Güzelliğe Giden Yolda “Ben” Olmaz
İnsanlık tarihi boyunca milletleri yücelten üç büyük dayanak olmuştur:
Fikir, inanç ve ahlak.
Kimileri aklı kutsar, düşünce üretir; kimileri kalbi dinler, inancı besler; kimileri ise toplumun nabzını tutar, adalet ve vicdanla yol gösterir.
Dünyanın dört bir yanında düşünce kuruluşları, strateji enstitüleri, cemiyetler, ocaklar, vakıflar, dernekler vardır ve olacaktır da. Bu kuruluşların birçoğunun özelliği bozulsa da bu iyi niyeti değiştirmez. Onları düzeltmek, düzenlemek bizlerin görevidir.
Kimi insanı geleceğe hazırlar, kimi geçmişle bağ kurar, kimi de sadece bir dilim ekmeği bölüştürerek öze döndürür.
Hepsinin ortak iddiası şudur:
İnsan dünya da huzurlu olsun, öbür dünya da…Sistem bozulunca , süt maya tutmuyor faydalar zarara dönüşüyor.
İşte büyük mesele de burası ! Menfaat…Bundaan sonra öbür dünya sadece sohbetlere malzeme olur; kahvenin yanında şeker niyetine sunulur.
biz burada sadece dini gruplardan bahsetmiyoruz. toplumu şekillendirmeye çalışan bütün grupları bu şekilde değerlendirebiliriz.
Oysa asıl ihtiyaç, menfaatsiz dostluktur.
İçten gelen bir tebessüm, çıkarsız bir selam, gönülden edilen bir dua…
İşte bunlar, ne toplantılarda planlanır ne de strateji belgelerine sığar.
Barış ve kardeşlik, her toplumun ortak duasıdır.
Kavga değil, kucak isteyen yürekler vardır hâlâ bu yeryüzünde.
Farklı düşünenlerin, farklı inananların ama ortak insanlıkta birleşenlerin çoğalması, bu dünyadaki güzel insanların umududur.
Unutulmamalıdır ki:
Birlik, güçlü olana değil; birlikte güzel olana kazandırır.
İnsan, tek başına ayakta durabilir belki ama tek başına tamamlanamaz.
Zıt düşünceler, aykırı yollar hatta ters duygular bile bazen aynı hakikatin başka yüzleridir.
İnsan bir ayna gibidir:
Kimi yüzünü gösterir, kimi içini…
Ama hangi yoldan gidilirse gidilsin, hedef huzursa, bu dünyada da öbür dünyada da gülümsemenin adı birdir:
İnsan olmak, İnsan kalabilmek
İşte şimdi okuyacağınız bu fıkra, üç farklı yoldan yürüyen ama aynı dostlukta buluşanların hikâyesidir.
Bir tepsi baklavanın gölgesinde, menfaatle samimiyetin imtihanıdır…
Zaman Odur ki
Bazı ülkelerin kendine göre düşünce kuruluşları vardır.
Kimisi aklı yönlendirir, kimisi inancı şekillendirir.
Hepsi bir hedefle yola çıkar: dünya ve öte dünya huzuru…
Lâkin menfaat öne çıkınca, öte dünya genelde sadece sohbet aralarında dile gelir; o da çayla, kahveyle birlikte…
Böyle bir zamanda bir dergâhın bahçesinde, üç dost oturmuşlardı:
Biri Mevlevî idi, dönmeyi bilirdi ama dünyaya dönmezdi.
Biri Sofî idi, nefsini susturmuş, kalbini konuşturmuştu.
Diğeri Bektaşî idi, lafı dolandırmaz, hakikati eğip bükmezdi.
Güneş ufuktan çekilirken, konuşma başladı:
— Mevlevî dedi:
“Aşk, yoldur azizim. Biz döne döne nefsimizi ezer, aşkın ateşiyle yanarız.”
Sofî gülümsedi:
— “Biz de nefsimizi aç bırakırız, oruçla, zikirle terbiye ederiz. Hak yoldur, yolculuktur, vuslattır.”
Bektaşî sigarasını yaktı.
Dumanı Mevlevî’nin semahına, Sofî’nin sabrına karıştı:
— “İyi diyorsunuz da, ben de içtikçe kendimi unutur, Hakk’ı hatırlarım.”
Sofî kaşlarını kaldırdı, ama öfkeyle değil, merakla.
Mevlevî gülümsedi, dudağında bir Mesnevî beyiti vardı.
Bektaşî devam etti:
— “Yahu biz de insanız, kimi aşk ile bulur Hakk’ı, kimi açlıkla, kimi de biraz dumanla…”
— “Ama,” dedi Sofî, “senin dumanın, bizim niyetimizi bozar mı?”
Bektaşî göz kırptı:
— “Yok be canım! Duman bendendir, niyet Allah’tandır.”
Üçü birden güldüler. Ne birbirlerini kınadılar, ne kendilerini üstün gördüler.
Çünkü bilirlerdi ki:
Herkesin Hakk’a yürüyüşü ayrı olabilir, ama menzili bir olan yollarda kimsenin ayağına taş koyulmaz.
O gün, halktan bir zengin bunları bir arada görünce hayran kalır:
— “Bu mübarekler bir araya gelmişse, bu gece göklerde bereket var,” der
ve garibanlar yesin diye dergâha iki tepsi baklava gönderir.
İlk tepsiyi yerler, afiyetle.
İkinci tepsiye gelince… iş değişir.
Kimi “eve götürelim” der, kimi “komşuya verelim”,
kimi içinden “yarısını ben yerim” diye geçirir.
Ama hiçbiri yüksek sesle söyleyemez.
Çünkü biri nefsiyle kavgalı, biri edebiyle, diğeri açık sözlü ama usullü.
En sonunda bir karar alınır:
“En güzel rüyayı gören, baklavayı evine götürsün.”
Ve herkes odasına çekilir.
Gece boyunca gözler kapalı ama zihinler tepsiye odaklıdır.
Sabah olur. Namaz kılınır.
Sonra herkes rüyasını anlatmaya başlar.
Sofî başlar:
— “Rüyamda cennete gittim. Ne güzellik! Ne tatlılar! Şerbetler, huriler, baklavalar…Hem de bedava! Orada bile baklavaya denk geldim, düşünün yani!”
Mevlevî söz alır:
— “Ben ise rüyamda Mevlevî tekkesinin başına geçtim. Sema ederken göğe yükseldim. Uçuyorum, uçuyorum… Baklavadan eser yok ama huzur çok.”
Sıra Bektaşî’de…
Diğerleri büyük rüyalar anlattığı için biraz duraksar ama gayet sakin konuşur:
— “Mübarekler…
Gece sizin cennete gittiğinizi, göklere çıktığınızı görünce, kendi kendime dedim ki: Bu zatlar cenneti ve gökleri bulmuşken, artık dönmezler…E ben de düşündüm; baklava ziyan olmasın diye ağlaya ağlaya hepsini yedim…”
Bir an sessizlik olur.
Sofî gözlerini ovuşturur, Mevlevî başını sallar.
Bektaşî derin bir nefes alır, ellerini açar ve son darbeyi indirir:
— “Siz neden buradasınız mübarekler? Bir tepsi baklava için dünya’ ya geri gelmediniz İnşallah ?”
Fıkradan Anladıklarımız
- Ayrı yollardan gidenler aynı menzile varabilir.”
- “İnsanı yücelten yol değil, niyettir.”
- “Tatlıyı paylaşmayan, acıya ortak olamaz.”
- “Nefsin doymadığı yerde, akıl susar.”
- “Menfaatin gölgesinde büyüyen dostluk, ilk rüzgârda yıkılır.”
- “Cenneti hayal eden, baklava yüzünden dönmemeli.”
- “Yol ne kadar farklı olsa da, gönül birse düşmanlık olmaz.”
- “Hakiki dostluk, rüyada değil gerçekte sınanır.”
- “Birlikten kuvvet değil, hikmet doğar.”
- “Komşunun tabağından geçen tatlı, gönlü doyurur.”
- **”İnsan tek başına insan olamaz.” — Yunus Emre
- “Ben, sen yok; biz varız, der gönül ehli.”
- “Kiminin gözü gökte, kiminin gönlü tepside… Hakikat, ikisinin ortasında.”
- **”Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz.” — B. Brecht
- “Bir dilim baklava için değil, bir tebessüm için gel bu dünyaya.”
Metin KOCA
