23.Katır Yumurtasıyla Beslenen Umutlar…
“Bir toplumun düşmanı cehalet, dostu hakikattir.” – Atatürk
“Umut kötüdür; çünkü işkenceyi uzatır.” – Friedrich Nietzsche
Cehalet, öğrenmemek değil; öğrenmeye direnmektir…
Tarihin her döneminde cehalet, yalnızca bir zayıflık değil; aynı zamanda kötüler için büyük bir fırsat olmuştur.
Biz bu coğrafyada, nice defa sorgulamadan inandık.
Birileri geldi; yüksek sesle konuştu, güzel vaatlerde bulundu, biz sustuk.
Cennet dediler; dikenli patikalarda yürüdük.
Umut dediler; elimizde hüsran kaldı.
Katır yumurtasını karpuz diye sattılar, biz de gülümseyerek aldık.
Çünkü çoğumuz, görünene inanmayı, düşünmeye tercih etti.
Evet, cehalet yalnızca öğrenmemek değildir.
Asıl cehalet, bilmediğini bilmemek, öğrenmeye kapalı olmak, kendi eksikliğini başkalarına şiddetle kabul ettirmeye çalışmaktır.
Ve unutmayalım: Cehalet, diplomasızlık değildir; gelişmemişliktir.
Nice diploma sahibi vardır ki vicdanı kör, fikri karanlıktır.
Nice okuma yazma bilmeyen vardır ki gönül ferasetiyle yol gösterir.
Fakat bu ayrım çoğu kez göz ardı edilir.
Kalabalıklar, tok sesli cehaleti “güç” zanneder.
Cahiller bağırır, bilenler sessiz kalır.
Ve çağımızda ne yazık ki hakikate değil, gösterene inanılır.
Birileri “Cennet buradadır!” dedi, biz inandık.
“Sen düşünme, ben senin yerine düşünürüm,” dediler, biz sustuk.
Sonra da o sustuğumuz yerde başkaları karar verdi, yön verdi, yönlendirdi.
Bugün ekranlarda, kürsülerde, sosyal medyada burnumuza sokulan her “mutluluk” aslında başka bir katır yumurtası değil midir?
Hiç düşündük mü:
Her gün kaç “cehennem pazarlayan Cennetliğe !!” göz kırpıyoruz?
Kaç kere umut diye aldıklarımızın kabuğu çatladığında içinden tavşan gibi bir şey çıkıp kaçtı da yakalayamadık?
Ve kaç kere, dizimize vurduk da hâlâ dersi değil, birilerini suçlamayı tercih ettik?
İnanç dediler, sorgulamayalım diye.
Sadakat dediler, eleştirmeyelim diye.
Umut dediler, bekleyelim diye.
Ama sonunda ya hiçbir şey çıkmadı,
ya da çıkan, ne inanca, ne sadakate, ne umuda benziyordu.
Cehalet, yalnızca karanlıkta yaşamak değildir;
karanlığa alışmaktır.
Ve alıştıkça, her şey normalleşir: baskı da, yalan da, suskunluk da.
İşte şimdi okuyacağınız fıkra, yalnızca güldürmek için değil;
düşündürmek, utandırmak ve belki de biraz uyandırmak için burada.
Zaman Odur ki
Kemahlı’nın biri, ömründe ilk kez köyünden çıkmış, Erzincan’a gitmiş. Pazarda bir tezgâhta koca koca, parlak karpuzları görünce durmuş. Ne olduğunu bilmediğinden satıcıya sormuş:
— Hemşerim, bu sattıkların ne ki?
Satıcı, adamın saf hâlini hemen anlamış, biraz da alayla cevaplamış:
— Katır yumurtası, gardaş!
Kemahlı’nın ağzı açık kalmış:
— Vay canına! Gatırın da yumurtası mı olurmuş?
Fiyatını sormuş. Karpuz pahalıymış ama bizimki cebindeki bütün parasını verip bir tane almış.
Katır yumurtasını(!) kaptığı gibi köy yoluna düşmüş.
Dönüşte yorulunca bir taşın üstüne oturup dinlenmiş, karpuzu yere bırakmış. Meğer taş eğimliymiş, karpuz yuvarlana yuvarlana dereye doğru gitmiş. Çalılığa çarpıp çat diye patlamış. Tam o anda oradan bir tavşan fırlayıp kaçmaya başlamasın mı!
Kemahlı şaşkınlık içinde:
— Haaaah! Gatırın yavrusu çıktı! Kaçmasın gari! diyerek düşmüş tavşanın peşine.
Dere tepe kovalamış ama yakalayamamış.
Nefes nefese dizine vurup söylenmiş:
— Cüssesi küçük müççük de olsa… herif bize gatır verdi, ama biz sahip çıhamaduh!
Köye vardığında hanımı merakla sormuş:
— Ne getirdin herif?
Kemahlı mahzun:
— Gız garı, Erzincan’dan gatır yumurtası aldım. Amma yolda yuvarlandı, kırıldı. İçinden yavru çıktı, kaçtı…
Kadın dövünmüş:
— Oy heriiif! Keşke getüreydin! Büyüdürdük, üstüne biner babamgile bile giderdim!
Adam gözlerini devirmiş, sinirlenmiş:
— Demek gatırı getürseydim, daha binmeden belini gıracanmışsın ha?!
Kadın:
— Eyi ki gaçmış! Senin eline düşseydi, bu sözlerinle perişan ederdin zavallı gatır?
Fıkradan Anladıklarımız
- “Her parlayan şey altın değildir.” (Türk atasözü) Gösterişli vaatler çoğu zaman hakikati gizler.
- “Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.” (Türk atasözü) Düşünmeden verilen kararların bedeli ağır olur.
- “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” (Türk atasözü) Sahte umutlar er geç söner.
- “Minareyi çalan kılıfını hazırlar.” (Türk atasözü) Aldatan kişi kandırmak için her zaman bir hikâye hazırlar.
- “Bir musibet bin nasihatten iyidir.” (Türk atasözü) İnsan çoğu zaman ancak zarar gördükten sonra ders alır.
- “Körler memleketinde şaşı padişah olur.” (Türk halk sözü) Bilginin az olduğu yerde yarım akıl bile büyük görünür.
- “Akıl akıldan üstündür.” (Türk atasözü) Sorgulamak ve danışmak aldanmayı önler.
- “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” (Türk atasözü) Aldanışın sorumluluğu biraz da sorgulamamaktadır.
- “Güler yüz her zaman dost yüzü değildir.” (Anadolu halk sözü) Tatlı dil bazen tuzağın kapısı olabilir.
- “Dervişin fikri neyse zikri de odur.” (Türk–İslam irfan sözü) İç dünyası karanlık olanın sözü de bulanık olur.
- “Aç tavuk kendini darı ambarında sanır.” (Türk atasözü) Aşırı beklenti insanı kolay kandırır.
- “Balık baştan kokar.” (Türk atasözü) Toplumsal cehalet çoğu zaman yukarıdan beslenir.
- “Su bulanık olursa balık kolay tutulur.” (Karadeniz halk sözü) Bilinçsiz toplumlar daha kolay yönlendirilir.
- “Göz gördüğüne, akıl sorduğuna inanır.” (Anadolu irfan sözü) Görmek yetmez, anlamak gerekir.
- “Acele işe şeytan karışır.” (Türk atasözü) Düşünmeden inanmak çoğu zaman hüsran getirir.
- “Boş çuval ayakta durmaz.” (Türk atasözü) Temeli olmayan umutlar çabuk çöker.
- “Her duyduğunu doğru sanma.” (Türkmen atasözü) Bilgi doğrulanmadan kabul edilmemelidir.
- “Hakikat acıdır ama şifadır.” (Türk–İslam hikmet sözü) Gerçek ilk anda rahatsız eder ama iyileştirir.
- “Cehalet karanlık, sorgu ışıktır.” (Modern Anadolu hikmet sözü) Düşünmek insanı kandırılmaktan korur.
- “Katır yumurtası satana değil, alan akla bak.” (Modern Anadolu taşlaması) Aldatılmanın temelinde sorgusuz kabul vardır.
Metin KOCA
