyasında yaygın hikmet sözü) Gerçek bilgi ve emek tevazu getirir, gösteriş değil.
- “El emeği göz nurudur.” (Anadolu geneli) Zahmetle kazanılan iş, dijital gösterişten daha değerlidir.
- “Çobansız sürü yola varmaz.” (Sivas yöresi) Rehbersiz büyüyen gençlik kolayca yön kaybı yaşar.
- “Kervan yolda dizilir.” (Türk atasözü) Meslek ve hayat deneyimle, zaman içinde oturur.
- “Acele işe şeytan karışır.” (Türk–İslam kültürü) Hızlı zengin olma tutkusu çoğu zaman yanlışa sürükler.
- “Öküz altında buzağı aranmaz.” (Anadolu halk sözü) Her parlayan dijital başarıyı gerçek sanmamak gerekir.
- “Terzi kendi söküğünü dikemez.” (Türk atasözü) Aileler bazen çocuklarına öğrettiği değerleri kendileri yaşatamaz.
- “Taşı delen suyun kuvveti değil, damlanın sürekliliğidir.” (İslam hikmet geleneği) Kalıcı başarı sabır ve istikrarla gelir.
- “Helal lokma geç girer, huzurla çıkar.” (Anadolu irfan sözü) Emekle kazanılan az bile olsa insanı rahat ettirir.
- “Davul dengi dengine çalar.” (Türk atasözü) İlişkiler ve evlilikler ortak değer zemini ister.
- “Köksüz fidan rüzgâra dayanmaz.” (Doğu Anadolu sözü) Kültürel aidiyet kaybı gençleri savunmasız bırakır.
- “Kuru şöhret karın doyurmaz.” (Gaziantep yöresi) Takipçi ve görünürlük, gerçek hayat becerilerinin yerini tutmaz.
Metin KOCA