20.Her Laf Her Kulağa Gitmez

20.Her Laf Her Kulağa Gitmez

Her insanla aşık atılmaz; her kuşa öykünülmez, her kaşığa el uzatılmaz.

Atalarımız, “Her kuşun eti yenmez” derken sadece mideyi değil, muhakemeyi de korumaya çalışmış aslında.

Çünkü bazı insanlar vardır; aklıyla, duruşuyla, sözüyle orman gibidir. Onun karşısına çalıyla çıkılmaz.

Ama yine de…

Toplumun her döneminde, zekâyı küçümseyip şekille dalga geçenler; bilgeliği kıskanıp cümle içinde aşağılamaya çalışanlar olmuştur.

Tarihte kıskançlık, şeytanın secde etmeyi reddedişiyle başlar.

İblis, Hz. Âdem’e secde etmeyerek “kibirle karışık bir kıskançlığın” ilk temsilcisi olur.

Ardından Kabil gelir. Kendi kardeşi Hâbil’in kabul edilen kurbanını kıskanır ve tarihin ilk cinayetini işler.

Ve sonrasında da bu karanlık miras, çağlar boyu insan kalbinin kuytularında saklanarak günümüze kadar taşınır.

Bugün…

Kimi zaman bir iş arkadaşının başarısına,

Kimi zaman bir komşunun aldığı yeni koltuğa,

Kimi zaman da bir yazarın deger görmesine bile kıskançlık beslenebiliyor.

İnsan, bazen bir başkasının zekâsından, gülüşünden, hatta susuşundan bile rahatsızlık duyabiliyor.

Çünkü içi boş olanın en çok sesi çıkar; ağzı dolu olan ise, ancak lafın kıymetini bilenle konuşur.

Evet, kıskançlık bir duygudur.

Ama bazen duygu kılığında koca bir karakter eksikliğidir.

İnsanın kendini inşa edemediği yerde başkasının çatısını çökertmeye çalışmasıdır.

Kimi zaman psikolojiktir, kimi zaman sosyolojik

Ama çoğu zaman kendini yetersiz hissedenin, yeterli olana açtığı gereksiz bir savaştır.

İşin garibi ne biliyor musunuz?

Kimi insanlar başkasının kulağına, kaşına, burnuna, ses tonuna takılıp durur da…

Kendi içinin boşluğuna bir gün bile göz atmaz.

Oysa akıllı insan, başkasının kulağının büyüklüğünden ziyade, onun ne dediğine; nasıl yaşadığına; neyi, ne zaman sustuğuna bakar.

Bu yüzden bazıları bir yerlere bilgi edinmek için gider, bazılarıysa kıskançlığına menü hazırlamak için…

Ama Mark Twain gibi birine sataşırsan…

Kulağı değil, zekâsı çarpar seni!

Hem de öyle bir lafla ki; alkışlar arasında kaybolur, balık hafızanla eve dönersin…

Şimdi gelin, büyük kulaklı ama daha da büyük zekâlı Mark Twain’in bu meşhur konferansında yaşananlara birlikte kulak verelim…

Zaman odur ki

Amerikan mizahının sivri zekâsı, laf cambazı, sözle tokat atmanın ustası Mark Twain, bir gün büyük bir üniversitede konferans veriyormuş.

Salonu hınca hınç dolduran dinleyiciler arasında, kalabalıkla birlikte içten içe kıvranan bir “kıskanç zehir küpü” de oturuyormuş.

Bu kıskanç adam, Twain’in popülerliğine, zekâsına, üslubuna değil de… kulağına takılmış!

Evet, Twain’in kulakları, hafifçe ileri doğru çıkık, biraz da büyükçe. Yani dedikoducu teyzeler görse “rüzgârı iyi toplar” diye yorum yapabilir.

Söz sırası dinleyicilere gelince, bu kıskanç zat parmağını kaldırır. Soru sorar gibi yapar ama niyet başka:

— “Sayın Twain, kulağınızın bu kadar büyük olması size bir avantaj sağlıyor mu?”

Salonda gülüşmeler başlar. Bazıları Twain’in sinirleneceğini sanır. Oysa Twain, lafla dövüşmeyi bir tür olimpik spor gibi görür. Hafifçe gülümser, ellerini ceketinin cebine sokar ve gözlerini adamın gözlerine diker:

— “Elbette! Daha iyi duyuyorum. Ama sizin kulağınız da bir eşek kulağına göre küçük değil mi,  siz bunun dezavantajını yaşıyor musunuz?”

Salonda kahkahalar… Adam kıpkırmızı. Ter içinde. Fakat hâlâ pes etmemiştir. İkinci bir soru sorarak ortamı yumuşatma derdinde:

— “Şey efendim… Balıkların hafızayı güçlendirdiği söyleniyor. Sizce bu doğru mudur?”

Twain, soruyu bir iki saniye düşündükten sonra sahte bir ciddiyetle cevap verir:

— “Bilemiyorum efendim. Ama eğer öyleyse, siz orta boy bir balina yemekle işe başlayabilirsiniz.”

Salon bir kez daha yıkılır. O an, ne alkışlar ne kahkahalar dinmek bilmez.

Sonra Twain, seyircilerden gelen kahkahalar arasında yanındaki görevliye hafifçe eğilir ve alçak sesle ama salonun duyacağı kadar net konuşur:

— “Bazı insanların kulağı var ama sadece süs niyetine… Duymaktan çok, dikkat çekmek için taşıyorlar. Hani derler ya, kulak var ama beyinle bağlantısı zayıf!”

Sonra kısa bir duraksama yapar, göz ucuyla kıskanç adama bakar ve ekler:

— “Kulağı olmak her şeyi duymaya yetmez; bazen sessiz görünen tipler, içlerinde öyle saçmalıklar saklar ki… Eşek bile duysa utanır anırmaya!”

Salondan bir uğultu daha yükselir, gülüşmeler dalga dalga yayılır.

Ve o gün konferanstan çıkan herkesin kulağında sadece Twain’in sesi kalmaz…

Bazıları ilk defa gerçekten dinlemeyi değil duymayı  öğrenir,

Bazıları da… “Yemekten önce biraz balık mı alsaydım?” diye düşünerek çıkar!

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Kendini bilen, Rabbini bilir.” (Türk–İslam tasavvuf hikmeti) İnsan önce iç dünyasını tanımadan dış dünyayı anlayamaz.
  2. “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” (Türk atasözü) Eleştiri önce kişinin kendisinden başlamalıdır.
  3. “Balık baştan kokar.” (Türk atasözü) Toplumdaki bozulma bireyden başlayıp genele yayılır.
  4. “Ağaç yaşken eğilir.” (Türk atasözü) Eğitim ve karakter küçük yaşta şekillenir.
  5. “Nasıl bakarsan öyle görürsün.” (Anadolu irfan sözü) Dünyayı algılayış biçimimiz iç dünyamızın yansımasıdır.
  6. “Ne ekersen onu biçersin.” (Türk atasözü) Niyet ve davranışların sonucu mutlaka geri döner.
  7. “Dervişin fikri ne ise zikri de odur.” (Türk–İslam irfan sözü) İç niyet dış davranışları belirler.
  8. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” (Türk atasözü) Dünya ortak akılla daha kolay düzelir.
  9. “Akıl akıldan üstündür.” (Türk atasözü) Farklı görüşler gelişimi güçlendirir.
  10. “Gönül neyi isterse göz onu görür.” (Karadeniz halk sözü) İnsan dünyayı kendi içinden yorumlar.
  11. “İnsan insanın aynasıdır.” (Türk–İslam hikmet sözü) Başkalarında gördüğümüz çoğu şey kendimizin yansımasıdır.
  12. “Bir mum diğer mumu yakmakla ışığından kaybetmez.” (Türk–İslam kültürü) İyi örnek olmak toplumu da aydınlatır.
  13. “Eğri cetvelle doğru çizgi çizilmez.” (Anadolu halk sözü) Kendisi düzelmeyen kişi dünyayı düzeltemez.
  14. “Her koyun kendi bacağından asılır.” (Türk atasözü) Her birey kendi sorumluluğunu taşımalıdır.
  15. “Üzüm üzüme baka baka kararır.” (Türk atasözü) İnsan çevresinden etkilenir.
  16. “Karga kekliğe özenmiş, kendi yürüyüşünü unutmuş.” (Türk atasözü) Kör taklit kimliği bozar.
  17. “Söz gümüşse sükût altındır.” (Türk atasözü) Bilmeden konuşmaktansa düşünmek daha değerlidir.
  18. “Niyet hayır, akıbet hayır.” (Türk–İslam irfan sözü) Samimiyet iyi sonuçların temelidir.
  19. “İnsan düzelirse zaman da düzelir.” (Modern Anadolu hikmet sözü) Toplumun değişimi bireyden başlar.
  20. “Önce insan, sonra dünya.” (Modern Anadolu hikmet sözü) Büyük dönüşüm iç dönüşümle başlar.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir