
65.İki Yatak Arası İki İklim
Türk toplumunda gelin–kaynana ilişkisi, sanıldığı gibi basit bir aile içi mesele değildir. Bu, adeta yıllardır süregelen bir “kadınlar arası soğuk savaşın Anadolu versiyonu” gibidir. Ne NATO vardır ne barış gücü… Sadece kırgınlıklar, çay bardakları ve “Ben senin yerinde olsaydım…” diye başlayan stratejik cümleler dolaşır ortalıkta.
Kaynana cephesi yıllardır aynı taktiği kullanır:
— “Ben zamanında sabah ezanıyla kalkar, tarlaya giderdim!”
Gelin ise içinden geçirir:
— “Ben de alarmı üç kere erteliyorum, napalım… Nesil farkı işte.”
Kaynana, gelini “kendi oğlu”ndan kıskanır; çünkü doğurduğu evlat artık başka bir kadının menemenini beğenmiştir.
Gelin ise kaynanasını, Google’dan önce her şeye cevap veren bir ansiklopedi gibi görür; ama güncellenmeyen bir versiyon gibi… Sürekli “Bizim zamanımızda…” diye başlar, asla bugüne gelemez.
Mutfağın ortasında sessiz bir rekabet döner:
Kaynana dolmayı sarar, gelin “Ben de ‘sosyal medyada’ tarifini yapmıştım” der.
Kaynana “Ben eltimden çok çektim” diye söylenir; gelin ise “Ben de senden…” demek üzereyken çayı tazeler.
Erkek mi? O çoktan köşeye çekilmiş, telefonuyla meşgul… En son “Birbirinizle iyi geçinin lütfen” deyip koltuğa gömülmüş. Tarafsız bölge!
Oysa gelinle kaynana pekâlâ anlaşabilir. Ama önce şu sorunun cevabını bulmak gerekir:
Gelin bu eve “kız” mı gelir, yoksa “rakip” mi?
Unutmayalım:
İki kadın aynı mutfağa girerse, ya birlikte börek yaparlar, ya da birbirlerini hamura katarlar.
Bu mesele üzerine herkesin bir fikri, bir anısı vardır. Ancak çoğu zaman anlatılanlar gerçeğin çok ötesine geçer. Abartı da vardır, önyargı da… Belki de en çok eksik olan şey: empati.
Bir düşün; bir anne ya da baba, yıllarca çocuğunu bin bir emekle büyütür. Uykusuz geceler, hastalıklar, okul masrafları, dertler, sevinçler… Ve bir gün gelir, o evlat başka bir hayata karışır. Başka bir kalbe bağlanır. Aslında bu bir kopuş değil; ama yanlış yorumlanırsa, koca bir kırgınlığa dönüşebilir.
Bir anne anlatıyor:
— Yavrum, patlıcanı doğradın mı?
— Doğradım anneciğim.
— Soğanı kavurdun mu?
— Kavurdum anneciğim.
— Domatesi rendeledin mi?
— Evet anneciğim.
Anne bir iç çeker:
— Of be yavrum… Seni bu kadar güzel yetiştirdik te sen simdi başkasına mi gidecen…
İşte böyle…
Analar duygusaldır. Belki davranışlarını sorgulamazlar ama içlerinden geleni de saklamazlar. Çünkü mesele sadece bir yemek değil; bir emek meselesidir. Ancak çoğu zaman bu duyguların arkasında, “benim dediğim doğrudur” anlayışı gizlidir. Ve böylece müdahaleler başlar…
Her dış müdahale, eşler arasındaki köprüyü biraz daha aşındırır. Oysa eşler birbirine siper olabilse, dış seslere kulak tıkasa, her şey bambaşka olabilir. Ama kaç gelin ya da damat bu bakış açısına sahip?
Kaynana balkonda komşusuna sitem eder:
— Gelin beyaz çamaşırları siyahlarla bir yıkadı! Milletin oğlu mühendis, bizimki renk körü çıktı!
Gelin duyar, gülümseyerek döner:
— Anneciğim, renkler farklı olabilir… Ama kalpten kalbe bir çamaşır ipi kuruldu mu, bütün lekeler silinir…
Aslında burada mesele sadece kaynanalar değildir; mesele, aileye yapılan müdahalelerdir. Gelin-kaynana, damat-kayınpeder, komşu-teyze, baldız-bacanak fark etmez… Soru şudur:
İki gönül bir yastıkta huzur mu bulacak, yoksa yastık savaşına mı sürüklenecek?
Zaman Odur ki
Hava sıcak… Akdeniz cayır cayır yanıyor. Evin damına üç ayrı yatak serilmiş: biri geline, biri kızına, biri de kaynanaya…
Ayıp demeyin! İnsani tarafından bakın! 🙂
Ana dama çıkınca, yatağına girmeden, kontrol eder yatakları. hangi ana evladı rahat etmeden kendisi rahat etmiştir ki…
Kaynana önce oğluyla gelinin yatağına bakar. Sıcakta sarmaş dolaş yatıyorlar. Bağırır:
— Deli misiniz siz?! Hava sıcak, pişik mi olacaksınız? Ayrı yatın biraz, nefes alın!
Çift ayrılır…
Sonra öbür yana döner, kızına ve damadına bakar. Bunlar da aralarında mesafe bırakmış, ayrı ayrı yatıyorlar. Hemen parmak sallar:
— Ayol napıyorsunuz?! Böyle ayrı mı yatılır? Üşüteceksiniz, sarılın da ısının biraz!
Gelin uzaktan hafifçe kıkırdayarak mırıldanır:
— Gurban olduğum Allah’ım… Sen ne büyüksün… Şu küçücük evin üstüne iki iklim sığdırdın da, hâlâ “aynı hava” diyorlar bize…
Fıkradan Anladıklarımız
- “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla.” (Türk atasözü) — Dolaylı ve çifte standartlı iletişim, aile içi huzuru sessizce dinamitler.
- “Hanımın adı çıkacağına, davarın kuyruğu çıksın.” (Anadolu atasözü) — Kadının toplumsal rolü üzerine kurulan baskı, ev içi ilişkileri de zehirler.
- “İki kadın bir arada, ya dost olur ya düşman.” (Türk halk deyişi) — Aynı çatı altında iki otorite birbirini tehdit olarak algılarsa barış değil rekabet büyür.
- “Anne sevgisi deniz, kalanı göl.” (Japon atasözü) — Annenin oğluna duyduğu derin bağ, sınır tanımadığında yeni kurulan yuvayı da taşırabilir.
- “Her kuşun kendi yuvası güzeldir.” (Türk atasözü) — Her neslin kendi ev düzeni ve alışkanlığı meşrudur; eskiyi dayatmak çatışmayı kaçınılmaz kılar.
- “Evin direği erkektir ama temeli kadındır.” (Anadolu deyişi) — Erkeğin taraf tutmaktan kaçınması, temelin çatlamasına göz yummak demektir.
- “Dışarıdan güzel görünen ev, içeriden ağlar.” (İran atasözü) — Aile çatışmaları dışa yansımasa da içeride derin izler bırakır.
- “Tencere yuvarlanır kapağını bulur.” (Türk atasözü) — Uyum, zorlamayla değil doğal benzerlik ve saygıyla kurulur.
- “Akıllı düşmanından öğrenir, akılsız dostundan.” (Arap atasözü) — Kaynana ile gelinin birbirinden öğreneceği çok şey vardır; ama önce birbirini dinlemeleri gerekir.
- “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.” (Türk atasözü) — Aile içi şikâyetlerin altında her zaman görmezden gelinen gerçek bir kırgınlık yatar.
- “Koca karısını döverse de sever, söylerse sevmez.” (Kastamonu yöresi deyişi) — Söz, fiziksel eylemden daha derin izler bırakır; kaynanadan gelen kelimeler de aynı şekilde yaralanır.
- “Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.” (Türk atasözü) — Yeni gelin, hayal ettiği aileyi değil karşılaştığı gerçekliği yaşar; uyum zorla değil anlayışla gelir.
- “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” (Türk atasözü) — Eşlerin ortak tutumu, dış müdahaleleri etkisiz kılan en güçlü kalkan olur.
- “Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.” (Türk atasözü) — Aile içi gerginliklerde sabır ve empatiyle beklenen uyum, zamanla meyvesini verir.
- “Ev alma komşu al.” (Türk atasözü) — Evlilikte yalnızca eş değil, onun ailesiyle de bir ilişki kurulduğu önceden görülmelidir.
- “Güzel söz cana can katar.” (Türk atasözü) — Mutfaktaki rekabeti sona erdirecek olan yemek tarifi değil, zamanlı ve samimi bir takdir sözüdür.
- “Yük taşıyan deve, otu da taşır.” (Özbek atasözü) — Hem anneliği hem de evliliği sırtlayan kadın, eleştirilmeden önce anlaşılmayı hak eder.
- “Söz uçar, yazı kalır; ama yürek yarası daha uzun kalır.” (Anadolu deyişi) — Kaynana ile gelin arasındaki kırıcı sözler, üstü örtülse de ilişkide iz bırakır.
- “İki horoz bir tavukhanede barışmaz.” (Türk halk deyişi) — İki otoritenin aynı evde hükmetmeye çalışması, kaçınılmaz olarak çatışmayı doğurur.
- “Yuvayı seven onu korur, seven onu büyütür.” (Türkmen atasözü) — Aileyi birleştiren sevgi ve saygıdır; müdahale değil, anlayış evin duvarlarını sağlamlaştırır.
Metin KOCA