Ateş Biziz, Su da Biz

Ateş Biziz, Su da Biz

( Cehennem Nerede Başlar?)

Aşkı olmayanın gönlü kuru odun gibidir, Cehennemin ateşi de, odunun kurusuna muhtaçtır.”  Yunus Emre

İnsan, içine bakmadan dışına hükmeden tek varlıktır.

Cenneti arzular cehennemden korkar…
Oysa ne cehennem uzaktadır, ne de cennet gökler kadar uzaklarda…
Her şey kalpte başlar.

Gönlünde merhamet yoksa, orası cehennemdir. Adalet  sevgi, vicdan, şefkat, sabır… bunlar da  sende yoksa; ne yeryüzü cennettir sana, ne gökyüzü.

Mevlânâ diyor ki:

“Sevgisizliktir cehennem. Nerede sevgi eksikse, orada yanarsın.”

Pir Sultan Abdal  da farklı demiyor: “cehennem; aşkın bittiği, zulmün başladığı yerdir.
Aşksız bir yürek kurudur, kuruyan her yer tutuşur.
Ama aşkla yanan birini cehennem yakmaz, çünkü o zaten yanmıştır.”

Hacı Bektaş-ı Velî ise tekkeden şöyle seslenir:

“Bir gönül yıkmak, Kâbe yıkmaktan beterdir.” yıkmayin….

Herkes bir baskasından şikayetçi.  Acaba çok mu masumsun!

Zulümle, kibirle, iftirayla bir gönlü karartırsan,  işte o an cehennemi yüreğinde tutuşturursun.

Ahmet Yesevî hatırlatır orta Asyanın bozkırlarından::

“Kime hizmet ettiysen, ona dönüşürsün.”

Haksızlığa, zalimliğe, harama hizmet edenin ruhu da   yanan bir odun gibi olur: Dumansız ama karanlık.

Nesimî ise başka bir noktaya parmak basar:

“Cehennem dediğin, yüreği boşların korkusudur.

Yüreği dolu olan, dağları da ateşi de aşar.”

Bugün anlıyoruz ki:  Cehennem dışarda değil;  içimizdeki kibirde, öfkemizde, kıskançlığımızda, bencilliğimizde
Ve her şeyden önce:
Haksızlıkta, zulümde, hukuksuzlukta, kul hakkını çiğnemekte

Cehennem, haksız yere alınan bir hakkın feryadıdır.
Bir çocuğun ağlayışında, bir annenin sustuğu yerde, bir mazlumun gözüne bakan ama yardım etmeyen vicdandadır.

Ateş biziz, su da biz.
Hangi yanımızı beslersek, ona dönüşürüz.
Bir damla sevgiyle bir ormanı söndürebiliriz.
Ama bir kıvılcım kinle bir şehri yakabiliriz.

“Üç kuruşluk menfaat için üç günlük ömrümüzde,  bir gönül kırmaya, bir kalp yakmaya değer mi?”  Hacı Bayram-ı Velî

Ne kadar ilginç degil mi ! Aşk ,cehennem,cennet, zulum, hak hukuk….hepsi iç içe…

Bu derin hakikatleri, kimi zaman bir şair anlatır, kimi zaman bir veli. Ama bazen de bir deli görünümündeki bir bilge, tek cümleyle ayna tutar kalbimize… İşte Behlül-i Dânâ böyle bir zamanda çıkar karşımıza.

Saraylarda cennetu ararken,  gözümüzün önündeki ateşi gösterir bize.
Çünkü onun mizahı gülümsetmez sadece,  aynı zamanda yakar da  ama yakarak uyandırır…

Zaman Odur ki

Abbâsî Halifesi Harun Reşid, bir sabah sarayında homurdanmaya başlar:
— Behlül nerede kaldı yahu? Saatlerdir bekliyorum!
Herkesin gözünün içine bakarak emir verir:
— Derhal bulun şu aklı bir karış havada adamı!

Behlül-i Dânâ, deli kılıklı ama akılların efendisi…
Hem sarayın hem halkın gözünde, “deliliğinde derin bir hikmet saklı olan adam”dır.
Nihayet akşamüzeri, elini arkaya bağlamış, gülümseyerek saraya girer.

Harun Reşid öfkeyle sorar:
— Behlül! Bu saate kadar neredesin sen? Hünkâr bekletilir mi?

Behlül gayet sakin, neredeyse masum bir yüz ifadesiyle cevap verir:
— Sultanım, sabah aceleyle çıkmıştım… Biraz ateşe ihtiyacım oldu. Dedim bir cehenneme uğrayayım da, azıcık ateş alayım öyle geleyim…

Halife şaşırır ama oyunu sezmiştir:
— Ee? Ne oldu, aldın mı bari ateşi?

Behlül başını sallar:
— Yok, alamadım.

— Nedenmiş?

— Dediler ki:

“Ateşi burada bulamazsın. İnsanlar cehenneme ateşi zaten dünyadan getiriyor!”

Harun Reşid’in kaşları çatılır:
— Nasıl yani?

Behlül hafifçe eğilir:
— Dedim ya Sultanım, oradakiler öyle söyledi.

“Zulümle, haksızlıkla, rüşvetle, kibirle, kul hakkıyla  dünyada ne kadar ateş biriktirilirse, cehennemde o kadar hararet olurmuş.”

— Yani şimdi sen benim sarayımda cehennem ateşi mi var diyorsun, ha?

— Estağfurullah Sultanım.
Ben sizin sarayınızda ateş  olduğunu söylemedim… Ama dışarıda feryat eden halktan yükselen dumanlar  sarayınıza kadar geliyorsa, bacada bir şeyler yanıyor demektir.

— Behlül! Sen ne demek istiyorsun açık açık söyle!

— Sultanım…
Ben Yaradan’ın işine karışmam.
Kimin cehennemlik, kimin cennetlik olduğunu  da bilemem.
Ama gördüğüm şu:
Adaletin eksildiği yerde merhamet donar, torpilin döndüğü yerde liyakat yanar, rüşvetin olduğu yerde kalpler kararır. İşte bu karanlıklar cehennemin ilk közleridir.

Bir anda saray sessizliğe bürünür.  Ne vezir konuşabilir, ne hizmetkâr. Halife düşünür…
Ve Behlül’ün aklında, kendi tahtının gölgesini görür. Behlül ise arkasını döner, yavaşça çıkar saraydan çıkar.
Çünkü o bilir ki:

Gerçeği söyleyenin değil, anlayanın yüreği yanar.

Kapıdan çıkarken arkasını dönmeden  Halifenin duyacağı  şekilde mırıldanır:

— “Sultanım, içiniz rahat  olur mu bilmem…Ben ateşi cehennemden alamadım ama sarayda odun bol, kibrit de eksik değil!”

Fıkradan Anladıklarımız

  1. Cehennem uzaklarda değil, içimizdedir.

  2. Bir gönlü yakmak, bin cami yaptırmaktan daha ağır bir yüktür.

  3. Adaletsizlik, toplumu değil; önce ruhları yakar.

  4. Merhametin eksildiği yerde cehennem başlar.

  5. Rüşvetle yükselen, vicdanla düşer.
  6. Torpille gelen, emekle gelenin huzurunu çalar.

  7. Bir feryat duyuluyorsa, orada bir adalet yangını vardır.

  8. Sevgi bir kıvılcımdır, nefret bir yangın. Hangisini beslersen o büyür.

  9. Kul hakkı sadece ahiretin değil, dünyanın da en büyük borcudur.

  10. Gerçek bilgelik, sustuğunda bile anlatandır.

  11. Bir sarayı yıkan şey taş değil, içindeki haksızlıktır.

  12. Aşksızlık da cehennemdir, sevgisizlik de.

  13. Cennet gibi görünen yerler, adaletsizse cehennemden farksızdır.

  14. Ateşi taşımak kolaydır, ama söndürmek yürek ister.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir