İki Yatak Arası İki İklim

İki Yatak Arası İki İklim

Türk toplumunda gelinkaynana ilişkisi, sanıldığı gibi basit bir aile içi mesele değildir. Bu, adeta yıllardır süregelen bir “kadınlar arası soğuk savaşın Anadolu versiyonu” gibidir. Ne NATO vardır ne barış gücü… Sadece kırgınlıklar, çay bardakları ve “Ben senin yerinde olsaydım…” diye başlayan stratejik cümleler dolaşır ortalıkta.

Kaynana cephesi yıllardır aynı taktiği kullanır:

— “Ben zamanında sabah ezanıyla kalkar, tarlaya giderdim!”

Gelin ise içinden geçirir:

— “Ben de alarmı üç kere erteliyorum, napalım… Nesil farkı işte.”

Kaynana, gelini “kendi oğlu”ndan kıskanır; çünkü doğurduğu evlat artık başka bir kadının menemenini beğenmiştir.

Gelin ise kaynanasını, Google’dan önce her şeye cevap veren bir ansiklopedi gibi görür; ama güncellenmeyen bir versiyon gibi… Sürekli “Bizim zamanımızda…” diye başlar, asla bugüne gelemez.

Mutfağın ortasında sessiz bir rekabet döner:

Kaynana dolmayı sarar, gelin “Ben de ‘sosyal medyada’  tarifini yapmıştım” der.

Kaynana “Ben eltimden çok çektim” diye söylenir; gelin ise “Ben de senden…” demek üzereyken çayı tazeler.

Erkek mi? O çoktan köşeye çekilmiş, telefonuyla meşgul… En son “Birbirinizle iyi geçinin lütfen” deyip koltuğa gömülmüş. Tarafsız bölge!

Oysa gelinle kaynana pekâlâ anlaşabilir. Ama önce şu sorunun cevabını bulmak gerekir:

Gelin bu eve “kız” mı gelir, yoksa “rakip” mi?

Unutmayalım:

İki kadın aynı mutfağa girerse, ya birlikte börek yaparlar, ya da birbirlerini hamura katarlar.

Bu mesele üzerine herkesin bir fikri, bir anısı vardır. Ancak çoğu zaman anlatılanlar gerçeğin çok ötesine geçer. Abartı da vardır, önyargı da… Belki de en çok eksik olan şey: empati.

Bir düşün; bir anne ya da baba, yıllarca çocuğunu bin bir emekle büyütür. Uykusuz geceler, hastalıklar, okul masrafları, dertler, sevinçler… Ve bir gün gelir, o evlat başka bir hayata karışır. Başka bir kalbe bağlanır. Aslında bu bir kopuş değil; ama yanlış yorumlanırsa, koca bir kırgınlığa dönüşebilir.

Bir anne anlatıyor:

— Yavrum, patlıcanı doğradın mı?

— Doğradım anneciğim.

— Soğanı kavurdun mu?

— Kavurdum anneciğim.

— Domatesi rendeledin mi?

— Evet anneciğim.

Anne bir iç çeker:

— Of be yavrum… Seni bu kadar güzel yetiştirdik te sen simdi başkasına mi gidecen…

İşte böyle…

Analar duygusaldır. Belki davranışlarını sorgulamazlar ama içlerinden geleni de saklamazlar. Çünkü mesele sadece bir yemek değil; bir emek meselesidir. Ancak çoğu zaman bu duyguların arkasında, “benim dediğim doğrudur” anlayışı gizlidir. Ve böylece müdahaleler başlar…

Her dış müdahale, eşler arasındaki köprüyü biraz daha aşındırır. Oysa eşler birbirine siper olabilse, dış seslere kulak tıkasa, her şey bambaşka olabilir. Ama kaç gelin ya da damat bu bakış açısına sahip?

Kaynana balkonda komşusuna sitem eder:

— Gelin beyaz çamaşırları siyahlarla bir yıkadı! Milletin oğlu mühendis, bizimki renk körü çıktı!

Gelin duyar, gülümseyerek döner:

— Anneciğim, renkler farklı olabilir… Ama kalpten kalbe bir çamaşır ipi kuruldu mu, bütün lekeler silinir…

Aslında burada mesele sadece kaynanalar değildir; mesele, aileye yapılan müdahalelerdir. Gelin-kaynana, damat-kayınpeder, komşu-teyze, baldız-bacanak fark etmez… Soru şudur:

İki gönül bir yastıkta huzur mu bulacak, yoksa yastık savaşına mı sürüklenecek?

Zaman Odur ki

Hava sıcak… Akdeniz cayır cayır yanıyor. Evin damına üç ayrı yatak serilmiş: biri geline, biri kızına, biri de kaynanaya…

Ayıp demeyin!  İnsani tarafından bakın! 🙂

Ana dama çıkınca, yatağına girmeden, kontrol eder yatakları. hangi ana evladı rahat etmeden kendisi rahat etmiştir ki…

Kaynana önce oğluyla gelinin yatağına bakar. Sıcakta sarmaş dolaş yatıyorlar. Bağırır:

— Deli misiniz siz?!  Hava sıcak, pişik mi olacaksınız? Ayrı yatın biraz, nefes alın!

Çift ayrılır…

Sonra öbür yana döner, kızına ve damadına bakar. Bunlar da aralarında mesafe bırakmış, ayrı ayrı yatıyorlar. Hemen parmak sallar:

— Ayol napıyorsunuz?!  Böyle ayrı mı yatılır?  Üşüteceksiniz, sarılın da ısının biraz!

Gelin uzaktan hafifçe kıkırdayarak mırıldanır:

— Gurban olduğum Allah’ım… Sen ne büyüksün… Şu küçücük evin üstüne iki iklim sığdırdın da, hâlâ “aynı hava” diyorlar bize…

Fıkradan Anladıklarımız

  1. Empati eksikliği, en köklü aile çatışmalarının temelini oluşturur.
  2. Kuşak çatışması, yalnızca yaş farkı değil; değer, iletişim ve öncelik farkıdır.
  3. Kadınlar arası rekabet, çoğu zaman sistemin ürettiği rollerin sonucudur, kişisel değil yapısaldır.
  4. Her ‘iyi niyetli müdahale’, karşıdan bakıldığında bir baskıya dönüşebilir.
  5. Gelin-kaynana çatışması, birey olma mücadelesinin ev içindeki ilk cephelerinden biridir.
  6. Toplumda aile içi rolleri yeniden tanımlamadan, huzurlu evlilik mümkün değildir.
  7. Eski bilgi değerlidir ama güncellenmeyen bilgi nesiller arası iletişimi zorlaştırır.
  8. Her yemek tarifinin arkasında bir anı, her eleştirinin arkasında bir kırgınlık olabilir.
  9. Ailede taraf tutmak, sevgi değil pozisyon belirlemektir ve ilişkileri örseler.
  10. ‘Kendi oğlum’ veya ‘kendi kızım’ cümlesiyle başlayan cümleler, ortak yaşamı bölmeye başlar.
  11. Evlilik, sadece iki insanın değil, iki farklı alışkanlık ve geçmişin de evliliğidir.
  12. Sessizlik de bir rekabettir; mutfakta dahi sürüyorsa, mesele sofra değil statüdür.
  13. Sistematik iletişim eksikliği, mizaha dönüşse de içten içe duygusal aşınmaya neden olur.
  14. Eşlerin birbiriyle değil, aileleriyle sınanması evliliği yorar, bireyleri yıpratır.
  15. Her ‘ben senin yerinde olsaydım’ cümlesi, geçmişin bugünü yönlendirme çabasıdır.
  16. Toplumsal cinsiyet rolleri hâlâ aile içi barışı şekillendirmede başroldedir.
  17. Komşunun lafı, bazen evin içindeki sevgi kadar güçlü etkiler yaratabilir.
  18. Aile büyüklerinin geçmiş tecrübeleri kıymetlidir, ama yeni hayatlar için esnekliğe ihtiyaç vardır.
  19. Her insan, kendi emeğinin değerini görmek ister; mesele dolma değil, takdirdir.
  20. İki kadın aynı mutfakta buluşabiliyorsa, farklı fikirler de aynı hayatta anlaşabilir.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir