112.İnek Bahane, Gönül Şahane

112.İnek Bahane, Gönül Şahane

Bir rüzgâr eser bazen içten içe…

Görülmez, ama kalbe dokunur.

İnsan bazen kendi içine eğilir, kendi geçmişini sorgular….

Kiminin gözyaşı olur tövbesi, kiminin sessizliği çığlık gibidir.

Bu hayat, yalnızca bedenle yaşanmaz; ruh da bu yolculukta acıkır, susar, kirlenir, temizlenmek ister.

Bazı hakikatler vardır ki sadece gözle görülmez, kalple sezilir.

Söz yetmez anlatmaya, akıl yeterli olmaz anlamaya. İşte inanç da böyledir…

Tüm kainat bir sır gibi döner. Göğe bakar; ama aslında kalbinin semasında bir ışık arar. O ışık, Yaradan’ın varlığıdır… Sahipsiz olmadığını hissetmenin, bir Kudret’e yaslanmanın verdiği sükunettir.

Hayat bazen susar, bazen bağırır. Bazen öyle bir yerden canın yanar ki;  haksızlığa uğrarsın, dostun bile sırtını döner.

Bir zaman gelir, gülün solar, kelebeğinin kanadı incinir, yalnız kalırsın. Ama işte tam da o yerde, bir ses fısıldar içinden: “Sen yalnız değilsin… Ben senin Rabbinim… Sana şah damarından daha yakınım.”

İnsan bu dünyada sınanır; kimi zaman nimetle, kimi zaman nefsle.

Kazanır, kaybeder. Düşer, kalkar. Ama bazen öyle bir an gelir ki, kazandığı her şey bir yük olur sırtına. “Ben neyle yaşıyorum, neyle besleniyorum, neyle helalleşiyorum?” diye sorar kendine.

İnanç; sadece camide saf tutmak, oruç tutmak, şekli ibadetlerle meşgul olmak değildir.

İnanç, ahlaktır.

Helale hassasiyet göstermek, haramdan sakınmak, bir lokmanın bile hesabını yapmaktır. Çünkü kalbe giren her şey ya arındırır insanı ya da kirletir.

Bazen bir hata yapılır. Ama peşinden pişmanlık gelir, arınmak arzusu… İşte bu noktada niyet ve yöntem ayrılır.

Bazı gönüller vardır ki lekeye tahammül edemez. Su gibidir; berrak olmak ister.

Bazı gönüller ise deryadır; çok şeyi taşır içinde ama yine de kirlenmez.

İşte bu hikâye, sadece bir inekle ilgili değil. Bir insanın içsel muhasebesiyle, iki büyük gönül insanının hikmetiyle ve hakiki din anlayışıyla ilgilidir.

Din, özünde temiz kalma çabasıdır.

Haramla kirlenen bir kazancın, helale dönüşüp dönüşemeyeceğini sorgulayan bir adamın, hem Hacı Bektaşi Veli’den hem Mevlâna’dan aldığı cevabın içinden geçen bir gönül yolculuğudur.

Bu hikâye, bir inekten çok daha fazlasıdır…

Zaman Odur ki

“ Ne yaparsan yap, yine gel…diyen Mevlâna ile “ Kötüysen, kötü olacaksan gelme…diyen Hacı Bektaşi Veli arkadaştır. Veya aynı dönemde yaşamışlardır.

Zamanın birinde bir adam, dünya hırsına kapılarak haram yollardan büyük bir servet elde etti. Nefsinin sesine kulak vererek kazandı, kazandıkça kirlendi. Ama kalp işte… Bir noktada sızlamaya başlar. Vicdan denilen ses, en kalabalık anlarda bile sessizce konuşur insana.

Gün geldi, adam içten içe pişmanlık duymaya başladı. İçinde yanan o sessiz yangınla, “Bu kazancı nasıl helal ederim?” diye düşünmeye başladı. Haramla geleni, hayırla uğurlamak istiyordu. Haramla kazandığı ineğini elinden çıkarmak istiyordu. Elindeki ineği alıp yola çıktı. Niyeti, o inek üzerinden gönlünü temizlemekti. Ve ilk durağı, Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergâhı oldu.

İçeri girdi, başını öne eğerek şöyle dedi:

—“Efendim, bu ineği haram yolla kazandım. Lakin artık tövbe ettim. Bu günahı üzerimden atmak, bu ineği hayır yolunda kullanarak helalleşmek istiyorum. Dergâhınıza bağışlamak isterim. Kabul eder misiniz?”

Hacı Bektaş-ı Veli mahzun ama net bir ifadeyle cevap verdi:

—“Evladım, niyetin güzel, lakin haram kazançla gelen bir malı, biz bu dergâhta kabul edemeyiz. Çünkü biz müritlerimize helal lokma yediririz. Haramı, soframıza koyamayız. Allah katında bunun hesabını veremeyiz.”

Adam başını eğdi. Sessizce dergâhtan ayrıldı. Ama içindeki iyilik arzusu sönmemişti. Bu kez Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin dergâhına yöneldi. Aynı sözleri orada da söyledi. Ve Mevlâna bu ineği kabul etti.

Adam şaşkındı. Düşündü, taşıdı, duramadı. Mevlâna’ya döndü ve sordu:

—“Efendim, bu ineği Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerine de götürdüm. Lakin ‘haramdır’ diyerek kabul etmedi. Siz neden kabul ettiniz?”

Mevlâna tebessüm etti:

—“Evladım… Hacı Bektaş-ı Veli bir şahin gibidir. O, leş yemez. Temizden başkasını gönlüne almaz. Biz ise bir karga gibiyiz. Kirliden de ders alırız. Belki senin bu bağışınla bir ruh temizlenir, bir kalp uyanır. O yüzden kabul ettik.”

Adam bu sözlerin hikmetini anlamaya çalıştı ama kafası hâlâ karışıktı. Yeniden yollara düştü, Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzuruna bir kez daha çıktı. Bu defa Mevlâna’nın sözlerini nakletti.

Hacı Bektaş-ı Veli gülümsedi, gözleri derinlikten bir damla gibi parladı:

—“Evladım, bizim gönlümüz bir su birikintisidir. Senin ineğin o suya düşerse, suyu bulandırır. Ama Mevlâna Hazretleri’nin gönlü bir okyanustur. Senin gibi binlerce inek düşse de o gönül kirlenmez. Herkesin kabulü, gönlünün genişliği kadardır. O yüzden o kabul etti, ben edemedim.”

Fıkradan Anladıklarımız:

1. “Haram lokma boğazdan geçer, gönülden geçmez.” (Konya yöresi halk atasözü) İnsan haram kazancı elinden çıkarabilir ama vicdanındaki yük kolay silinmez.

2. “Lokmanın helali dizde, haramı yüzde görünür.” (Kayseri yöresi atasözü) Kazancın niteliği zamanla insanın ahlakına ve duruşuna yansır.

3. “Kirli su akar, izi kalır.” (Karadeniz yöresi atasözü) Yanlış yolla kazanılan malın etkisi kolay kolay ortadan kalkmaz.

4. “Tövbe edenin yolu uzar, niyeti arınır.” (Tasavvuf halk hikmeti) Samimi pişmanlık insanı içsel dönüşüme götürür.

5. “Her kap her lokmayı almaz.” (Anadolu’nun iç kesimlerinde kullanılan halk sözü) Her gönül ve her mekân aynı şeyi kabul etmez; kabul ölçüsü farklıdır.

6. “Deryaya düşen çöp suyu bulandırmaz.” (Rumeli Türkleri atasözü) Geniş gönüllü insanlar küçük kusurları büyütmeden dönüştürebilir.

7. “Sığ su çabuk bulanır.” (Türkistan atasözü) Dar bakış ve zayıf karakter küçük meselelerde bile kolay sarsılır.

8. “Helal lokma, gönlün kandilidir.” (Sivas yöresi atasözü) Temiz kazanç insanın ruhunu aydınlatır.

9. “Vicdan susarsa gönül kararır.” (Erzurum halk sözü) İç muhasebesi olmayan insan doğruyu yanlıştan ayıramaz.

10. “İyi niyet, doğru yol ister.” (Amasya yöresi halk atasözü) Samimiyet tek başına yetmez; yöntem de ahlaki olmalıdır.

11. “Dibi dar kap çabuk taşar.” (Türkmen atasözü) Dar gönüller küçük meselelerle hemen kirlenir.

12. “Geniş deniz çamur tutmaz.” (Karadeniz halk sözü) Derin ve olgun ruhlar, kirli niyetleri bile dönüştürme gücüne sahiptir.

13. “Helalden gelen huzur, haramdan gelen korkudan iyidir.” (Anadolu halk atasözü) Temiz kazanç az olsa da insana iç huzuru verir.

14. “Kusur malda değil, elde başlar.” (Türk dünyası halk sözü) Asıl mesele eşyanın kendisi değil, ona ulaşma biçimidir.

15. “Temiz suyu kirli tas bozar.” (Ordu yöresi atasözü) Güzel niyet, yanlış araçlarla gölgelenebilir.

16. “Gönül darsa söz ağır gelir.” (Karadeniz atasözü) İç dünyası dar olan insan hakikati taşımakta zorlanır.

17. “Niyet temizse yol da temiz olmalı.” (Tasavvuf hikmet sözü) Sonucun iyi olması, yanlış yöntemi meşru kılmaz.

18. “Kazanç kapıda değil, vicdanda helal olur.” (Yozgat yöresi sözü) Bir malın temizliği yalnız görünüşle değil, kazanılış biçimiyle ölçülür.

19. “Okyanus bir damlayla kirlenmez.” (Mevlevi halk hikmeti) Büyük gönüller küçük kirleri içine alıp dönüştürebilir.

20. “Gönlü temiz olan, lokmanın hesabını sorar.” (Türk halk atasözü) Gerçek inanç, kazancın ve lokmanın kaynağına dikkat etmeyi gerektirir.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir Yorum

  1. Nereye gideceğini bilen bir şekilde doğru adresi buluyor.
    Kaleminize sağlık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir