Sen Hamsisin, Uçmak Zorunda Değilsin

Sen Hamsisin, Uçmak Zorunda Değilsin

İnsanoğlu garip bir varlıktır. Elindekine razı olmaz; gözü hep daha yukarıdadır. Uçamaz ama kuşa özenir, yüzemez ama balık gibi süzülmek ister. Yerde yaşar ama toprağı kazmak, derinlere inmek ister. Mutluluğu ise hep başka yerde, başka zamanda, başka birinde sanır.

Bugünün insanı da böyledir.

Mutluluğu market raflarında, vitrindeki bir elbisede, krediyle alınmış arabalarda ya da bir sonraki kariyer basamağında arar. Ama bulamaz.

Çünkü her şeye sahip olabilir; ama olduğu hâliyle barışamaz.

Ve mutluluğu hep “sonra”ya erteler:

“Şu okul bitsin… Şu iş olsun… Şu kişi gelsin… Şu ev alınsın…” der durur.

Ama o “sonra” bir türlü gelmez.

Küçük bir huzursuzluğu bile büyük bir mutsuzluk sanırız.

Hayatın gece kısmını inkâr eder, hep gündüz isteriz.

Tatlıyı hep dileriz ama mide fesadını hiç düşünmeyiz.

Ağlamaktan utanır, gülmenin kıymetini bilemeyiz.

Kıskançlık koca bir kalbi yakar.

Bir kırgınlık yıllarca sürer.

Bir kibir, dostlukları yıkar.

Hayatı karmaşıklaştıran çoğu zaman biziz.

Oysa güzellik, küçük anlarda gizlidir.

Bir bardak çay, dostça bir bakış, masum bir gülüş…

Gerçek mutluluk, gösterişli olan değil; sahici olandır.

Ama biz kendimizi sürekli bir yarışta hissederiz.

Hep bizden yukarıdakilere bakarız.

Ne zaman ki aşağıya bakmayı unuturuz, işte o zaman mutluluğu da unuturuz.

Uçamıyorsan üzülme…

Senin kanatların yoksa da, belki dalgalarla dans eden bir ruhun vardır.

Kendini başkasıyla değil, dünkü hâlinle kıyasla.

Kendi meşgaleni bul: bir ağacı büyüt, bir dostluğu yeşert, bir iyilikle oyalan.

Boş kalan zihin, boş şeylerle dolar.

Zihni çöple dolan bir kalp ise huzur barındıramaz. Nefret, kin, intikam…gurur….kibir…çöptür

Kalpte onlara yer açarsan, önce vicdan terk eder o evi. Huzur  da ardından gider.

Sevmeyen sevilmez. Sevgi ekmeden insan biçemez.

Ne yaparsan yap, önce kendin için yap.

Ama sadece kendin için değil…

Bu dünya sadece senin değil. Su, toprak, hava, hayvanlar, diğer insanlar…Hepsi seninle bu gezegeni paylaşıyor.

Senin açtığın bir musluk, başkasının kuraklığı olabilir.

Senin yaktığın bir orman, binlerce cana mezar olabilir.

Kötü bir sözün, bir çocuğun sessizliği olabilir.

Unutma: Evrensel bir varlıksın.

Yalnız değilsin.

Her davranışın, senden başka birine dokunur.

O yüzden paylaştıkça çoğalır, verdikçe zenginleşirsin.

Modern insan, mutluluğu haritada işaretlenmiş gizli bir hazine sandı.

Bir dağın ardında, bir bankanın kasasında, bir başkasının kucağında zannetti.

Ve hep “bir gün gelir” diye bekledi.

Ama o “bir gün” hiç gelmedi.

Çünkü yaşadığı anı değil; ulaşamadığı hayali kutsadı.

Yetinmedi. Kabullenmedi.

Sahip olduklarını küçümsedi, hep yukarıya baktı, aynaya bakmadı.

Toplumlar bu yüzden bunalımda.

Çünkü herkes başkasının rolünü oynamaya çalışıyor.

Kendi sesiyle konuşan neredeyse kalmadı.

Sade hayat küçümseniyor, sıradanlık adeta suç sayılıyor.

Bir tebessüm eksik olsa “depresyondayım” deniyor.

Bir gün yalnız kalsak “hayatım bitti” deniyor.

Küçük meseleler büyütülüp hayatı zehir ediyoruz.

Oysa her gün bahar olmaz.

Geceyle gündüz kardeştir.

Gözyaşıyla yıkanmamış bir tebessüm samimi değildir.

Sen bir hamsiysen, kartala özenme.

Senin yuvan deniz, gücün akıntı, dansın dalgalarladır.

Bulunduğun yeri sev.

Kendin ol.

Ve unutma: mutluluk dışarıda değil; kalpte, vicdanda, dengede, özsaygıda ve paylaşımda gizlidir.

Çünkü bakarsın bir gün…

İç huzur, beklemediğin bir anda  kalbinin tam ortasında bir çiçek gibi açıverir.

Ama geç kalma…

Çünkü son sayfa geldiğinde, kitabın içeriği değişmez.

Zaman Odur ki

Fıkra bu ya…

Yaradan, bir gün yarattıklarını toplamış. Melek, iblis, kuş, balık, köstebek, insan… Kim varsa hepsini bir araya getirmiş. Demiş ki:

— Şimdi size bir sır vereceğim. Bu mutluluk dedikleri şeyi nereye koyayım da hak eden bulsun, hak etmeyen boşuna aramasın?

Yani sorumuz bu: Mutluluğu Nereye Koyalım?

İlk sözü, kanatlarını düzelte düzelte Kartal almış:

— Yükseklere koy, ulu dağların zirvesine. Öyle kolay ulaşılamasın. Kanatları olan çıksın, tırmanan varsa hak etsin. Mutluluk, yükseği göze alanların ödülü olsun.

Ardından denizler köpürmüş, içinden bir hamsi kafayı uzatmış:

— Derinlere koy, deryaların dibine. Dalgıç olan insin, gözünü karartan varsın arasın. Karanlığı göze alan, nefesi yeten bulsun o mutluluğu.

Toprak hafiften titremiş, yer yarılmış, içinden bir köstebek çıkmış:

— Yerin altına koy. Kazma kürek eline alan gelsin. Toprağı deşen, karanlıkta yol bulan, güneşi görmeden yaşayan mutlu olsun.

O sırada bir ses… Karanlık taraftan… İblis!

— Bırak şimdi zahmeti meşakkati! En iyisi gururun, kibrin, kendini dev aynasında görenin içine koy. Böylece herkes başkasına tepeden baksın, kimse kimseye yetmesin. Millet mutsuzluktan delirsin, ben eğlenirim!

Ve sıra geldi insana…

Adem’in torunları, iki yana eğilmiş, ellerini açmış ve şöyle demiş:

— Allah’ım… Kuş gibi uçamayız, balık gibi yüzemeyiz, köstebek gibi de toprağa dalamayız. Biz ancak düşünebiliriz… Ne olur sen mutluluğu bizim içimize, kalbimize koy.

Yaradan da gülümsemiş.

— Öyle olsun, demiş. Mutluluğu insanın kalbine koyuyorum.

Ama…

İnsan, o günden bugüne mutluluğu hep yanlış yerde aradı.

Ama insanoğlu, yaratıldığı günden beri mutluluğu dışarıda aradı!

Mağarada otururken, “Keşke ev olsa” dedi.

Ev alınca, “Keşke villa olsa” dedi.

Villa alınca, “Komşununki daha büyük” diye mutsuz oldu.

Bir ara “Mutluluk parada” dedi, parayı bulunca “Aa kalp krizi mi geçiriyorum?” diye panikledi.

Sosyal medyada “Herkes mutlu, ben niye mutsuzum?” diye hikaye attı.

Ve insanoğlu, mutluluğu hep bir sonraki şeye erteledi…

Kimi lüks arabalarda, kimi dağ başındaki villalarda, kimi sosyal medya beğenilerinde, kimi başkasının tabağında…

İçine hiç bakmadı. Onun için de doğru düzgün mutlu olan pek çıkmadı.

Baktığında artık çok geçti. Çünkü Ölüm gelmişti.

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Azıcık aşım, kaygısız başım.” Gerçek mutluluk, çok şeye sahip olmakta değil; yetinmesini bilmekte ve iç huzurda gizlidir.
  2. “Ayağını yorganına göre uzat.” Hayaller uçsuz bucaksız olabilir, ama mutluluk sınırlarını ve imkanlarını bilene gelir.
  3. “Ne ekersen, onu biçersin.” Kalbine ne ekiyorsan; sevgi, nefret ya da umut… sonunda onu biçersin. Mutluluk bir çaba ister.
  4. “Gülü seven dikenine katlanır.” Her güzelin bir zorluğu vardır. Sabır, mutluluğun görünmeyen yüzüdür.
  5. “İyilik eden iyilik bulur.” Paylaştığın sevgi, bir gün dönüp seni bulur. Mutluluk, karşılıksız iyilikten geçer.
  6. “Her işin başı sağlık.” Ruhsal, fiziksel ve zihinsel sağlık olmadan hiçbir dış başarı tat vermez.
  7. “Kendini bilen, Rabbini bilir.” Kendini tanımayan, dış dünyada mutluluğu bulamaz. İç yolculuk, dış arayıştan kıymetlidir.
  8. “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” Mutluluğa giden yolda dil bir anahtardır. Yumuşak söz, gönül kapılarını açar.
  9. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” İnsanoğlu yalnız değil; dayanışma, sadelik ve yardımlaşma mutluluğun temelidir.
  10. “Her şeyin azı karar, çoğu zarar.” Aşırılık mutluluk değil, yorgunluk getirir. Denge hayatın altın terazisidir.
  11. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” Hayatı birlikte taşımak, yükü hafifletir. Paylaşım mutluluğu çoğaltır.
  12. “Kendini beğenmişin aynası olmazmış.” Kibirli insan, ne kendini düzeltir ne de mutluluğa ulaşır. Tevazu, huzurun anahtarıdır.
  13. “Denize düşen yılana sarılır.” Umutsuzluk anlarında doğruyu değil, yakını seçeriz. Oysa mutluluk, bilinçli seçim ister.
  14. “Bir musibet, bin nasihatten yeğdir.” Yaşanmışlık, öğütlerden etkilidir. Mutluluğun değerini kaybedince anlarız ama geç olmamalı.
  15. “Geceyle gündüz kardeştir.” Hayat sadece aydınlıkla değil, karanlıkla da tam olur. Acı ve neşe, birlikte olgunlaştırır.

 

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir