89.Yalnızlık: Kalabalıkların İçindeki Sessiz Ada

89.Yalnızlık: Kalabalıkların İçindeki Sessiz Ada

Zaman öyle bir zamandı ki, insanlar yan yana oturur, birbirlerine göz ucuyla bakar ama içlerinden geçenleri hiç konuşmaz olmuşlardı.

Aynı mahallede yıllar geçer, aynı sofrada yemek yenir ama “Nasılsın?”  ‘’ İyi misin’’ “Keyfin hoş mudur ” sorusu eksik kalırdı.

Herkesin derdi büyük, ama kimse kimsenin derdine eğilmezdi. Eğilse de ne kimse ciddiye alır, ne de kimse ciddi derdini anlatırdı…

Kalabalıklar içinde yalnızlıklar, dostlar içinde uzaklıklar sarmıştı dört bir yanı. Sanki herkes kendi adasında yaşar olmuştu etrafından habersiz… konuşmadan, sormadan, çevreyi incelemeden….sadece bakıp geçerek zaman yuvarlanıp gidiyordu böylece….

Anlamaya değil, yargılamaya meyilli bir toplumun, empatiyi unutmuş bireylerinin, içten bir selamı bile çok gördüğü zamanların kıyısında yaşıyoruz hepimiz.

Ha düştük ha düşeceğiz uçurumlardan….

İyileşmeyen, iyileştirilmeyen derin yaralarımız var bizim…

Otuz yıl boyunca aynı rotadan geçen bir kaptanın, bir adada 20 yıl yardım isteyen birini “hep böyle el eder, ben  geçer giderim” diyerek, yok saymak, tam da modern dünyanın yüzüne tokat gibi çarpan bir duygusuzluğu irdeledik aslında bu yazıda.

Adalarda yaşıyoruz.

Fakir ada zengin ada, imkanı az ve ya çok olan adalar…köy adaları, şehir adaları ve şehirlerin içinde minik minik adalar…

Kuleler…rezidanslar….apartmanlar….saraylar…gecekondular…sokak kuytuları ….banklar….kurumlar…kuruluşlar….ve diğerleri….

Fıkra da;

İletişimsizlik, bizi gülümseterek uyandırır.

Önyargıların, tembelce, düşüncesizce verilmiş kararların, nasıl hayatlara mâl olabileceğini fısıldar bize.

Empati eksikliği, en çok da kendini “iyi”  ‘’okumuş’’’bilge’’ sananların ne kadar körleşebileceğini gösterir.

Şimdi, bu çerçevede yazıyı bırakıp  okuyalım Temel ile Dursun’un o meşhur fıkrasını. Belki bu sefer sadece gülmeyiz, bir an durup düşünür ve yardım isteyen çığlıkları duyarız….

Ve belki bir gün, hepimizin yolunun düştüğü o “ada“ya birileri yaklaşır…kurtarır bizi, içimize düştüğümüz yalnızlıktan.

‘’Açtım kollarımı gelin artık… kurtarın beni….’’ 

 

Zaman odur ki

Otuz senedir büyük bir yük gemisinde kaptanlık eden Temel, dünyanın dört bir yanını gezmiştir. Dünyanın bir ucunda, denizleri yurt edinmiş, yılların deniz kurdu… Dümeni elinden bırakmaz, liman liman dolaşır, dalgalarla konuşurdu. Öyle ki martılar bile adını ezberlemişti. ‘’Temel Reyizz’’

Okyanusları evi bellemişti.

Fakat ne gariptir ki, keyfi yerinde olsa da, insan en çok doğup büyüdüğü, toprağını, çamurunu, suyunu özler; ata yerine hasret duyar. Günün birinde yolu Trabzon’a düşmüş. Köyüne uğrayıp, kahvede eski dostu Dursun’u görünce içi sevinçle dolmuştur.

— “Ula Tursun!” , “Gel getureyim seni gemiylan, çıkalım uzak denizlera! Hemida hasretik gideruruz… ‘’

Dursun’a önce güzel gelmiş bu teklif. Ama sonra direnmiş:

— “Temel, ben nereye gideyim, inek var, çay var, fındık var, anam var, bubam var, avrat yok uşak var…..”

Ama Temel, aşağıdan girmiş yukarıdan çıkmış, denizleri çok seven Dursun’un içindeki  deniz ukdesini ve merak isteğini  bildiği için ikna işi zor olmadı.

Çıktilar yola….açıldılar  okyanuslara…

Zaman geçiyor…

Temel Reyiz  bir gün gemi günlüklerini yazarken Dursun merak etmiş:

— “Ula Temel, ha ne yazayisun oraya?”

Temel ciddi bir ifadeyle :

 — “Gemi kaptanıyım ya, her gün ne oldiysa yazayrum oni. İş disiplini gereğidur bu!”

Oraya yaklaşıp defteri inceleyen ,Dursun açmış ilk sayfayı, bir satır yazı:

“Bugün deniz sakindi. Dursun çok konuşuyor.”

İkinci gün:

“Bugün de deniz sakindi. Dursun hala çok konuşuyor.”

Üçüncü gün:

“Bugün fırtına çıktı. Dursun sustu. Nihayet huzurluyum.”

Dursun sinirlenmiş:

— “Ula Temel, beni neden böyle yazayisun?” ben fırtınadan tehlikelu muyum!

Temel cevap vermiş:

— “Dursun, ben deniz günlüğü tutayrum, sabır günlüğü değil daa!!”

Dursun arkadaşıyla geldiği için üzüldü, ama yapacak bir şey yoktur. Aylarca yolculuk olak ve  bu durumu kabullenecek artık!

Günler geçmiş.

Gemi, Büyük Okyanus’un ortalarında seyir hâlindeyken bir gün ufukta, küçücük bir ada belirmiş. Adanın kıyısında saç sakal birbirine karışmış, üstü başı perişan bir adam, çılgınlar gibi el sallıyor, bagırıyor gemiye.

Dursun şaşkınlıkla sormuş:

— “Ula Temel, ha bu adam kimdur ?”

Temel omuz silkip umursuzca cevaplamış:

 — “La ne bileyim… Otuz senedur haburdan geçerum giderum… 20 yıldır, O adam da bana hep öyle el sallar durur. Deli midur nedur, hiç anlayamadum ki.”

 

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Yalnızlık düşüncenin yuvasıdır.” (Kürt atasözü) İnsan, en çok sessizlik içinde kendi yaralarını duyar.
  2. “Söz gümüşse sükût altındır.” (Arap kökenli, Osmanlı’da yaygın atasözü) Her sessizlik bilgelik değildir; bazen yardım çığlığını da bastırır.
  3. “Ağaç keseni unutur, ağaç unutmaz.” (Afrika / Akan atasözü) İlgisizlikle açılan yaralar zamanla derinleşir.
  4. “Bir el tek başına alkış tutmaz.” (Tacik / Orta Asya atasözü) İnsan ilişkileri karşılıklı ilgi ve iletişimle ayakta kalır.
  5. “Gündüz sözünü kuş, gece sözünü fare duyar.” (Kore atasözü) Söylenmeyen her söz de bir gün iç dünyayı kemirir.
  6. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” (Türk atasözü) İnsan sosyal bir varlıktır; yardımlaşma hayatın temelidir.
  7. “Kör göz, yolu değil ışığı kaybeder.” (İran halk sözü) Empati eksikliği insanı hakikatten uzaklaştırır.
  8. “Su akar, iz bırakır.” (Azeri atasözü) Uzun süre görmezden gelinen yalnızlık insan ruhunda iz bırakır.
  9. “Uzak yol, yakın dost ister.” (Özbek atasözü) Hayat yolculuğunda en büyük ihtiyaç anlayışlı bir insandır.
  10. “Sessiz göl derindir.” (Rus atasözü) Sessiz kalan insanın iç dünyası çoğu zaman görünenden ağırdır.
  11. “Bir selam, bir ömürdür.” (Anadolu halk sözü) Küçük bir ilgi, büyük bir yalnızlığı kırabilir.
  12. “İnsan insana yoldaştır.” (Türkmen atasözü) Dayanışma, yalnızlık duygusunu azaltan en güçlü unsurdur.
  13. “Kışın odun, yazın dost aranır.” (Kayseri yöresi halk sözü) İnsan zor zamanda yanında olacak kişiyi arar.
  14. “Yara görünmez, acı büyür.” (Kızılderili / Navajo halk sözü) İçsel yalnızlık çoğu zaman dışarıdan anlaşılmaz.
  15. “Sormayan yolunu bulamaz.” (Türk atasözü) İletişim kurmayan insan çözüm de bulamaz.
  16. “Deniz geniştir ama insan gönlü daha geniştir.” (Trabzon yöresi halk sözü) Empati, mesafeleri aşan bir güçtür.
  17. “Bir bakış bazen bir sözden büyüktür.” (Fars / İran atasözü) İnsanın anlaşılma ihtiyacı çoğu zaman sözden ötedir.
  18. “Issız ada insanı değil, insan ıssızlığı büyütür.” (Karadeniz halk sözü) Yalnızlık bazen çevreden çok iç dünyada başlar.
  19. “Kapıyı çalmayan misafir olmaz.” (Türk atasözü) İlişki kurmak için ilk adımı atmak gerekir.
  20. “Demir atılmayan liman, gemiyi bekletir.” (Denizci halk sözü / Karadeniz kıyı kültürü) Yardım geciktiğinde yalnızlık kronikleşir.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir