22.Seviyo mu Söviyo mu Ayırt Edemeyrum!
“İnsan, insanın ilacıdır.” — Yunus Emre
“Bir insanı tanımak için onunla yolculuk yap, yemek ye ve sır paylaş.” — Hz. Ali
İnsan ilişkileri, tıpkı demlenen çay gibidir; aceleye gelmez, demlendikçe anlam kazanır.
Sevgi, saygı, nezaket ve biraz da incelik eklenince, her gönülde bir yer edinir. Fakat bu güzel harman, bazen fazla kaynar, bazen şekeri, bazen demi fazla kaçar; bazen de biri çayı karıştırırken lafı da karıştırır…
Dünya dönerken insanlar değişir, şehirleşme hızlanır, iletişim artar ama esas olan hâlâ aynı kalır:
İnsan insana misafirdir bu hayatta.
Nezaket, bir gönül işi olduğu kadar, bir terbiye meselesidir.
Hele ki misafirlikte… Çünkü sofrada kaşık kadar dil de önemlidir. Ağzımızdan çıkan bir söz, bazen ikram ettiğimiz yemekten daha çok sindirilir ya da midede taş gibi oturur.
Komşuluk desen, o da ayrı bir gönül bağıdır.
Kapı komşusu olmak başka, kalp komşusu olmak başkadır.
Lakin çağ değiştikçe bu bağlar da zayıflar. Artık insanlar birbirini değil, profillerini tanıyor. Profillere de nasıl bunda bir sıkıntı bulsam diye bakılyor.
Oysa gerçek yakınlık, bir tabak yemeği paylaşmak, bir fincan çayın yanında içten iki laf etmektir.
Ama her toplumun kendine has halleri de vardır.
Karadeniz insanı mesela… Dobra mı dobra, içten mi içten. Ama bir laf eder, ömür boyu güldürür; bazen de kırar, sonra yine kendi tamir eder. Çünkü onların dilinde sevgiyle sitem, kahkahayla sitem bir arada yaşar. Birini severler ama “Ula seni var ya…” diye başlar, sevgi cümlesi mi tehdit mi karıştırırsın.
Ve her kuşak kendi dünyasında yaşar. Kuşakları birleştirmeye çalışmak ta beyhude bir çabadır.
Ergenler hayalleriyle, büyükler tecrübeleriyle konuşur. Ama her kuşakta öğrenilmesi gereken bir hakikat vardır:
Her doğru her yerde söylenmez. Her söz her kulağa uygun değildir. Her evde aynı çay demlenmez.
Şimdi buyurun, çaylar hazırsa, Karadeniz usulü bir misafirliğe konuk olalım…
Zaman Odur ki
Temel, karısı Kezban ve kızlarıyla birlikte Dursun ve eşi Fadime’ye misafirliğe gider.
İki aile de Karadenizlidir; dobra mı dobra, ama biraz da patavatsız… Hani bazen ne dedikleri değil, nasıl dedikleri olay olur ya, işte o gün onlardan biriydi.
Yemekler yenir, çaylar içilir, sonra sohbet başlar…
Ordan burdan, o köyden bu komşudan…konuldu…
Karadeniz insanı severse yürekten sever ama çoğu zaman seviyor mu, sövüyor mu; anlamak da zor olur tabiiki.
Sohbetin tam ortasında Temel döner Dursun’a:
— “Dursun, ha bak, ben seni adam yerine alayrum hee!”
Dursun’un kaşı düşer, dudağı bükülür:
— “Yani şimdi… misafir kabul ettiğim için mi adam yerine aliyisun?”
Temel ciddi ciddi cevap verir:
— “Yok daha neler…Arkadaşız. komşuyuz. Tabiki sen beni ben seni misafir edeceksun… Ondan değil.
-Neden o zaman?
-Hakkında o kadar kötü, o kadar pis dedikodular var ki… Seni adam yerine koyduğum için, hepsini dinledum, hepsine de inanıyorum! Ve hiç birini de sana demeyeceğum!”
O an ortamda bir sessizlik olur. Dursun bir çay yudumlar, ama o çay değil artık, düpedüz lav kaynıyor sanki içinde!
O sırada mutfakta kadınlar da boş durmaz elbette.
Fadime, Kezban’a döner:
— “Kız Kezban, geçen gün düğün salonunda benim hakkımda ileri geri konuşmuşsun diyiler…”
Kezban’ın gözü fal taşı gibi açılır:
— “Eciiiim ( Kardeş ), hiç olur mu öyle şey? Ekmek gözüme yapışsın ki yalan konuşmadım!”
Durur, sonra ekler:
— “Pis dedim… Pasaklı dedim… Dedikoducu dedim… Bi de cimri dedim… Bacım, bunlar zaten sende olanlar, ne diye yalan konuşayım? Ekmek gözüme durur ha! Sen benim kırk yıllık komşumsun senin hakkında nasıl yalan konuşurum ben!”
Ekmek, o dakikadan sonra masaya değil, vicdana yapışır. Ortam bir anda ısınır, tansiyon yükselir…
Tam bu anda ergen kızlar salona dalar. Biri sorar:
— “Anne! Aşk evliliği mi mantık evliliği mi?”
Fadime bir yudum çay alır, göz ucuyla Dursun’a bakar ve cevabı yapıştırır:
— “Kızım, başta aşk evliliği olur… Ama evlendin mi, hemen mantığa geçeceksin. Yoksa rastgele insanları misafir edersin, evin huzuru kalmaz!”
Fıkradan Anladıklarımız
- “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” (Türk atasözü) İlişkilerde üslup, söylenen söz kadar önemlidir.
- “Dil yarası geçmez.” (Türk halk sözü) Kırıcı sözler uzun süre unutulmaz.
- “Söz ağızdan çıkar, gönüle düşer.” (Anadolu irfan sözü) Söylenen her söz karşı tarafta bir iz bırakır.
- “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” (Türk atasözü) İyi ilişkiler günlük hayatın görünmeyen dayanağıdır.
- “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” (Türk atasözü) Küçük ikramlar büyük gönül bağları kurar.
- “Söz var kestirir başı, söz var bitirir işi.” (Türk atasözü) Aynı dil hem yıkar hem yapar.
- “Ağızdan çıkan ok geri dönmez.” (Türk halk sözü) Kırıcı söz söylendikten sonra telafisi zordur.
- “Gönül almak, gönül kırmaktan zordur.” (Türk–İslam irfan sözü) İlişkileri korumak incelik ister.
- “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.” (Türk atasözü) Her kültürün ve kuşağın iletişim dili farklıdır.
- “Dost acı söyler ama yerini bilir.” (Türk atasözü) Doğruyu söylemek kadar nasıl söylemek de önemlidir.
- “Ağaç yaşken eğilir.” (Türk atasözü) Nezaket ve iletişim terbiyesi küçük yaşta kazanılır.
- “Evde huzur, dilde ölçüyle başlar.” (Modern Anadolu hikmet sözü) Aile içi iletişim huzurun temelidir.
- “Kırk yıllık dostluk bir sözle sınanır.” (Anadolu halk sözü) Uzun ilişkiler bazen küçük sözlerle yara alır.
- “Akıl yaşta değil baştadır.” (Türk atasözü) Kuşak farkı bilgelik farkı demek değildir.
- “Söz gümüşse sükût altındır.” (Türk atasözü) Her doğruluk her ortamda söylenmez.
- “Çocuk sözü bazen hakikatin aynasıdır.” (Anadolu irfan sözü) Gençlerin soruları çoğu zaman derin gerçeği açığa çıkarır.
- “Güzel söz gönle şifa olur.” (Türk–İslam hikmet sözü) İyi iletişim insan ilişkilerini iyileştirir.
- “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” (Türk atasözü) Eleştiri önce kişinin kendinden başlamalıdır.
- “Mum dibine ışık vermez.” (Türk atasözü) İnsan bazen en yakınındakini en çok kırar.
- “Misafirlik gönül işidir.” (Türk halk sözü) Sofrada asıl ikram yemek değil, samimiyettir.
Metin KOCA
