
187.Yumurta Çıkarmadım Ama Bilirim Cılk Olanı!
Bir ülkenin kaderi yalnızca saraylarda, meclislerde, büyük salonlarda çizilmez.
Asıl kader; sabah ezanıyla tarlaya çıkan çiftçinin nasırlı elinde, ahırdaki ineğin nefesinde, dağ köyündeki çocuğun kara tahtasında gizlidir. Çünkü toprağını kaybeden millet, yalnızca ekmeğini değil; hafızasını, kültürünü, vicdanını ve geleceğini de kaybeder.
Bir zamanlar bu memleketin köyleri vardı…
Sadece evlerin toplandığı yerler değildi onlar. Köy; üretimdi, dayanışmaydı, ahlaktı, terbiyeydi. Çocuk, sabah ineğin sesini duyarak büyürdü. Horoz sabah ezanında ötmez ise hasta veya işe yaramaz kabul edilirdi. İnsan, yağmurun kokusundan mevsimi anlardı. Toprak sadece geçim kaynağı değil, karakter mektebiydi.
Ama sonra birileri çıktı. Köyü geri kalmışlık sandılar. Toprağı çamur, çiftçiyi kaba, köylüyü cahil gördüler. Köyde doğmayanlar, köyü anlamadan köy hakkında karar verdiler.
Ömründe saman taşımamış insanlar tarım politikası yaptı. Bir kuzunun doğumuna şahit olmamış kişiler hayvancılığı yönetti. Köy çeşmesinden su içmemiş insanlar “modernleşme” adına köyleri boşalttı.
Önce köy okulları kapandı…
Sonra öğretmenler gitti…
Ardından çocuk sesleri sustu.
Taşımalı eğitim dediler. Tasarruf dediler. Verimlilik dediler.
Ama hesaplayamadıkları bir şey vardı:
Bir köyün okulunu kapatırsanız, sadece sınıfı kapatmazsınız; köyün geleceğini de kilitlersiniz. Çünkü Anadolu insanı çocuk okusun diye şehre göç etti. Anne-baba, öküzünü sattı; çocuğu apartman dairesinde okusun istedi. Tarlayı bıraktı, betonun içine sıkıştı.
Sonra ne oldu?
Şehirler büyümedi… şişti. Plansız göç, işsizliği artırdı. Suçlar çoğaldı. Aileler dağıldı. Mahalle kültürü dağıldı. İnsanlar birbirine yabancılaştı.
Köyde üretici olan adam, şehirde işsiz kaldı.
Toprak boş kaldı. Ahırlar sustu. Tarlalar diken tuttu.
Bugün birçok köy, artık sadece bayramdan bayrama gidilen bir hatıraya dönüştü.
Kapısında kilit olan evler, çöken damlar, yaşlıların beklediği sessiz sokaklar kaldı geriye.
Gençler artık köye üretmek için değil, fotoğraf çekmek için gidiyor.
Dedeler torunlarına buğdayı gösterirken, çocuklar onu market ürünü sanıyor. Sütü marketçi yapıyor sanıyor. Tavuğu yavruluyor, kediyi yumurtluyor sanıyor…
Oysa yıllar önce bazı insanlar bunları söyledi. “Köy boşalırsa şehir çöker.” dediler.
“Tarım biterse bağımsızlık da biter.” dediler.
Ama sıfatları yoktu. Kravatları ya yoktu ya da parlak değildi. Televizyona çıkmıyorlardı diye küçümsendiler.
Bugün marketteki fiyatlara bakınca herkes ekonomi konuşuyor ama kimse toprağın sessiz çığlığını duymuyor. Halbuki mesele sadece domates değildir.
Mesele vatandır. Topraktır. Üretimdir.
Bağımsızlıktır.
Bir millet fabrikasız yaşayabilir belki… Ama çiftçisiz yaşayamaz.
Köy Enstitüleri ve benzeri yapılar bu toprağın ruhunu anlamıştı. Çünkü onlar biliyordu:
Köy kalkınmadan ülke kalkınmaz. Toprağı tanımayan nesil, memleketin değerini de anlayamaz. Siyasi denildi…
Bugün hâlâ geç değil belki…
Ama önce şu gerçeği kabul etmek gerekiyor:
Toprağa sırtını dönen milletler, sonunda başkasının ekmeğine muhtaç olur. Yiyeceğini de, aatını da, itini de, otunu da dışardan almak zorunda kalır.
Zaman Odur ki…
Bir gün, hevesli bir adam elinde kalınca bir dosyayla Neyzen Tevfik’in yanına gitmiş.
Dosyanın içinde yıllardır yazdığı roman varmış.
Kapağına da kocaman yazmış:
“İnsanlığın Kaderini Değiştirecek Büyük Roman”
Adam, göğsünü gere gere uzatmış dosyayı:
— Üstad, bunu okuyan ağlar, güler, düşünür… Bir değerlendirseniz?
Neyzen dosyayı almış. Bir iki sayfa çevirmiş…
Kaşlar yukarı, dudak yana…
Arada bir “Hıh!” diye ses çıkarıyor. En sonunda dosyayı masaya bırakmış:
— Evladım… Romanın konusu da zayıf, dili de aksıyor. Karakterler tahta gibi. Sen bence yazarlığı bırak, başka işle uğraş.
Adam birden köpürmüş:
— Ne yani! Sen şimdi büyük eleştirmen mi oldun? Hayatında roman mı yazdın?
Neyzen sakince cevap vermiş:
— Hayır. Adam zafer kazanmış gibi bağırmış:
— Eee! O zaman bende yazarlık yeteneği olup olmadığını nereden bileceksin?
Neyzen çayından bir yudum almış. Hiç istifini bozmadan cevap vermiş:
— Evladım… Ben hayatımda tavuk olup yumurta da yumurtlamadım. Ama hangi yumurtanın cılk olduğunu anlamak için kümeste yaşamaya gerek yok.
Kahvedekiler gülmeye başlamış.
Neyzen devam etmiş:
— Ayrıca ben hiç karpuz da yetiştirmedim…Ama pazarda vurunca “tak” diye ses çıkarıyorsa kelek olduğunu anlıyorum.
Fıkradan Anladıklarımız
- Toprağı işleyen, ekmeği dişler.” (Türk atasözü) – Üretmeyen toplum, sonunda tüketirken bile başkasına bağımlı olur.
- “Köylü milletin efendisidir.” (Türk atasözü) – Tarımı küçümseyen toplum, kendi temelini küçümser.
- “Ağaç kökünden yıkılır.” (Türk atasözü) – Köyler çökerse şehirlerin ayakta kalması zorlaşır.
- “Sabanın tutmadığı yeri düşman tutar.” (Türk atasözü) – Tarımsız kalan toprak, zamanla ekonomik bağımsızlığını kaybeder.
- “Boş ahırın öküzü çok bağırır.” (Karadeniz atasözü) – Üretmeden konuşanların sözü memleketi doyurmaz.
- “Dere kurursa kurbağa da susar.” (Türk atasözü) – Köy boşalınca kültür de sessizleşir.
- “Her çokluk bir yokluğa gebedir.” (Türk atasözü) – Plansız şehirleşme sonunda büyük sosyal sorunlar doğurur.
- “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” (Türk atasözü) – Tarımın çöküşünde toplumun da payı vardır.
- “Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz.” (Çukurova atasözü) – Üretime katkısı olmayanın refah iddiası boş kalır.
- “Kuru laf karın doyurmaz.” (Karaman yöresi atasözü) – Sloganlarla değil, üretimle kalkınılır.
- “Ne ekersen onu biçersin.” (Türk atasözü) – Eğitimsizlik, üretimsizlik ve plansızlık geleceği belirler.
- “Ekmeğin büyüğü harmanda olur.” (Türk atasözü) – Gerçek kalkınma betonla değil, üretimle gerçekleşir.
- “Çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek yıl çıkmış.” (Türk atasözü) – Üretici insan umudunu kaybetmeden yaşamaya çalışır.
- “Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır.” (Osmanlı halk sözü) – Küçük ihmaller zamanla büyük toplumsal çöküşlere dönüşür.
- Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.” (Türk atasözü) – İnsanların değerlendirme ve üretim tarzı farklı olabilir.
- “İş bilenin, kılıç kuşananın.” (Türk atasözü) – Gerçek ustalık lafla değil, ortaya çıkan işle anlaşılır.
Metin KOCA