Görücü Geldi, Kızlar Susturuldu
Evlilik bir cümleyle anlatılsaydı şöyle denebilirdi:
“İki insanın, toplumun gürültüsünü arkasında bırakıp, birbirini duymaya karar vermesidir.”
Ama ne yazık ki bizde evlilik; iki insanın değil, iki ailenin, iki mahallenin, iki akraba ordusunun ve üç kaynananın ortak yatırımıdır. Aşk değil, ticaret işi gibi yürütülür.
Eskiden bu daha da kolektifti. Aile büyükleri, hayatı hiç yaşamamış gençler adına karar verir; “Bizim oğlan sizin kızı beğenmiş” demek, “Biz uygun gördük, siz de ses çıkarmayın” anlamına gelirdi.
Gençler mi? Onlar sadece dekor… Replikleri belli:
— Ne derlerse o.
Kızlar başını eğer, erkekler susturulur ama sonra aslan olur.
Kadın duygusunu belli ederse hafif, erkek belli ederse yiğit sayılır. Aynı duygu, iki ayrı ahlak terazisinde ölçülür. Ne adalet, ne denge… sadece çifte standart. Ahlakın cinsiyeti olur muydu!
Aşk mı?
Vardı elbet… ama genellikle köy kahvesindeki sessizlik kadar derindi. Görünür olursa ayıp, dillendirilirse günah, sürerse “şans”, biterse “kader” olurdu.
Kız isteme töreni ise tam bir halk tiyatrosuydu. Erkek tarafı sabır testine, kız tarafı ömür boyu susmaya alıştırılırdı. “Kız dediğin sessiz olur” diyenler, damadın espri yapmasına gülmeyi meziyet sayardı.
Boşanmak mı?
Ancak aile meclisi onaylarsa olurdu. Kadının mutsuzluğu “şımarıklık”, adamın kabalığı “erkeklik” sayılırdı. “Sabret kızım, bizim zamanımızda da böyleydi” diyerek nesiller boyunca sabırla değil suskunlukla büyütüldük.
Bugün işler değişti mi?
Değişti. Ama ne yöne doğru, orası meçhul.
Flört özgürleşti ama ekonomikleşti. Artık aşk bile banka hesabına göre sürüyor.
Evlilik sadece iki kalp arasında değil: Altın, takı, mobilya, salon, kredi, psikolog ve kira arasında sıkıştı.
Herkes özgür ama daha da yalnız.
Sosyal medyada herkes bir aşk yaşıyor ama kimse bir ilişki sürdüremiyor.
İlişki değil, reyting. Aşk değil, beğeni arayışı…
Devlet de işin içinde tabii:
“Evlenene destek”, “Çeyiz paketi”, “Aile teşviki”…
Sanki aile değil de bulaşık makinesi satın alıyoruz. Kiralardan, piyasadan habersiz komedi teşvikleri…
Borçlarla ve ve parasızlıkla yüzde yüz stresle ev kurma dönemi…
Psikologlar, evlilik danışmanları, artık düğün saloncularla aynı cadde üzerinde.
Nikâh şahidi değil, “ilişki terapisti” aranıyor.
Peki nasıl olmalıydı?
Evlilik, toplum için değil, iki insan için kurulmalıydı belki de.
Ne cinsiyet rolleriyle boğuşmalıydılar ne de mantık hesaplarına kurban gitmeliydiler. Saygı, eşitlik, empati…
Üçü bir arada olmayanlara evlilik verilmemeli . Nescafeden daha mı değersiz aileler…
Gerçek evlilik, insanlar, sırf toplumun normları için değil, birbirlerini gerçekten tanıyarak, saygı duyarak, olduğu gibi kabul ederek evlenmeli. Ha bunu, ben, değiştiririm mantalitesi ne zaman bırakılacak!
Maddiyat elbette önemli ama yalnızca paraya endeksli ilişkiler, aşkı da ticarete dönüştür müyor mu?.
Oysa sevgi ve saygının fiyatı yoktur. Gerçek ilişki, kim olduğunla değil, kim olmayı seçtiğinle anlam kazanmaz mı!
Neyse bu dereden çok su akar daha…fıkramıza bakalım!
Zaman Odur ki
Bir Karadeniz kasabasında…
Ali Efendi ve Kezban Hanım 50 yıllık evli.
Üç kızları var: Huriye, Nuriye, Şükriye. Evde bekâr.
Dışarı çıkamazlar, millet dedikodu formunda hazır bekler.
Evde kalsalar, “vay yazık” derler. İkisi de dert…
Bir gün haber gelir:
“Görücüler geliyor!”
Evde bayram havası.
Ama kızlara direktifler net:
“Konuşmak yok, soru sormak yok, gülmek yasak!”
— Gülerseniz hafif,
— Soru sorarsanız ukala,
— Cümle kurarsanız gelinlik yerine dedikodu giydirirler! Sessizce durun!
Görücüler gelir…
Dede sağır, nine görmez, damat memur ama peltek!
Yani “Allah’ın emri” bile cızırtılı çıkar bu ekibin ağzından.
Muhabbet başlar: Konu fındık, devamı kokarca…Zihinler gibi hava da ağır.
Dede tam “Allah’ın emriyle…” derken…
Salonun köşesinden bir fare geçer.
Huriye bağırır:
— Detdaaaa! Titannn detti! Döödüüüzz müüü?!
Görücüler şok:
— Bu peltekmiş?
Nuriye atlar hemen:
— Donutmaaa! Dözlerim dörüyomu da bana dötteriyonnn hem!
Nine gözünü ovuşturur:
— “Ben gördüm sandım… Galiba hissettim. Bu kız kör mü acaba?”
Şükriye cool:
Örgüsünü örmeye devam eder. Başını kaldırmadan:
- Anam dedi ki konuşmayın. “Ben konuşmadım. Topal olduğum da belli olmadı. Mis gibi gelinim ben, pıyıl pıyıl örgü örüyom.”
Kezban Hanım içeri gelir, manzarayı görünce bayılacak gibi olur:
— Ay kızlaar! Görücüleri susturdunuz da, siz mi sahneye çıktınız!
Fıkradan Anladıklarımız
-
Evlilik, bireylerin kendi iradeleriyle ve birbirlerini tanıyarak yapması gereken bir karardır.
-
Toplumsal cinsiyet rolleri, evlilikte eşitlik ilkesini zedeliyor.
-
Kadının duygusunu ifade etmesi hâlâ “ayıp” sayılıyorsa, ilerleme kağıt üzerinde kalmıştır.
-
Evlilik sadece maddi değil, aynı zamanda duygusal ve zihinsel bir bağ olmalıdır.
-
Ailelerin söz hakkı, bireyin özgür iradesinin önüne geçmemelidir.
-
Flörtleşme özgürleşti ama samimiyet kayboldu; ilişkiler yüzeyselleşti.
-
Sosyal medya, ilişkileri yarışa çevirdi; gerçek bağları zayıflattı.
-
Boşanma hâlâ “ayıp” görülüyorsa, mutsuzluk hâlâ kader sayılıyordur.
-
Kadın hâlâ konuşamazsa, evlilik “ortaklık” değil “suskunluk” olur.
-
Cinsiyet temelli ahlak anlayışı, toplumun adalet duygusunu bozar.
-
Gençlere susmayı değil, düşünmeyi ve kendilerini ifade etmeyi öğretmek gerek.
-
Aile teşvik paketleri, ekonomik bir çözüm olabilir ama kültürel bir değişim için yeterli değildir.
-
Nikâh öncesi maddi değil, kişilik uyumu ve iletişim becerileri ölçülmelidir.
-
Kadınların evlenme yaşı ve kararı üzerindeki baskılar, bireysel özgürlükleri ihlal eder.
-
Gerçek ilişki, karşılıklı saygı ve anlayış üzerine kurulur; tek taraflı fedakârlıkla değil.
-
Dış görünüş ve etiket yerine, karakter ve değerler ön planda olmalıdır.
-
Gençler üzerinde evlilik baskısı, hem psikolojik hem sosyal yıpranmalara neden olur.
-
Aile kurumu, toplumun baskısıyla değil bireylerin iradesiyle şekillenmelidir.
-
Eğitim, kadın-erkek ilişkilerinde sağlıklı bir temel oluşturmak için en önemli araçtır.
-
“Kız başına…” diye başlayan her cümle, toplumsal eşitlik mücadelesine darbe vurur.
Metin KOCA
