Maddenin Üç Hali: Bilgi, Anlayış ve Liyakat

Maddenin Üç Hali: Bilgi, Anlayış ve Liyakat

Hayat, çoğu zaman en büyük sınavlarını, en basit ama derin etkileri olan yanlış anlamalarla verir. Aile içinde, iş yerinde, sosyal çevrede yaşanan sorunların kökeninde çoğunlukla iletişimsizlik değil, yanlış duyma ve yanlış anlama vardır. İnsan, duyduğu şeyin gerçekliğine o kadar inanır ki, çevresindekilerin de ona inanmasını ister ve duyduğunu onlara da kabul ettirmeye çalışır. İşte bu inat ve acelecilik, bireylerin ve toplumun önündeki en büyük tehlikelerden biridir.

Duyma, sadece kulağın işleviyle ilgilidir; kulağın sağlam olması, sesleri algılamak demektir. Ancak anlamak, ruhun, aklın ve eğitimli olmanın göstergesidir. Anlamak için empati, sorgulama ve açık fikirlilik gerekir. Aksi halde, yanlış duyma yanlış anlamayı; yanlış anlama ise acımasız yargılamayı, insafsız sorgulamayı beraberinde getirir.

Yanlış anlamalar sadece bireylerin arasındaki ilişkileri bozmakla kalmaz, kurumların, devlet mekanizmalarının, eğitim sistemlerinin, sağlık hizmetlerinin, ekonomik yapının ve adalet sisteminin de temelini zedeler. Yanlış anlama, küçücük çatlaklardan büyük uçurumlar yaratır; bir aileyi parçalar, işyerinde huzursuzluklar doğurur, toplumsal barışı sarsar; en nihayetinde sağlığı tehdit eder, ekonomik kayıplara yol açar, adaletin yerini bulmasını engeller.

Bu yüzden, kendimize sürekli sormamız gerekir:

  • “Duyduğum şey ne kadar doğru?”

  • “Ya yanlış duydum ya da yanlış anladım?”

  • “Karşımda başka bir şey mi söylemek istedi?”

  • “Yanlış anladığım için kalp kırdıysam?”

  • “Duyduğum sözün önü veya arkası var mı?”

  • “Söylemek istediğiyle söylediği farklı olabilir mi?”

Yanlış anlama psikolojide “misperception” yani algı yanılması olarak adlandırılır ve kişinin ruhsal sağlığını da olumsuz etkiler.

Peki neden yanlış anlarız?
Bunun birçok sebebi vardır: beklentilerimiz, hayallerimiz, kendimize aşırı güvenimiz (ki bazen bu kibir boyutuna ulaşır), karşımızdakini küçümsememiz ya da aşırı yüceltmemiz, cahil veya bilgili görmek istememiz, hatta tam olarak inanmak veya inanmamak gibi tutumlarımız.

Toplumsal hayatta ise bu durum, liyakatsizliğin eklenmesiyle çok daha tehlikeli sonuçlar doğurur. Örneğin, liyakatsiz kişiler makam, yetki ya da belge sahibi olduğunda yanlış kararlar verir, kurumları zedeler, halkın güvenini sarsar. Bu, sadece bireysel değil, toplumsal ve hatta ulusal düzeyde kayıplara neden olur.

Bunu en güzel anlatan örneklerden biri, “Maddenin Üç Hali” sorusuyla ilgili meşhur fıkradır:

1960’lı yıllarda traktör sürücülerine ehliyet vermek için sınav yapılmıştır. Katılımcıların çoğu okuma yazma ve eğitim bakımından sınırlıydı. Sınavda sorulan “Maddenin üç halini yazınız” sorusuna çoğunluğun verdiği cevap “katır, sığır ve kaz” olmuştur. Çünkü köy yaşamı ve günlük deneyimle bu hayvanlar maddelerle eşleştirilmiş, bilimsel bilgi yerine yaşam pratiği hâkim olmuştur.

Bu sınav iptal edilmiştir çünkü cevapların çok benzer olması kopya şüphesi doğurmuştur. Ama aslında sorun kopya değil, liyakatsizliğin, eğitimsizliğin ve yanlış anlamanın sonucudur.

Yanlış Anlamanın ve Liyakatsizliğin Toplumsal Maliyetleri

  • Eğitimde: Nesiller amaçsız, hedefsiz büyür, bilgi birikimi azalır, toplum kalkınamaz.

  • Sağlıkta: Yanlış teşhis ve tedaviler artar, ölüm ve acılar çoğalır.

  • Ekonomide: Hatalı kararlar büyük kayıplara yol açar, refah azalır.

  • Adalette: Haksızlıklar artar, toplumda güven sarsılır, toplumsal barış tehlikeye girer.

Zaman Odur ki

1960 sonrası traktörler çoğalınca, şoförlere ehliyet şartı getirilmiştir.
Ehliyet için de, nüfus cüzdanı,  muhtardan alınmış olan ikametgah belgesi, ilkokul diploması, sağlık raporu….. gibi belgeler istenmiştir.
O zamanın eğitim durumu genel olarak zayıftır. Çünkü okullaşma zayıftır. Çoğunun ilkokul diploması yoktur.

Diploması olan insanlar az olduğu için, okuma yazması olanlar, sınava girip diploma alması yeterli görülmüştür. Onun için de, ilkokulu bitirme sınavına tabi tutulan vatandaşlara, ilkokul diploması verilmiştir.
Malumdur ki, her zaman olduğu gibi,  sınava çalışanlar, rahatlıkla kazanıyor, çalışmayanlar da başlarını oraya buraya çevirerek bilgi koparmaya veya bahaneler bulmaya çalışır.

Hedefleri vardır koca koca insanların.  Traktör almak…Tarlalardan daha fazla ürün elde edip daha güzel geçinmek, hayallerine ulaşmak….

Böyle bir sınavda,  bir çok dersten SORULAR sorulmuştur:

Tarih dersinden, bekledikleri gibi, Mustafa Kemal Atatürk’ün doğum tarihi, cumhuriyetin ilan tarihi, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nin kuruluş tarihi,  gibi soruları kolaylıkla yapmışlardır.

Matematik dersinde de soru gayet basittir.  mesela 1 TL’den 5 ekmek  kaç TL yapar. 1 kuruştan on yumurta alıp, 1. 2 kuruştan satar isek kaç TL kar ederiz gibi…

Günümüzdeki gibi 10 TL ‘ye alınan 200 TL’ ye satılmıyormuş.

Soru sırası, o zaman adı tabiat bilgisi olan fen bilgisi dersine gelmiştir.
Sınava katılan yaşlı insanlar, fen bilgisi sorusunu çözmekte bayağı zorlanmışlardır. Çünkü onlar işlerine yaramayan bilgiyi gereksiz görmüşlerdir. Onun içinde çok çalışmamışlar veya fen bilgisinin hayatla ilgili olan kısımlarına çalışmışlardır. Bu soru bilmedikleri yerden gelmiştir.

Bu sınavı geçmek zorundalar, yoksa ehliyet alamayacaklar.  Sorunun cevabını oradan buradan öğrenmeye çalışırlar. Lakin sınıfta kimse bilmeyince, bir tanesi öğretmene gizlice sorar:

—Hocam!  Maddenin üç halini yazın diyor buna ne yazmamız lazım.

Öretmen, onların durumlarını da bildiği için sessiz bir şekilde:

maddenin üç hali,  katı sıvı ve gaz diye cevaplar,  tabii ki bu cevap, bütün sınıfa kulaktan kulağa ulaşmıştır.

Sınav bitmiş, katılan herkes diplomayı alacağından emin, ehliyet hayali kurmaktadır.

İşin ilginç tarafı, bu sınav çok dikkat çekmiştir merkezde.  Müfettişler soruları ve cevapları  inceledikten sonra sınavla ilgili soruşturma açılmış ve sınav iptal edilmiştir.  Çünkü kopya çekildiğine kesin  kanaat getirilmiştir.

90 kişinin katıldığı sınavda, sadece bir kişi doğru cevabı yazmıştır.

Maddenin üç halini yazınız ?

Bir cevap: katı sıvı ve gaz

Maddenin üç halini yazınız ?

89 cevap : katır sığır ve  kaz.

 

Fıkradan anladıklarımız:

  1. Liyakatsiz insanlara belge veya makam vermek birçok soruna yol açar.

  2. Doğru söyleyeni yanlış anlayabilir, hatta haksız yere cezalandırabiliriz.

  3. Kulağımız çoğu zaman doğru duymaktan çok, duyduğunu görmek ister.

  4. Bakmak ile görmek, duymak ile anlamak arasındaki fark hayatı belirler.

  5. Her sınavın, her testin sonucu mutlaka dikkatle kontrol edilmelidir.

  6. Sorun genellikle dışarıda değil, içimizdedir; öncelikle kendimizi sorgulamalıyız.

  7. Çalışmak, başarının en kesin yoludur; kopya ya da geçici çözüm uzun vadede yıkım getirir.

  8. Çok konuşanlar değil, işini hakkıyla yapanlar gerçekten başarılıdır.

  9. İnsanlar duyduklarını değil, duymak istediklerini anlama eğilimindedir.

  10. Toplumun eğitimsizliği, yanlış anlamaların en büyük kaynağıdır.

  11. Yanlış anlamalar sadece bireysel değil, toplumsal felaketlere de yol açabilir.

  12. İletişimde şeffaflık ve sabır, yanlış anlamaların önüne geçer.

  13. Eğitim sisteminde kalite ve liyakat olmazsa, sorunlar kaçınılmazdır.

  14. Göz ardı edilen detaylar, büyük sorunların fitilini ateşler.

  15. Sabırsızlık ve acelecilik, insanları yüzeysel anlamaya iter.

  16. Empati kurmak, yanlış anlamayı azaltan en güçlü silahtır.

  17. Toplumda sağlıklı iletişim için önce bireylerin kendini doğru ifade etmesi gerekir.

  18. Her zaman en kolay çözüme kaçmak, sorunun kökünü kurutmaz.

  19. Yanlış duyum ve anlama psikolojik hastalıklara da zemin hazırlar.

  20. Eğitim ve kültür seviyesinin yükselmesi, toplumu karanlıktan aydınlığa çıkarır.

 

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir