115.Ambara Fare Dadandı Anam Babam!

115.Ambara Fare adandı Anam Babam!

(Ambar, fare ve adam arasındaki sır nasıl bir bağlantı var acaba…)

Bazı şeyler vardır ki üstüne konuşulmaz; çünkü herkes bilir ama kimse söylemez. Mesela sabah ezanıyla kalkan yaşlı teyzenin neden torununun telefonundaki uygulamalardan daha hızlı banka işlerini çözdüğünü… Ya da devlet dairesinde çaycıyı kimseye çaktırmadan neden herkesin “amca” diye çağırdığını… Bunların hepsi küçük gibi görünen, ama sistemi kökünden oynatan kocaman fare hikâyeleridir.

Şimdi söyleyin bakalım; bir ambarda eksilme varsa ve dış kapılar kilitliyse, suç kimindir? Duvardaki delikte mi, yoksa gece vardiyasında gözünü kırpmadan nöbet tuttuğunu iddia eden bekçide mi?

Eskiler “fare var” derdi. Şimdilerde bu fareler takım elbise giyiyor, parfüm sıkıyor ve arada sırada ihale alıyor. Fare eskiden peynir peşindeydi, şimdi plaza katlarında kamu kaynaklarını kemiriyor.

O yüzden eğer bir ülkede bolluk içinde yokluk yaşanıyorsa, bilin ki orada yalnızca haşerat değil, sistemin içini oyup bir süre sonra üzerine devasa afişler asan organizmalar vardır. Bu organizmalar halkla değil, halk üzerinden yaşarlar. Hatta öyle profesyonelleşmişlerdir ki, bir buğday ambarının çalınmasını bile “hizmet alımı” diye savunurlar. Üstelik ihale şartnamesine “fare besleme alanı bırakılacak” diye gizli madde bile koyarlar.

İşte bu yüzden “ambarda fare var” sözü sadece basit bir uyarı değil, derin bir sistem eleştirisidir. Fareleri yakalamak değil, onları besleyen eli tespit etmek gerekir. Yoksa her yakalanan farenin yerine, besili kuzeni gelir.

Gelin şimdi şu fıkraya kulak verin. Masalmış gibi dinleyin ama bir yandan da cebinize bakın; çünkü bazı masalların sonunda prenses değil, eksi bakiye çıkıyor.

Ama bu masal değil aslında; sadece gerçekleri anlamaya çalışan bir milletin trajikomik sesi…

Zaman Odur ki

(bu sadece bir  ‘heka’dır)

Dede, torununa eski zamanları anlatıyordu. Gözleri uzaklara dalmış, sesi yavaş ama netti:

— Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir ülke varmış evladım…

— Masal mı bu dede?

— Masalsa masal, değilse gerçek!  Ama sen masal de, fıkra de, hikaye de, gerçek deme !

O ülkenin her şeyi varmış: Denizleri bereketli, dağları mermer gibi, toprağı altın kokarmış. Her mevsimi yaşar, her meyveyi sunarmış. Ama insanları hep fakirmiş. Tarlada çalışan, çarşıda koşturan, gece gündüz emek veren halk, karnını doyuramazmış. Bir avuç insan ise şatafat içinde yaşarmış.

Torun merakla sormuş:

— Dede, nasıl olur bu? Bu kadar zenginlik içinde neden fakirlik?

— Anlatayım evladım… Devletin işleri ihaleyle yapılırmış. Ne kadar ucuza yaparsan, o işi sen alırsın! Bir gün devlet, bir buğday ambarı yaptırmak istemiş. İhale açılmış. Patronlar sırayla teklif vermiş.

İlk iş adamı çıkmış:

— Beş bin altına yaparım. Bin altın devletin resmi işlerine, iki bin altın malzemeye, bin beş yüz işçiye, beş yüz de bana kalır demiş.

İkinci iş adamı:

— Dört bin altına yaparım. Aynı kalemde daha ucuz, daha pratik!

Üçüncü gelmiş:

— Altı bin isterim ama modern yaparım, sağlam yaparım!

Ardından diğer patronlar gelmiş geçmiş. Dörtle yedi bin altın arasında fiyatlar uçuşmuş.

Sıra son iş adamına gelmiş. Ceketi ütülü, saçı briyantinli. Gözlüğünü düzeltmiş:

— Ben bu ambarı 25 bin altına yaparım, demiş.

Heyet şaşkın:

— Yahu sen delirdin mi? Öncekiler 5-6 bin diyor, senin teklifin uçmuş gitmiş! Ne yapacaksın 25 bin altını?

Adam gülümsemiş, başını eğmiş, sesini yumuşatmış:

— Bakın efendim… Bu işin hakkı bu. 5 bin altını benden önce ihaleye girenlere vereceğim ki ses etmesinler. 1 altın resmi işler için. 3 bin altın malzeme. 1 altın işçilere, fazla aç gözlü olmasınlar. 5 bin altın siz değerli heyetimize. 5 bin altın da sizin ailelerinize ve çevrenize hediyeler olarak. 5 bin altın da bu kadar organize zekâmın hakkı olarak bana…

Ve ihaleyi bu adama vermişler.

Torun gözlerini açmış:

— Ama dede, bu bildiğin hırsızlık!

Dede başını sallamış:

— Evladım, dedim ya… bu bir masal. Gerçek olması mümkün mü hiç? Masal masall…ya da fıkra fıkraa….

Fıkradan Anladıklarımız

1. “Balık baştan kokar.” (Türk atasözü) Bir kurumda ya da ailede bozulma çoğu zaman yönetimden başlar.

2. “Kurt dumanlı havayı sever.” (Türk atasözü) Belirsizlik ve denetimsizlik, çıkar peşinde olanların işini kolaylaştırır.

3. “Ağacın kurdu özünden olur.” (Karadeniz yöresi atasözü) Bir yapıyı en çok dışarıdakiler değil, içindekiler çürütür.

4. “Eğri oturan doğru kalkmaz.” (İç Anadolu halk atasözü) Temeli yanlış kurulan sistemler zamanla daha büyük sorunlar üretir.

5. “Kuru otun içinde yaş da yanar.” (Türk atasözü) Çürük düzen yalnız suçluyu değil, masumu da etkiler.

6. “Fare deliği küçük olur, zararı büyük.” (Karadeniz yöresi atasözü) Küçük görülen ihmaller büyük kayıplara yol açabilir.

7. “Damlayan su taşı deler.” (Türk atasözü) Sürekli tekrar eden küçük yanlışlar zamanla sistemi çökertir.

8. “İğneyi çalan çuvaldızı da çalar.” (Türk halk atasözü) Küçük usulsüzlüklere göz yummak daha büyük yolsuzluklara kapı açar.

9. “Gözü doymayanın eli durmaz.” (Azerbaycan Türkleri atasözü) Açgözlülük sınır tanımadığında adalet zedelenir.

10. “Kör kuyudan su çıkmaz.” (Sivas yöresi atasözü) Şeffaf olmayan yapılardan sağlıklı sonuç beklenmez.

11. “Çürük tahta köprü tutmaz.” (Doğu Anadolu halk sözü) Sağlam olmayan kurumlar toplumu güvenle taşıyamaz.

12. “Kendi evini yakan komşunun ateşinden korkmaz.” (Rumeli Türkleri atasözü) Ahlaki sınırlarını kaybeden kişi toplumsal zararı önemsemez.

13. “Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı kaybettirir.” (Osmanlı hikmet sözü) Küçük ihmaller büyük sonuçlar doğurabilir.

14. “Yiyenin yüzü kararmazsa düzen kararır.” (Karadeniz halk sözü) Hesap sorulmayan yerde adalet zayıflar.

15. “Çuvalın ağzı açık kalırsa fare eksik olmaz.” (Ordu yöresi sözü) Kontrolsüz sistemler suistimale açık hale gelir.

16. “Emanet elde durmazsa güven de durmaz.” (Türk dünyası halk sözü) Kamuya ya da aileye ait değerler korunmadığında güven sarsılır.

17. “Azgın dere yatağını bozar.” (Türk atasözü) Sınır tanımayan güç, düzeni bozar.

18. “Kantarın topuzu kaçarsa hak da kaçar.” (Yozgat yöresi sözü) Ölçü ve adalet bozulduğunda sistem çöker.

19. “El bozulursa oba dağılır.” (Türkmen atasözü) Bir toplulukta güven kaybı geniş çaplı çözülmeye neden olur.

20. “Evin direği eğriyse dam çok dayanmaz.” (Karadeniz yöresi atasözü) Hayatın her alanında temel sağlam değilse yapı uzun ömürlü olmaz.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

2 Yorumlar

  1. İyi niyeti suistimal etmenin kıvrak zeka olarak algılandığı bir ülkenin zekaya değil ahlaka ihtiyacı vardır

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir