Önce İnsan, Sonra Dünya
İnsan garip mahlûk azizim.
Kendini bilmeden dünyayı yorumlar; okumadan yazar, öğrenmeden öğretir.
Üç kitapla filozof, üç video ile ekonomist, üç lafla siyasi uzman kesilir.
Oysa ne ekonominin e’sinden haberi vardır, ne siyasetin vicdanından.
Ama konuşur. Hem de öyle bir konuşur ki sanırsın Harvard’dan yeni döndü, Oxford’un arka bahçesinde çay içti.
Hayatta hep birilerini suçlarız…
“Bilmiyor.”
“Yanlış yaptı.”
“Cahil, zaten anlamaz.”
Sanki biz her şeyi doğru yapar, her şeyi biliriz. Kendimize toz kondurmayız ama başkasını toz bezi gibi sileriz. Komik düşeriz de gülmeyi bile beceremeyiz.
Özgürlük deriz çokça. Ama özgür olmak kolay mı?
Okumayı, sorgulamayı, araştırmayı gerektirir. Bilgiyi yüklenmeyi, sonra o bilgiyi taşıyabilmeyi ister. Oysa biz, özgürlüğü bile başkasından bekleriz.
Sorumluluk büyük yüktür ya, hemen birilerine taşırız. Biraz Adem gibi, biraz Havva gibi. Hâlâ ilk elmanın faturasını şeytana kesmekle meşgulüz.
“Ben yemedim, o yedirdi!”
“Ben bilmiyordum, kandırıldım!”
İnsan kendini sorguladığında canı acır, bu doğrudur. Belki de o yüzden herkes kaçıyor kendi iç yüzüne bakmaktan.
Yüzleşmekten korkuyor – korkuyoruz.
Taklit etmek daha kolay. Sorgulamak zahmetli, örnek olmak sorumluluk ister.
Bilmek gerekir ki lafla insan olunmaz, olunmadığı gibi dünyayı da düzeltemezsin..
Cemaatler…Tarikatlar… İzmler….İstler…işten özgürlükten kaçanlar için değil mi…
Din ”oku” ile başlar ama bu gruplar anlayamazsın der.
Önce bizimkini oku der.
Biz iyi diğerleri kötü der…
Aslını sorarsan Azizim!
Fırka- i Naciye yok. Hepsi Cilveli Naciye olmuş…
Anlayabilene..
Ama bir gerçek var:
İnsan kendini düzeltirse dünya da düzelir.
Bu, bir slogandan öte bir varoluş yasasıdır.
Bakın, koca Kafkaslara, zamanı evvelde din götüren bir ordu değil, bir tüccardır. Çünkü güven vermek, dürüst olmak, örnek olmak tek başına dağları devirebilir.
Bir de bizim çarşılara bak azizim. Aynı sokakta iki dükkân; biri 100 lira der, diğeri aynı ürüne 150. “Bereket versin” demeden “Nasıl kazıklayayım” diye düşünen esnafın vicdan terazisi bozulmuştur. Sonra da çıkıp dürüstlükten dem vurur.
Hani bir buyruk der ya:
“Nasılsanız öyle yönetilirsiniz.”
Doğrudur.
Çünkü niyetini düzeltmeyen, fikir düzeltemez. Fikri bozuk olanın duygusu da çarpıktır. Duygusu eğri olanın davranışı yamuktur. Ve bu yamukluklar bir araya geldi mi, ortaya çıkana “dünya düzeni” ” varolan sistem” diyoruz. Oysa o düzen dediğimiz şey, aslında insanların ortak niyetinin yansımasıdır.
İnsan değişirse, bakışı değişir.
Bakışı değişirse, davranışı değişir.
Davranışı değişirse, dünya değişir.
Yani çözüm dışarda değil; içerdedir, içimizdedir.
Düzelirse dünya ve de insan, işte o zaman silahla değil sevgisizlik korkutur bizi. Düzelmez ise kalplerimiz mayın tarlasına döner.
Herkes birbirinin içinden kuşkuyla geçer. O yüzden azizim, önce kendimizi düzeltmeden dünyayı düzeltmeye kalkışmak, eğri cetvelle doğru çizgi çizmeye benzer.
Velhasıl…
Dünya çok büyük bir yapboz.
İşte şimdi anlatacağımız fıkrada, küçük bir çocuğun, koca bir dünyayı nasıl toparladığına şahit olacağız.
Zaman Odur ki
Adam, modern dünyanın çarklarında haşat olmuştu.
Tatil demişlerdi ama o tatil, kredi kartı ekstresi kadar kısa, trafik kadar yoğundu.
Üç kuruşluk huzur, beş kuruşluk borçla satılıyordu bu çağda.
Neyse…
Akşam eve geldi, yorgun, bitik. Bir kahve içecek hâli bile yoktu. “Bu sefer sadece koltuğa uzanacağım,” dedi kendi kendine.
Plan basit: ”Uzan, uyu, rüya gör, sabah borçlarını unutmuş gibi davran.”
Tam koltuğa gömüldü ki…
— “Baba!” dedi minik oğlu, sesindeki heyecan Disney müziği gibi çınlıyordu, “Tatilde beni gezdirecektin. Söz vermiştin!”
Adamın gözleri kısıldı. Söz vermişti evet, ama vücut, onu taşımayacak kadar emekli hissediyordu kendini.
Baba yalan söyleyemezdi, ama gezmeye de gidemezdi. Yorgundu. Arada kalmıştı.
Gözü masanın üzerindeki, alınmış ama yapılmamış dünya haritası yapbozuna takıldı.
— “Bak oğlum,” dedi, “bu dünya haritası yapbozu çok güzel. Kıtalar, ülkeler, adalar biraz karışık ama sen zekisin.. Hadi sen bunu tamamla. Bitirince gezmeye gideriz.”
Kendi kendine de düşündü: “Zaten yapamaz… Ben de bu arada şekerleme yaparım.”
Çocuk yapbozu aldı, dikkatlice masaya serdi. Adam ise uzandı ve modern insanın tek lüksü olan kısa uykuya daldı.
Bir süre sonra, tatlı bir rüyanın tam ortasında çocuk dürttü:
— “Baba kalk! Yapbozu bitirdim. Hadi gezmeye!”
Adam, uykuyla uyanıklık arasında bir yerde homurdandı:
— “Yapbozu bitirince gideriz demiştim oğlum… ama sen onu şimdi..hemen..nasıl yaani…”
Çocuk masayı işaret etti. Baba gözlerini ovuşturup baktı. Harita tamamdı! Kıtalar doğru yerde, adalar denizlerde ve okyanuslarda…okyanuslar bile mavi duruyordu. Adamın ağzı açık kaldı.
— “Aaa… Oğlum bu nasıl oldu? Sen bu koskoca dünyayı nasıl birleştirdin?!”
Çocuk gayet sakin cevapladı:
— “Çok kolay oldu baba. Yapbozun arkasında bir insan resmi vardı. Ben önce insanı düzelttim, sonra bir baktım ki dünya kendiliğinden düzeldi!”
Fıkradan Anladıklarımız.
-
“Kendini bilmeyen, âlemi ne bilsin.” Dünyayı düzeltmeye kalkmadan önce insan kendini tanımalıdır.
-
“İnsan âlemin aynasıdır.” Dünya, içinde yaşayan insanların iç hâlinin bir yansımasıdır.
-
“Ne ekersen, onu biçersin.” İnsanın niyeti, dünyanın düzenini belirler. Niyet bozuksa sonuç da bozuk olur.
-
“Üzüm üzüme baka baka kararır.” Taklit toplumları çoğaltır; sorgulayan ise dönüşüm başlatır.
-
“Ağaç yaş iken eğilir.” Eğitim, karakter ve bilinç küçük yaşta verildiğinde büyük değişimler kolaylaşır.
-
“Sakla samanı, gelir zamanı.” Küçük bir çocuğun sözleri bile bazen koca dünyaları yerinden oynatabilir.
-
“Ayağını yorganına göre uzat.” Haddi, hakkı, ölçüyü bilmeden yönetmeye kalkmak, dünyayı karmaşaya sürükler.
-
“Söz gümüşse, sükût altındır.” Bilgisizce konuşmak değil, derin düşünmek ve örnek olmak kıymetlidir.
-
“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” Hakikati dile getiren, önce yalnız kalır; ama sonunda hak yerini bulur.
-
“Bal tutan parmağını yalamamalı.” Emanete sadakat, insanın asıl ölçüsüdür. Tüccar da, yönetici de dürüst olmalı.
-
“İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” Suçu başkalarında aramak kolaydır; zor olan aynayı kendine tutmaktır.
-
“Bir mıh bir nal kurtarır; bir nal bir at; bir at bir yiğit; bir yiğit bir vatan.” Küçük gibi görünen bir insan davranışı, tüm toplumu değiştirecek güce sahiptir.
-
“Her koyun kendi bacağından asılır.” Sorumluluk başkasına yüklenmez; herkes kendi davranışından mesuldür.
-
“Nasıl bakarsan öyle görürsün.” Bakış açısını değiştiren insan, hem kendini hem dünyayı yeniden tanımlar.
-
“Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.” (Mevlânâ)
Örnek olmak, başkalarını aydınlatır ve dünya yapbozunun parçalarını yerine oturtur.
Metin KOCA
