
67.Görücü Geldi, Kızlar Susturuldu
Evlilik bir cümleyle anlatılsaydı şöyle denebilirdi:
“İki insanın, toplumun gürültüsünü arkasında bırakıp, birbirini duymaya karar vermesidir.”
Ama ne yazık ki bizde evlilik; iki insanın değil, iki ailenin, iki mahallenin, iki akraba ordusunun ve üç kaynananın ortak yatırımıdır. Aşk değil, ticaret işi gibi yürütülür.
Eskiden bu daha da kolektifti. Aile büyükleri, hayatı hiç yaşamamış gençler adına karar verir; “Bizim oğlan sizin kızı beğenmiş” demek, “Biz uygun gördük, siz de ses çıkarmayın” anlamına gelirdi.
Gençler mi? Onlar sadece dekor… Replikleri belli:
— Ne derlerse o.
Kızlar başını eğer, erkekler susturulur ama sonra aslan olur.
Kadın duygusunu belli ederse hafif, erkek belli ederse yiğit sayılır. Aynı duygu, iki ayrı ahlak terazisinde ölçülür. Ne adalet, ne denge… sadece çifte standart. Ahlakın cinsiyeti olur muydu!
Aşk mı?
Vardı elbet… ama genellikle köy kahvesindeki sessizlik kadar derindi. Görünür olursa ayıp, dillendirilirse günah, sürerse “şans”, biterse “kader” olurdu.
Kız isteme töreni ise tam bir halk tiyatrosuydu. Erkek tarafı sabır testine, kız tarafı ömür boyu susmaya alıştırılırdı. “Kız dediğin sessiz olur” diyenler, damadın espri yapmasına gülmeyi meziyet sayardı.
Boşanmak mı?
Ancak aile meclisi onaylarsa olurdu. Kadının mutsuzluğu “şımarıklık”, adamın kabalığı “erkeklik” sayılırdı. “Sabret kızım, bizim zamanımızda da böyleydi” diyerek nesiller boyunca sabırla değil suskunlukla büyütüldük.
Bugün işler değişti mi?
Değişti. Ama ne yöne doğru, orası meçhul.
Flört özgürleşti ama ekonomikleşti. Artık aşk bile banka hesabına göre sürüyor.
Evlilik sadece iki kalp arasında değil: Altın, takı, mobilya, salon, kredi, psikolog ve kira arasında sıkıştı.
Herkes özgür ama daha da yalnız.
Sosyal medyada herkes bir aşk yaşıyor ama kimse bir ilişki sürdüremiyor.
İlişki değil, reyting. Aşk değil, beğeni arayışı…
Devlet de işin içinde tabii:
“Evlenene destek”, “Çeyiz paketi”, “Aile teşviki”…
Sanki aile değil de bulaşık makinesi satın alıyoruz. Kiralardan, piyasadan habersiz komedi teşvikleri…
Borçlarla ve ve parasızlıkla yüzde yüz stresle ev kurma dönemi…
Psikologlar, evlilik danışmanları, artık düğün saloncularla aynı cadde üzerinde.
Nikâh şahidi değil, “ilişki terapisti” aranıyor.
Peki nasıl olmalıydı?
Evlilik, toplum için değil, iki insan için kurulmalıydı belki de.
Ne cinsiyet rolleriyle boğuşmalıydılar ne de mantık hesaplarına kurban gitmeliydiler. Saygı, eşitlik, empati…
Üçü bir arada olmayanlara evlilik verilmemeli . Nescafeden daha mı değersiz aileler…
Gerçek evlilik, insanlar, sırf toplumun normları için değil, birbirlerini gerçekten tanıyarak, saygı duyarak, olduğu gibi kabul ederek evlenmeli. Ha bunu, ben, değiştiririm mantalitesi ne zaman bırakılacak!
Maddiyat elbette önemli ama yalnızca paraya endeksli ilişkiler, aşkı da ticarete dönüştür müyor mu?.
Oysa sevgi ve saygının fiyatı yoktur. Gerçek ilişki, kim olduğunla değil, kim olmayı seçtiğinle anlam kazanmaz mı!
Neyse bu dereden çok su akar daha…fıkramıza bakalım!
Zaman Odur ki
Bir Karadeniz kasabasında…
Ali Efendi ve Kezban Hanım 50 yıllık evli.
Üç kızları var: Huriye, Nuriye, Şükriye. Evde bekâr.
Dışarı çıkamazlar, millet dedikodu formunda hazır bekler.
Evde kalsalar, “vay yazık” derler. İkisi de dert…
Bir gün haber gelir:
“Görücüler geliyor!”
Evde bayram havası.
Ama kızlara direktifler net:
“Konuşmak yok, soru sormak yok, gülmek yasak!”
— Gülerseniz hafif,
— Soru sorarsanız ukala,
— Cümle kurarsanız gelinlik yerine dedikodu giydirirler! Sessizce durun!
Görücüler gelir…
Dede sağır, nine görmez, damat memur ama peltek!
Yani “Allah’ın emri” bile cızırtılı çıkar bu ekibin ağzından.
Muhabbet başlar: Konu fındık, devamı kokarca…Zihinler gibi hava da ağır.
Dede tam “Allah’ın emriyle…” derken…
Salonun köşesinden bir fare geçer.
Huriye bağırır:
— Detdaaaa! Titannn detti! Döödüüüzz müüü?!
Görücüler şok:
— Bu peltekmiş?
Nuriye atlar hemen:
— Donutmaaa! Dözlerim dörüyomu da bana dötteriyonnn hem!
Nine gözünü ovuşturur:
— “Ben gördüm sandım… Galiba hissettim. Bu kız kör mü acaba?”
Şükriye cool:
Örgüsünü örmeye devam eder. Başını kaldırmadan:
- Anam dedi ki konuşmayın. “Ben konuşmadım. Topal olduğum da belli olmadı. Mis gibi gelinim ben, pıyıl pıyıl örgü örüyom.”
Kezban Hanım içeri gelir, manzarayı görünce bayılacak gibi olur:
— Ay kızlaar! Görücüleri susturdunuz da, siz mi sahneye çıktınız!
Fıkradan Anladıklarımız
1. “Kız istenir, sorulmaz.” (Anadolu atasözü) — Geleneğin kızı pasif bıraktığı sistemi özetler; kararlar onun adına, onun haberi olmadan verilir.
2. “Ev alma, komşu al.” (Türk atasözü) — Evlilik kararında çevre ve aile baskısının ne denli belirleyici olduğunu anlatır; bazen komşu, sevgiden önce gelir.
3. “Görücü gözüyle değil, can gözüyle bak.” (Anadolu yöresi atasözü) — Dış görünüş değil, karakter ve iç dünya esas alınmalıdır.
4. “Sabırla koruk helva olur.” (Türk atasözü) — Yıllarca “sabret kızım” diyerek büyütülen kuşakların hikâyesidir; ama sabır her zaman çözüm değildir.
5. “Dil yarası kılıç yarasından derin olur.” (Türk atasözü) — “Kız dediğin sessiz olur” gibi cümleler, kılıçtan daha derin iz bırakır.
6. “İki dinle, bir söyle.” (Türk atasözü) — Kızlara dayatılan sessizlik burada tersine döner; onlar konuşur, görücüler şaşırır.
7. “Ne ekersen onu biçersin.” (Evrensel — Türkçeye geçmiş) — Suskunluk ve baskıyla büyütülen gençler, bir gün beklenmedik biçimde konuşur.
8. “Tencere yuvarlanır, kapağını bulur.” (Türk atasözü) — Her insan kendine uygun birini bulur; ailenin değil, bireyin kararıyla.
9. “Ağlarsan anana söyle, güzel yüzün solmasın.” (Anadolu türküsünden atasözleşmiş) — Kadının acısı hep içine söyletilmiş; dışa vurması “ayıp” sayılmıştır.
10. “Güveyinin kusuru görünmez, gelinin marifeti.” (Anadolu atasözü) — Çifte standardın özeti; aynı davranış erkekte erdem, kadında kusur sayılır.
11. “Kendi düşen ağlamaz.” (Türk atasözü) — Zorla yaptırılan evliliklerden doğan mutsuzluk, kadına kader diye yutturulur.
12. “Söz uçar, yazı kalır.” (Evrensel atasözü) — Nikâh cümlesinden önce söylenen sözler çoğu zaman rüzgâra karışır; sözleşme değil, karakter kalıcıdır.
13. “Yuvayı dişi kuş yapar.” (Türk atasözü) — Kadına yüklenen sorumluluk övgü kılığına bürünmüş bir baskıdır; eşitlik bu cümleyle başlamaz.
14. “Balık baştan kokar.” (Türk atasözü) — Aile baskısıyla başlayan bir evlilik, temelden çürümüş demektir.
15. “Komşusu ile barışık olmayanın kendisiyle barışık olmadığı anlaşılır.” (Anadolu özdeyişi) — Mahalle dedikodusuna göre şekillenen evlilik kararları, bireyin iç huzurunu yok eder.
16. “Gönül ne kahve ister ne kahvehane; gönül sohbet ister, kahve bahane.” (Türk atasözü) — Evlilik için aranan şey altın değil, gerçek bağdır; ama bunu söylemek hâlâ zor.
17. “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.” (Türk atasözü) — Herkesin ilişki anlayışı farklıdır; tek tip evlilik kalıbı herkese uymaz.
18. “Lafla peynir gemisi yürümez.” (Türk atasözü) — Devletin evlilik teşvikleri, kültürel dönüşüm olmadan işe yaramaz; kâğıt üstündeki destek yetmez.
19. “İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur.” (Türk atasözü) — Karakter evlendikten sonra değişmez; “ben onu değiştiririm” hayali boşunadır.
20. “Gülen yüz, açık kapı.” (Anadolu atasözü) — Şükriye gibi sakin durmak bile bir cevaptır; gerçek güç, baskı altında özünü koruyabilmektir.
Metin KOCA