88.Düşünme, Deklanşöre Gülümse

88.Düşünme, Deklanşöre Gülümse

Akıl durmasın, yürek uyumasın…

Modern dünyanın en tehlikeli illüzyonu nedir bilir misin?

Gelişmişlik maskesi takmış itaat kültürü.

Sana her şeyi verir gibi yapar:

Okul der, ama soru sormanı istemez.

Moda der, ama senin kimliğini siler.

Teknoloji der, ama seni algoritmalara hapseder.

Ve sonra seni bir kalıba sokar: “Düşünme, uyum sağla.”

Fakat bir gün biri çıkar ve sorar:

“Biz neden ‘neden’ demiyoruz?”

İşte o an sistem titrer.

Çünkü insanın fabrika ayarı robotluk değil, sorgulamaktır.

Sorgulamanın ve sorgulatmanın o kadar çok yolları vardır ki….

Temel girer burada devreye, çaktırmadan düşündürmek ister. Malum açık açık söylenmez doğrular insana…

Temel, bir fotoğrafçı, eski model, filmli makinasıyla Doğu Karadeniz’ de  bir köye gelir.

Okulda öğrenci ve öğretmenlerin vesikalıklarını çekecektir.

Sınıfa girince bir an durur.

Bütün öğrenciler, aynı forma, aynı duruş, aynı burun, aynı kaş, aynı saç, aynı yanak….

Öğretmenleri de öyle.

Fotoğrafçı içinden geçirir:

“Ula bunlar fotokopiyle çoğalmış herhalde. Ben iki pozla hallederim bu işi! İyi de para kazanmış olurum. Kim ne anlayacak ki!”

İlk iki çocuğun ve iki  öğretmenin fotoğrafını çeker, sonrakilerde sadece deklanşöre basar gibi yapar.

Fotoğraflar dağıtılır. Herkes memnun.

Ama bir öğretmen şaşkın:

– “Yüz benim ama elbise benim değil. Ben kırmızı gömlek  giymem ki!”

O anda herkes anlar:

“O kadar aynılaşmışız ki, yanlış gömlegi görüyoruz ama yüzümüzün bize ait olmadığını görmüyoruz..!”

Ve o zaman derinlerde bir soru belirir:

“Biz ne ara bu kadar birbirimize benzedik?”

Aşağıdaki fıkra, bu titreyen sistemin kısa ama etkili bir hikâyesidir.

Güldürür gibi yapar ama içten içe sarsar…

Robot değiliz…olmamaliyiz da.

Sen sorgula ki, başkaları da cesaret bulsun demiş akıllar….!

Modern dünya, insanları standartlaştırılmış bir sistemin içine hapsediyor.

Okullar, medya, sosyal normlar ve örnek gosterilen insanlarla bizi kalıba sokmak için çalışıyor. “Sen sadece denileni yap!” diyen bir sistemde, farklı olan her şey tehdit olarak görülüyor.

Gelişmişlik” adı altında, bireyi aynılaştıran bir sistem…

Herkesin aynı ekranı izlediği, aynı kıyafetleri giydiği, aynı şeyleri düşündüğü, farklılıkların tehlike olarak görüldüğü bir çağdayız.

Bu modernleşme, görünüşte bir ilerleme sunsa da özünde insanın en temel özelliğini—sorgulama yetisini—köreltmeye başladı.

İşte bu fıkra, o sessiz çığlığın mizahla dile gelişidir.

 

Zaman odur ki

 

Yıllar önce bir bilim insanı, “ideal toplum” için bir proje geliştirir. Hükümetlere sunar. Ve kabul görür okumuş kesimlerce.

Projenin Adı: Toplum 3000

Hedef: Sorgulamayan, tartışmayan, düşünmeyen bireyler oluşturmak.

Küçük bir il seçilir.

Deney başlar:

Aynı eğitim verilir.

Aynı kitaplar okutulur.

Aynı diziler izletilir.

Aynı hayaller ezberletilir…..

Kurallar da basittir:

“Soru sorma, kabul et.”

“Eleştirme, uyum sağla.”

“Tecrübeliyi izle, yenilikten uzak dur.”

İl kısa sürede verimli bir makine gibi işlemeye başlar. Herkes memnun. Sitemi planlayanlar genele yaymanın düşüncesinde….

Tartışma yok, fikir ayrılığı yok.

Herkes mutluymuş gibi yapar. İşten eve, evden  işe. Ne maaşlar sorgulanıyor, ne tarladaki ürün ne sokaklardaki köpekler, savaşlar…ölen çocuklar mı? Bana ne!

Ama bir gün…

Küçük Temel, parmak kaldırdı sınıfta:

– “Öğretmenim, biz neden ‘neden’ demiyoruz?” ‘’Niçin’ ler neden yok’’….

Sınıf donar.

Öğretmen rengi atmış bir şekilde:

– “Böyle sorular yasak!” Başımızı belaya mı sokacaksın! Okumuş ve bizi yönetenlerden iyi mi bileceksin soru sorunca…..

Ama çocuk vazgeçmez:

– “Ama neden yasak?” yasak…. yasak….

Ve o anda…

Elektrikler kesilir.

Telefonlar çekmez.

Fabrikaların makinaları durur.

Trafik kitlenir.

İnsanların beyin ekranında “sistem hatası” verir!

Bilim insanı, deney defterine elleri titreyerek, üzgün üzgün yazar:

 

“Model kusurlu. İnsan makine değildir.

Bir gün mutlaka ‘neden?’ diye sorar.”

 

Fıkradan anladıklarımız

  1. Soru soran akıl pas tutmaz. (Evrensel halk hikmeti) Gerçek öğrenme merakla ve sorgulamayla başlar.
  2. Aynı elbise giyenler aynı aklı taşımaz. (Genel halk sözü) Görünüşte benzerlik düşüncede birlik anlamına gelmez.
  3. Tek sesli oda yankı üretir, düşünce üretmez. (Evrensel hikmet sözü) Toplumların gelişmesi çok seslilikle mümkündür.
  4. Ezber aklı doldurur, soru aklı açar. (Anadolu irfan sözü) Eğitim yalnız bilgi vermek değil, düşünceyi uyandırmaktır.
  5. Aynı su her taşı farklı aşındırır. (Genel halk sözü) Aynı sistem içinde insanlar farklı şekilde etkilenir.
  6. Susturulan çocuk, büyüyünce sessiz toplum olur. (Genel toplumsal hikmet) Sorgulamayan nesiller demokratik bilinci zayıflatır.
  7. Deklanşör yüzü çeker, soru ruhu gösterir. (Modern halk sözü) Görünen ile gerçek arasında çoğu zaman derin fark vardır.
  8. Neden diyen akıl, yarını kurar. (Evrensel) Toplumsal ilerleme eleştirel düşünceyle mümkün olur.
  9. Kalıba giren insan küçülür, düşünen insan büyür. (Genel hikmet sözü) Tek tipleşme bireysel gelişimi sınırlar.
  10. Aynı kitabı okumak, aynı insan olmak değildir. (Evrensel halk sözü) Bilgi kişiye göre farklı anlamlar üretir.
  11. Sessizlik bazen korkunun üniformasıdır. (Genel psikolojik halk sözü) İnsanlar çoğu zaman sorgulamaktan çekinir.
  12. Sistem en çok sorudan korkar. (Toplumsal hikmet sözü) Güç yapıları eleştiriyi tehdit olarak görebilir.
  13. Bir çocuğun neden’i, bir toplumun geleceğidir. (Evrensel) Çocukların merakı gelişimin temelidir.
  14. Tek tip düşünce, dar tip toplum doğurur. (Genel halk sözü) Yaratıcılık farklı fikirlerin çatışmasından doğar.
  15. Görünen yüz aynı, görünen dert farklıdır. (Evrensel) İnsanlar dışarıdan benzer görünse de iç dünyaları farklıdır.
  16. Sorgu aklı büyütür, korku küçültür. (Genel hikmet) Düşünce cesaret ister.
  17. Makine tekrar eder, insan anlam arar. (Evrensel) İnsanı insan yapan şey sorgulama yetisidir.
  18. Fotoğraf anı dondurur, düşünce zamanı değiştirir. (Modern hikmet sözü) Asıl dönüşüm zihinde başlar.
  19. Aynı ekranı izleyenler aynı hayatı yaşamaz. (Genel halk sözü) Medya ortak görüntü sunsa da bireysel gerçeklik farklıdır.
  20. Neden demeyen toplum, nereye gittiğini bilmez. (Evrensel halk hikmeti) Eleştirel düşünce toplumsal yön duygusunu korur.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

 5.Gül, Geç!

 5.Gül, Geç! Zamane insanı, hele hele zamane ergenleri, sanki dünyaya “acil koduyla” gönderilmiş gibi yaşıyor. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir