186.Taklitle Adam Olunmaz Mayk Bey!

 

186.Taklitle Adam Olunmaz Mayk Bey!

İnsanlık tarihi boyunca insanlar sadece kıyafet değiştirerek, slogan ezberleyerek ya da şekil takınarak başka biri olabileceklerini sandılar.
Kimi makam için kişilik değiştirdi, kimi çevreye uyum sağlamak için karakterini sattı, kimi de “modern görünmek” uğruna kendi özünü küçümsemeye başladı.

Bugün de birçok insan; elbise değiştirince çağdaş, yabancı kelime kullanınca kültürlü, başka milletlere özenince gelişmiş olacağını zannediyor.
Oysa taklit, hiçbir zaman gerçek gelişim değildir.

Bir insan kravat takınca bilge olmaz.
İngilizce üç kelime söyleyince aydın olmaz.
Yabancı marka giyince medeni olmaz.
Çünkü medeniyet, insanın bedenine değil; zihnine, ahlakına ve üretimine yerleşir.

Ne yazık ki bizim gibi toplumlarda bazen şekil, özün önüne geçirilir.
İnsanlar düşünce üretmek yerine görüntü üretmeye başlar.

Bir bakarsınız adamın telefonu yabancı, ayakkabısı yabancı, kahvesi yabancı, konuştuğu yarım yamalak yabancı… Ama düşüncesi hâlâ başkasının cebinden çıkmaktadır.

Oysa insan, kendisi olmadan gelişemez.
Kendi kültürünü aşağılayarak yükselen toplum görülmemiştir.
Kökünü inkâr eden ağaç, ilk rüzgârda devrilir.

Takiyye dediğimiz şey de çoğu zaman budur aslında.
İnsan bazen inanmadığı gibi görünür, bazen olmadığı biri gibi davranır.
Bir yere yaranmak için başka kimlikler takar.
Ama insanın gerçek yüzü, eninde sonunda küçük bir ayrıntıda ortaya çıkar.

İstihbarat dünyası bunu çok iyi bilir.

Eskiden devletler başka ülkelere kendi adamlarını gönderirdi.
Ama zamanla şunu öğrendiler:
Bir insanı başka millet gibi yetiştirmek kolay değildir.

Çünkü aksanı öğrenirsiniz ama çocukluk hatırasını öğrenemezsiniz.
Yemeğini öğrenirsiniz ama refleksini öğrenemezsiniz.
Kıyafetini taklit edersiniz ama ruhunu taklit edemezsiniz.

Bu yüzden modern istihbarat sistemleri artık çoğu zaman dışarıdan ajan göndermek yerine, o ülkenin içinden insan yetiştirmeye çalışır.

Bazı yabancı okulların, bazı uluslararası şirketlerin, bazı çevresel derneklerin ya da kültürel projelerin arka planında da zaman zaman bu tür uzun vadeli insan yetiştirme stratejilerinin konuşulduğu iddia edilir.

Çocuk yaşta seçilen insanlar; burslarla, özel eğitimlerle, farklı kültürel çevrelerle başka bir zihniyete adapte edilir.
Sonra kendi toplumunun içinde büyümüş ama başka merkezlere hizmet eden bireyler ortaya çıkar.

Çünkü ajanlık; sadece bilgi toplamak değildir.
Bir toplumun içine karışabilmek için o toplumun türküsünü, korkusunu, mahallesini, çocukluk travmasını bile bilmek gerekir.

Zaman Odur ki…

İnsan, rol yaparak bir yere kadar gider.
Ama hakikat, en sonunda mutlaka bir yerden sızar.

İşte bununla ilgili meşhur bir fıkra anlatılır.

CIA, Rusya’daki küçük bir kasabaya ajan yerleştirmeye karar verir.
Ama öyle sıradan bir ajan değil…

Adam tam anlamıyla Rus gibi olacaktır.

Aylarca çalışırlar.
Yetmez, yıllarca uğraşırlar.

Amerika’da yapay bir Rus kasabası kurulur.

Evler aynı…
Sokaklar aynı…
Lokantalar aynı…

İnsanlar bile Rus gibi davranmaktadır.

Sabah kalkınca millete pancar çorbası içirilir.
Radyoda Rus marşları çalar.
Millet sebepsiz yere somurtur; sanki herkesin doğal görevi mutsuz görünmektir.

Ajanın yürüyüşü değiştirilir.
Konuşması değiştirilir.
Yemek alışkanlığı değiştirilir.

CIA uzmanları sonunda:
— “Bu adam artık Ruslardan daha Rus oldu!” der.

Operasyon günü gelir.

Gece vakti ajan paraşütle Rusya’daki kasabanın yakınına bırakılır.

Adam yere iner inmez öyle profesyonel davranır ki, taşlara bile şüpheyle bakmaktadır.

Kasabaya girer.
Biraz dolaşır.
Kimse şüphelenmez.

İçinden:
— “CIA bu işi çözmüş…” diye geçirir.

Bir süre sonra acıkır.

Gider küçük bir lokantaya oturur.

Garson gelir:
— Ne istersin yoldaş?

Ajan kalın aksanla:
— Bana çorba, patates ve turşu getir…

Yemeğini yerken keyfi yerine gelir.

Tam o sırada dışarıda bir hareketlilik olur.

Sivil insanlar sağa sola kaçar.
Bir anda lokantanın etrafını resmi görevliler sarar.

Kapı açılır.

İki görevli içeri girer.

Doğrudan ajanın yanına yaklaşırlar:
— Buyurun Mayk Bey…
— Sizi biraz misafir edeceğiz.

Ajanın elindeki kaşık havada kalır.

Şaşkınlık içinde sorar:
— Nasıl olur?
— Ben yıllarca eğitim aldım!
— Rus gibi konuştum!
— Rus gibi yürüdüm!
— Rus gibi yedim içtim!
— Nasıl anladınız Amerikalı olduğumu?

Rus görevli sakin sakin cevap verir:
— Hepsi tamam Mayk Bey…
— Konuşmanız güzel…
— Somurtmanız güzel…
— Patates yiyişiniz bile Rus gibi…

Biraz durur.

Sonra eğilip sessizce der ki:
— Ama buralarda hiç zenci Rus yoktur Mayk Bey…

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Karga, kekliği taklit edeyim derken kendi yürüyüşünü şaşırmış.” (Türk atasözü) — Başkasına benzemeye çalışan insan sonunda kendini kaybeder.
  2. “Aslı neyse nesli de odur.” (Türkmen atasözü) — İnsan özünü tamamen gizleyemez.
  3. “Maymun ne kadar süslenirse süslensin yine maymundur.” (Anadolu atasözü) — Şekil değişse de karakter kolay değişmez.
  4. “Ağaç kökünden su içer.” (Kazak atasözü) — İnsan kendi kültüründen beslenmeden güçlü olamaz.
  5. “Tilki derisini değiştirir ama huyunu değiştirmez.” (Rus atasözü) — İnsan gerçek karakterini uzun süre saklayamaz.
  6. “Rüzgâra göre eğilenin gölgesi olmaz.” (Kırgız atasözü) — Sürekli şekil değiştiren insanın şahsiyeti kaybolur.
  7. “İnsanı elbisesi değil, bilgisi taşır.” (Özbek atasözü) — Görünüş değil birikim değerlidir.
  8. “Kökü olmayan ağaç ilk fırtınada devrilir.” (Azerbaycan sözü) — Kimliğini kaybeden toplum ayakta kalamaz.
  9. “Kurt postuna giren çakal, ulumayı unutamaz.” (Altay atasözü) — İnsan rol yapsa da özü ortaya çıkar.
  10. “Suyu başka yere aksa da kaynak unutulmaz.” (Türkmen sözü) — İnsan nereden geldiğini silemez.
  11. “Armut dibine düşer.” (Türk atasözü) — İnsan çoğu zaman yetiştiği kökün izlerini taşır.
  12. “İki cambaz bir ipte oynamaz.” (Türk atasözü) — Sahte roller uzun süre birlikte yürütülemez.
  13. “Boya tutar ama maya tutmaz.” (Türk atasözü) — Dış görünüş değişse bile iç yapı değişmeyebilir.
  14. “İğreti aba eğreti durur.” (Türk atasözü) — İnsan kendine ait olmayan kimliği taşıyamaz.

 

 

 

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

2.Yalnızlık ve Temel’in Duası

2.Yalnızlık ve Temel’in Duası Yalnızlık, insanın bir anda içine düştüğü bir boşluk değildir; uzun süre …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir