İnek Bahane, Gönül Şahane

İnek Bahane, Gönül Şahane

Bir rüzgâr eser bazen içten içe…

Görülmez, ama kalbe dokunur.

İnsan bazen kendi içine eğilir, kendi geçmişini sorgular….

Kiminin gözyaşı olur tövbesi, kiminin sessizliği çığlık gibidir.

Bu hayat, yalnızca bedenle yaşanmaz; ruh da bu yolculukta acıkır, susar, kirlenir, temizlenmek ister.

Bazı hakikatler vardır ki sadece gözle görülmez, kalple sezilir.

Söz yetmez anlatmaya, akıl yeterli olmaz anlamaya. İşte inanç da böyledir…

Tüm kainat bir sır gibi döner. Göğe bakar; ama aslında kalbinin semasında bir ışık arar. O ışık, Yaradan’ın varlığıdır… Sahipsiz olmadığını hissetmenin, bir Kudret’e yaslanmanın verdiği sükunettir.

Hayat bazen susar, bazen bağırır. Bazen öyle bir yerden canın yanar ki;  haksızlığa uğrarsın, dostun bile sırtını döner.

Bir zaman gelir, gülün solar, kelebeğinin kanadı incinir, yalnız kalırsın. Ama işte tam da o yerde, bir ses fısıldar içinden: “Sen yalnız değilsin… Ben senin Rabbinim… Sana şah damarından daha yakınım.”

İnsan bu dünyada sınanır; kimi zaman nimetle, kimi zaman nefsle.

Kazanır, kaybeder. Düşer, kalkar. Ama bazen öyle bir an gelir ki, kazandığı her şey bir yük olur sırtına. “Ben neyle yaşıyorum, neyle besleniyorum, neyle helalleşiyorum?” diye sorar kendine.

İnanç; sadece camide saf tutmak, oruç tutmak, şekli ibadetlerle meşgul olmak değildir.

İnanç, ahlaktır.

Helale hassasiyet göstermek, haramdan sakınmak, bir lokmanın bile hesabını yapmaktır. Çünkü kalbe giren her şey ya arındırır insanı ya da kirletir.

Bazen bir hata yapılır. Ama peşinden pişmanlık gelir, arınmak arzusu… İşte bu noktada niyet ve yöntem ayrılır.

Bazı gönüller vardır ki lekeye tahammül edemez. Su gibidir; berrak olmak ister.

Bazı gönüller ise deryadır; çok şeyi taşır içinde ama yine de kirlenmez.

İşte bu hikâye, sadece bir inekle ilgili değil. Bir insanın içsel muhasebesiyle, iki büyük gönül insanının hikmetiyle ve hakiki din anlayışıyla ilgilidir.

Din, özünde temiz kalma çabasıdır.

Haramla kirlenen bir kazancın, helale dönüşüp dönüşemeyeceğini sorgulayan bir adamın, hem Hacı Bektaşi Veli’den hem Mevlâna’dan aldığı cevabın içinden geçen bir gönül yolculuğudur.

Bu hikâye, bir inekten çok daha fazlasıdır…

Zaman Odur ki

“ Ne yaparsan yap, yine gel…diyen Mevlâna ile “ Kötüysen, kötü olacaksan gelme…diyen Hacı Bektaşi Veli arkadaştır. Veya aynı dönemde yaşamışlardır.

Zamanın birinde bir adam, dünya hırsına kapılarak haram yollardan büyük bir servet elde etti. Nefsinin sesine kulak vererek kazandı, kazandıkça kirlendi. Ama kalp işte… Bir noktada sızlamaya başlar. Vicdan denilen ses, en kalabalık anlarda bile sessizce konuşur insana.

Gün geldi, adam içten içe pişmanlık duymaya başladı. İçinde yanan o sessiz yangınla, “Bu kazancı nasıl helal ederim?” diye düşünmeye başladı. Haramla geleni, hayırla uğurlamak istiyordu. Haramla kazandığı ineğini elinden çıkarmak istiyordu. Elindeki ineği alıp yola çıktı. Niyeti, o inek üzerinden gönlünü temizlemekti. Ve ilk durağı, Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergâhı oldu.

İçeri girdi, başını öne eğerek şöyle dedi:

—“Efendim, bu ineği haram yolla kazandım. Lakin artık tövbe ettim. Bu günahı üzerimden atmak, bu ineği hayır yolunda kullanarak helalleşmek istiyorum. Dergâhınıza bağışlamak isterim. Kabul eder misiniz?”

Hacı Bektaş-ı Veli mahzun ama net bir ifadeyle cevap verdi:

—“Evladım, niyetin güzel, lakin haram kazançla gelen bir malı, biz bu dergâhta kabul edemeyiz. Çünkü biz müritlerimize helal lokma yediririz. Haramı, soframıza koyamayız. Allah katında bunun hesabını veremeyiz.”

Adam başını eğdi. Sessizce dergâhtan ayrıldı. Ama içindeki iyilik arzusu sönmemişti. Bu kez Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin dergâhına yöneldi. Aynı sözleri orada da söyledi. Ve Mevlâna bu ineği kabul etti.

Adam şaşkındı. Düşündü, taşıdı, duramadı. Mevlâna’ya döndü ve sordu:

—“Efendim, bu ineği Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerine de götürdüm. Lakin ‘haramdır’ diyerek kabul etmedi. Siz neden kabul ettiniz?”

Mevlâna tebessüm etti:

—“Evladım… Hacı Bektaş-ı Veli bir şahin gibidir. O, leş yemez. Temizden başkasını gönlüne almaz. Biz ise bir karga gibiyiz. Kirliden de ders alırız. Belki senin bu bağışınla bir ruh temizlenir, bir kalp uyanır. O yüzden kabul ettik.”

Adam bu sözlerin hikmetini anlamaya çalıştı ama kafası hâlâ karışıktı. Yeniden yollara düştü, Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzuruna bir kez daha çıktı. Bu defa Mevlâna’nın sözlerini nakletti.

Hacı Bektaş-ı Veli gülümsedi, gözleri derinlikten bir damla gibi parladı:

—“Evladım, bizim gönlümüz bir su birikintisidir. Senin ineğin o suya düşerse, suyu bulandırır. Ama Mevlâna Hazretleri’nin gönlü bir okyanustur. Senin gibi binlerce inek düşse de o gönül kirlenmez. Herkesin kabulü, gönlünün genişliği kadardır. O yüzden o kabul etti, ben edemedim.”

Fıkradan Anladıklarımız:

  1. Helal olmayan her kazanç, ruha yüktür; mal değildir.

  2. İnanç, sadece ibadet değil, aynı zamanda sorumluluktur.

  3. Bir davranışın dini görünmesi, onu doğru kılmaz.

  4. Dini kullanmak, en tehlikeli istismardır.

  5. Arınma niyeti güzel olsa da, yöntem de doğru olmalıdır.

  6. Her gönül aynı derinlikte değildir; bazıları leşle bulanır, bazıları temiz kalır.

  7. Dini temsil etmek, büyük bir hassasiyet ve samimiyet gerektirir.

  8. Haram, sadece mideyi değil, vicdanı da kirletir.

  9. Gerçek dindarlık, şekilcilikte değil; ahlâkta ve dürüstlükte gizlidir.

  10. Tövbe, pişmanlıkla başlar ama samimiyetle tamamlanır.

  11. Zenginlik, sadece malda değil, gönlün genişliğindedir.

  12. İnanç, kalbin derinliğinde filizlenir; gösterişte değil.

  13. Güzel insanlar, kırmadan öğretir; incitmeden düzeltir.

  14. İki doğru insan, farklı yöntemlerle aynı hakikati yaşatabilir.

  15. Helali seçmek, sadece yemekle değil, kazançla da ilgilidir.

  16. Vicdanlı olmak, dindar olmaktan önce gelir.

  17. Dini temsilde sorumluluk, halkı kandırmak değil, aydınlatmaktır.

  18. Kusurlar dini değil, kişiyi bağlar. Din, hatasızdır; insanlar değildir.

  19. Yüce gönüllüler, küçüklükleri büyüklükle yutar, yine de bulanmaz.

  20. Hakk’a giden yolun ilk durağı, helal lokmadır.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir Yorum

  1. Nereye gideceğini bilen bir şekilde doğru adresi buluyor.
    Kaleminize sağlık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir