“Biz Böyle Hatırlarız Hocam!”
İnsanoğlu yeryüzüne düştüğü günden beri kendini tanımaya çalışır. Kimisi aynada bulur cevabını, kimisi sosyal medyada… Kimisi de “Ben neyim?” diye soracağına, “Ben en iyiyim” diyerek tüm soruları susturur.
Günümüz modern dünyasında bir salgın var: Adı “benlik virüsü.”
Bu virüs, başkasını dinlemeyi bozar, empatiyi öldürür, “bana göre” cümlesini kutsal metin sanır. Kendini dünyanın merkezi sananlar, başkasının yörüngesinde dönmeyi aşağılık kompleksi zanneder.
“Benim zevkim, benim doğrum, benim doğrularımla yaşarsan seni severim” diyen, aslında kendi küçücük dünyasını Tanrı’nın evreni gibi pazarlayan bir bencillik çağındayız.
Ama insan tek başına değildir; ne yaratılışta, ne hayatta, ne de mezarda.
Adem yalnızken bile yanında Havva’yla tamamlandı. Tatlıyı bilmek için acıyı, doğruyu seçmek için yanlışı tanımak gerekir. Siyahın varlığı, beyazın güzelliğini gösterir.
O halde neden bu kadar “tek başıma her şeyi bilirim”cilik?
Benlik şiştikçe, toplumsal bağlar inceliyor.
Birinin çayı nasıl içtiğine bile tahammülümüz yok. “Limonlu içmiş, kendine gelmesi lazım” diye dedikodu yapıyoruz.
Hediyeyi bile “ben beğeniyorsam güzel” diye veriyoruz. Oysa hediye, karşındakini anlamaktır; kendini ispat değil.
Bazen en pahalı hediye, en anlamsız olandır; bazen bir fıkra, bir bakış, bir “geçmiş olsun” en unutulmaz armağandır.
Ama bunu anlatmak kolay değil. Hele ki kültürel farklar devreye girince…
Bir Amerikalıya “unutulmaz olalım” dersen, sana Starbucks kupası verir.
Bir Karadenizli unutulmaz olmak isterse…
Sana bir çeyrek altınla ömürlük bir acı bırakır.
Ve sen o hediyeyi… oturdukça hatırlarsın!
Toplumsal dayanışmayı, bireysel bencilliğe tercih eden Karadenizli kardeşlerimizin ben değil, biz diyerek verdikleri hediye öyle bir hediyedir ki…
Bedeni küçültür, ama hatırayı büyütür!
Şimdi gelin, “ben”leri biraz susturalım, “biz”le gülelim.
Çünkü bazen bir toplumun en büyük felsefesi, bir sünnet hikâyesinde gizlidir…
Zaman odur ki
Zamanın birinde Karadeniz’de işler ciddiye binmişti. Memleketin hali malum: psikolojik bunalımlar, toplumsal çürümeler, entel dertler, bireysel çözümler…
Bunlara çare olsun diye Karadenizliler, o sene hamsi yememeye karar verdiler. Birikimle ne yapılır? Tabii ki konferans! Hem de Amerikanyalı bir bilim adamını getirtip “topluma nasıl çeki düzen veririz” diye dinlemek şart olmuştu.
Amerikanyalı profesör bir hafta önceden geldi.
Hem yöreyi tanıyayım dedi, hem tatilimi yapayım.
Kemençe duyunca kalp atışı hızlandı, mısır ekmeğine aşık oldu, üç gün sisin içinde yönünü kaybetti ama yine de memnun kaldı.
Konferans günü geldi çattı. Salonda iğne atsan yere düşmez.
Profesör sahneye çıktı, konuştu da konuştu:
– “Toplumun iyileşmesi için bireyin ruh sağlığı önemlidir. Bencillikten arınmak gerekir…”
Sanki Temel’in kaynanasını anlatıyor! Herkes mest oldu.
Konferans sonunda alkışlar, fotoğraflar, selfieler…
Ama iş burada bitmedi.
Profesörün gidişi yaklaşırken, Karadenizlilerin aklına bir soru düştü:
“Bu adama ne hediye verelim ki, bizi unutmasın?”
Toplantı üstüne toplantı yapıldı.
– Kullanışlı olacak…
– Her gün bizi hatırlatacak…
– Biraz acı, biraz tatlı olacak…
– Medeniyeti göreni bile şaşırtacak…
Ama karar çıkmadı. Ta ki Temel, Başkan İdris’in kulağına bir şey fısıldayana kadar…
Sonrası mı?
Olaylar öyle bir gelişti ki…
Profesör acilen hastaneye kaldırıldı!
Binlerce kişi hastane önünde: “Geçmiş olsun profesör! Her şey sizi unutmamak içindi!”
Başkan, Temel ve heyet hastaneye girdiler.
Odada yatmakta olan şaşkın, hafif morarmış profesöre yaklaştılar.
Başkan, cebinden çıkardığı çeyrek altını profesörün yakasına iliştirdi ve dedi ki:
— “Geçmiş olsun… Sünnetiniz hayırlı olsun! İnşallah bizleri unutmazsınız…”
Fıkradan Anladıklarımız
-
-
“Ben en iyisiyim” diyeni hayat test eder; Karadenizliler sünnet eder.
-
Empati eksikliği bazen acı verir… Gerçek anlamda!
- Her hatırlanmak isteği, karşıda sevinç yaratmaz.
- Kültürel farklar sadece mutfakta değil, cerrahi düzeyde de hissedilir.
-
Mizah, toplumsal farkındalığın en keskin bisturisidir.
-
“Biz” olmak, bazen tek bir çeyrek altına bedel olabilir.
-
Toplumsal iyilik, bazen yanlış organlarda tezahür eder.
-
Bencillik, hediyede bile kendini gösterir: “Ben böyle iyi hatırlanırım.”
-
Her iyi niyetli eylem, doğru sonuç doğurmaz.
-
Profesörlük bilgi gerektirir ama Karadeniz’de refleks şarttır.
-
Kültürlerarası diyalog, tercümanla değil, travmayla kurulur bazen.
-
Her iyilik unutulmaz değildir, ama bazıları asla unutturulmaz!
-
Bir konferans her şeyi değiştirebilir: özellikle oturma alışkanlıklarını.
-
Mizah, toplumsal eleştiriyi keskinleştirir ama gülümseterek anlatır.
-
Toplumlar hediye verirken aslında kendilerini anlatır.
-
“Ben” kültürü, “biz” toplumunun karşısında trajikomik kalır.
-
Fedakârlık, bazen fazla ileri gider.
-
Hatırlanmak güzel şeydir, ama her hatıra gülümsetmeyebilir.
-
Karadeniz mantığıyla dünyayı kurtarırsın; ama önce birkaç kişiyi bayıltırsın.
-
Mizah, en acı gerçekleri anlatmanın en zarif yoludur.
-
Metin KOCA
