
110.Kabak Devri İçin Birkaç Kavak Dikeyim Bari!
Eskiden bir laf vardı: “İşi ehline verin.” Şimdi bu laf, duvar süsü oldu. Yeni versiyonu şöyle: “İşi, akrabasına, dayısına, hemşehrisine, partilisinin oğluna, kızının damadına ver!”
Ehil olmak mı? O artık CV’de şirin duran bir kelime sadece.
Gerçekte aranan şey: tanınan, bilinen, yalakalıkta deneyimli, sadakatli ve ağzı sıkı olmak! Hele bir de “Bizim çocuk” kontenjanındansan, önünde ne mülakat durabilir ne de bilgi. Hatta bazen, işe alınan kişi, ne iş yaptığını bile bilmiyor — ama önemli değil, zaten ona iş yaptırmak da gerekmiyor. Yeter ki koltukta dursun, tabelada ismi yazsın, “Bizimkilerden biri” desinler.
Öyle bir çağdayız ki, artık zeka değil çevre, emek değil etiket, üretkenlik değil görüntü konuşuyor.
Üniversitelerden değil, kulislerden çıkıyor kadrolar. Mülakatlar, “soruları bilen değil, soruyu soranı tanıyan” içindir artık. Kurumlar bilgiye değil, sadakate göre yönetiliyor; liyakat değil lobi, adalet değil ahbap-çavuş ilişkileri belirleyici.
Bu düzen içinde, yıllarını verip kendini geliştiren bir öğretmen, bir mühendis, bir doktor, ancak kendi çocuğunun okul masraflarını hesaplayabilirken; torpille makama gelen biri, aynı hafta içinde son model araçla kuruma giriş yapabiliyor. Faturayı ehil olanlar ödüyor ama hesabı yiyenler başka!
Adaletin kantarı bozulmuş ama kantarcı hâlâ işin başında. Bilen susuyor, susan yükseliyor. Konuşanlar sürülüyor, sustukça büyüyenler “vizyoner yönetici” diye pazarlanıyor. Ve en acısı da şu: halk buna alıştı. “Yapacak bir şey yok” cümlesi, her gün milyonlarca vicdanı uyuşturuyor.
İşte bu yüzden düşündüm: Bu çağda, kabağın hızına özenenlerin kol gezdiği bir düzende, kavak dikmek delilik sayılabilir. Ama belki de tam da bu yüzden, birkaç kavak dikmek lazım. Çünkü sabırla büyüyen, gölge de verir, kök de salar. Hem ne demiş atalar: “Hızlı gidenin sonu ya uçurumdur ya da kabak tadı verir.”
İnsan iki yoldan zengin olur der İbni Haldun. Ya miras yoluyla, ya devlet ( makam — mevki) Ya bugün…???
Kabak devri gelmiş olabilir. Ama bu, kavakların susacağı anlamına gelmez. O zaman biz de dedik ki:
“Kabak Devri İçin Birkaç Kavak Dikeyim Bari!”
Zaman odur ki
Bir zamanlar, Temel’in oğlu yeni işe başlamıştı. Hem de öyle sıradan bir işe değil ha!
İlk haftadan makam odası, ikinci haftada makam aracı, üçüncü haftada makam şöforü… Dördüncü haftayı gören olmadı zaten, çünkü o artık “makamdan sorumlu üst düzey vizyoner koordinatör vekili” olmuştu.
Temel, oğlunun bu jet hızla yükselişinden pek gururlanmıştı. Mahallenin kahvesine oturdu mu, hemen başlardı anlatmaya:
— Ula Üsin Emmi! Ha bu çocuk çok zeki bee! Hükümet değerini bildi de, üç yılda nereden nereye getirdi….
— Ula uşağum varyaa, öyle zekii ki, sabah kahvaltısında beyin yer, akşam menüsüne strateji koyar! Bunu gören müdür, “Bu çocukta gelecek var” dedi de, iki gün sonra yerine geçirdi!
Üsin Emmi iç geçirerek dinliyordu. Çayı karıştırdı durdu ama bir şey demedi. Fakat bir süre sonra dayanamayıp Temel’e döndü:
— Temel, sana bi hikaye anlatayım, kulağında küpe olsun, hani senin oğlan kulağına küpe takmadıysa tabii…
Temel, çayını bırakıp kafasını çevirdi:
— Hadi anlat da, bilimsel bi şeyse dinleyeyim. Artık biz de vizyoner baba sayılırız…
Üsin Emmi başladı:
— Bi gün kavak ağacının dibine bir kabak çekirdeği düşmüş. Çekirdek büyümüş, sarıla sarıla kavak ağacına çıkmış. Kavak bakmış bu ne? Kabak da demiş:
— Abi sen buraya 15 yılda geldin. Ben üç ayda geldim senin yanına, yakında gölgemde kalacaksın ve moruk diyecem sana!
Kavak şaşkın:
— Evet ben on beş yılda geldim bu boya, sen napıyon ya. nasıl kısa sürede geldin bu boya?
Kabak kasıla kasıla:
— Vizyon diyoruz abi! Yeni nesil büyüme! Gölgeye yat, meyvemi ye, profilden de fotoğrafımı çek!
Ama üç ay sonra mevsim dönmüş. Kabak sarkmış, yaprakları buruşmuş. Kavak hâlâ dimdik. Kabak son nefesiyle sormuş:
— Abi ben niye böyle soldum yaa?
Kavak derin bir iç çekmiş:
— Oğlum, sen daha kök salmadan zirveye çıktın. Hızlı büyüyen erken solar. Kısa yolun sonu kısa ömürdür. Kabak gibi oldun işte… ha kabak gibi!
Temel, bu hikâyeyi dinledikten sonra bir an sessiz kalmış. Burnunu çekmiş, çayını yudumlamış. morali bozulmuş. evet torpil yaptım/ yaptırdım diyememiş. Sonra ayağa kalkmış:
— Üsin Emmi… ben bi gideyim, belediyenin parkına üç kavak fidanı dikeyim. Biri oğluma, biri damada, biri de torpilli baldıza… Ne olur ne olmaz, malum kabak devri geliyor. Sarılacak kavak lazım…Kabak devri bitince, belki gölgesinde otururuz.!
Fıkradan Anladıklarımız:
1. “Acele işe şeytan karışır.” (Türk atasözü) Emeksiz ve hızlı yükseliş çoğu zaman kalıcı olmaz.
2. “Ne ekersen onu biçersin.” (Türk atasözü) Haksız yollarla kurulan düzen sonunda sahibine zarar verir.
3. “Rüzgâr eken fırtına biçer.” (Türk atasözü) Torpil ve kayırmacılık zamanla daha büyük toplumsal sorunlar doğurur.
4. “Su testisi su yolunda kırılır.” (Türk atasözü) Yanlış yöntemle yükselenler çoğu zaman aynı yolda düşer.
5. “Ağaç kökünden, insan özünden belli olur.” (Karadeniz yöresi atasözü) Kalıcı başarı sağlam karakter ve bilgi temeline dayanır.
6. “Çabuk çıkan otun ömrü az olur.” (Sivas yöresi atasözü) Çok hızlı yükselenler genellikle kısa sürede söner.
7. “Kuru dal çabuk kırılır.” (Türkmen atasözü) Temelsiz güç ve makam kolayca dağılır.
8. “Meyve veren ağaç geç büyür.” (Rumeli Türkleri atasözü) Gerçek değer sabır ve emekle zaman içinde ortaya çıkar.
9. “Kökü sığ olan ağaç ilk rüzgârda yıkılır.” (Doğu Anadolu halk sözü) Dayanağı olmayan başarı sürdürülebilir değildir.
10. “Sabreden derviş muradına ermiş.” (Türk atasözü) Kalıcı yükseliş sabır ve emek ister.
11. “Erken öten horozun başını keserler.” (Karadeniz atasözü) Gereğinden hızlı ve gösterişli yükseliş dikkat çeker ve tepki doğurur.
12. “Eğri oturup doğru konuşalım.” (Türk atasözü) Torpilin başarı değil haksızlık olduğu açıkça kabul edilmelidir.
13. “Kendi kazdığı kuyuya düşer.” (Azerbaycan Türkleri atasözü) Adaletsiz sistem sonunda kurucusunu da vurur.
14. “Temelsiz duvar uzun durmaz.” (Kars-Ardahan yöresi sözü) Liyakatsiz makamlar kısa ömürlü olur.
15. “İnce kök fırtınaya dayanmaz.” (Erzurum yöresi atasözü) Güçlü görünmek başka, güçlü olmak başkadır.
16. “Geç büyüyen ağaç daha çok gölge verir.” (Karadeniz halk sözü) Sabırla gelişen insanlar topluma daha fazla fayda sağlar.
17. “Kısa yolun sonu çıkmazdır.” (Türk halk sözü) Kolay başarı çoğu zaman kalıcı değildir.
18. “Eğri temel üstüne saray kurulmaz.” (Osmanlı hikmet sözü) Adaletsiz kurumlar sağlam gelecek oluşturamaz.
19. “Gölgesi büyük olanın kökü derindir.” (Yozgat yöresi sözü) Kalıcı makam ve itibar derin emek gerektirir.
20. “Kabak tez büyür, kavak geç boy verir.” (Karadeniz yöresi halk atasözü) Hızlı parlayanlar çabuk söner, sabırlı olanlar ayakta kalır.
Metin KOCA