Kayserili Değilim Ama, Orada Çay İçmişliğim Var!

Kayserili Değilim Ama, Orada Çay İçmişliğim Var!

Her şehir, kendi insan tipolojisini üretir.

Ekonomik yapı, tarihsel süreçler, ticaret geleneği, göç hareketleri ve hatta toprağın verimi bile bir şehrin insanına şekil verir.

(Pratik zeka, fırsatçılık –pozitif anlamda–, ekonomik akıl, çalışma anlayışı, eğitime bakış, dine ya da toplumsal olaylara yaklaşım gibi unsurlar…)

Şehirlerin kendine has bir şivesi ve “şaka anlayışı” vardır.

Bazı şehirler kendini yüksekten seyreder, bazıları alçaktan bakar. Ama her biri, kendi aynasında başka bir gerçeği yansıtır bize.

Türk insanı ise bu aynalara bakarken sadece kendini değil, komşusunu, köylüsünü, asker arkadaşını hatta tavuğunu, horozunu bile değerlendirir.

İşte bu yüzden memleket fıkraları sadece gülmek için değil, düşünmek içindir de.

Gülerek öğretmek, bu milletin en kadim yöntemidir:

 

“Çocuk Ankara’da ‘Sayın milletvekili’ diye oynarken,

Kayseri’de ‘Abi bu bebek arabası kaça?’ diye sorar.

Rize’de ‘Şu unları al, pasta yap!’ denirken,

Ordu’da oyunlar elektrik direğiyle başlar,

Trabzon’da ise ‘Şu püskütleri ufala da beton yapalım’ diye devam eder…”

 

Bu memlekette kimi zaman fıkralar, sosyoloji kitaplarından daha çok şey anlatır.

Bazen bir fıkra, bir sosyoloji tezinden bile daha fazlasını ifade eder.

Mesela şu Erzurum fıkrasını bir oku hele:

‘Erzurumlu hoca, minberde cenneti anlatmaktadır:

– “Şöyle yapan 70 huri alacak, böyle yapan 40 huriyi kapacak…”

Cemaatten Memiş, hocanın kızına gönül vermiştir. Dayanamayıp ayağa kalkar:

– “Gurbanın olam hocam! Hurilerin hepsi senin olsun, sen kızını verisen bana!”

Gülersin ama düşünürsün de.

Memiş’in önceliği çok net: Huri değil, hakikat!

Hayatın gerçekleri, bazen cennet vaatlerinden bile ağır basar.

Bu ülkede “okumak” bile bazen ihtiyaçtan değil, zorunluluktan doğar.

Zeki olan tarlaya, pazara, ticarete koşarken; sistemde ayakta kalamayanlar okul sıralarına yönlendirilir.

Yarış atı” gibi yetiştirilir.

Bu da eğitim sisteminin bir güvenlik ağı gibi çalıştığını göstermez mi?

Bazen “kaçış”tır okumak. Zekâdan değil, şanssızlıktan doğar.

Şimdi gelin, bir Kayserili Mehmet’in askerlikte geçen kısa ama öğretici hikâyesine bakalım:

 

Zaman Odur ki…

Askerde klasik bir gün. Komutan bağırır:

– “Okuma yazma bilenler bir adım öne çıksın!”

Bir grup öne çıkar. Aralarında Kayserili Mehmet de vardır.

Komutan Mehmet’ten şüphelenir:

– “Senin okuma yazman var mı asker?”

– “Yok komutanım, ama Kayseriliyim!”

Komutan gözlüklerini düzeltir (takmasa da hissedilir, öyle bir bakış atar çünkü):

– “Eee, öne neden çıktın o zaman?”

– “Komutanım, bizde kafası çalışmayanı okula yollarlar. Benim kafa çalışıyor. Ne iş olsa yaparım. Gerek yok diplomaya. Okusam ne olacak? Hepsi işsiz…”

Komutan irkilir. Hemşehri çıkmıştır bu çocuk!

Bir test yapayım da soyunu sopunu anlayalım,” der içinden.

– “Peki Mehmet, sana bir soru: bakalım Kayserili misin değil misin?

Bir zamanlar padişah, doğal afet sonrası ferman çıkarır, bütün memlekette camilerde şöyle dua ettirirmiş:

‘Allah’ım Kayserili kullarımızı her türlü beladan, musibetten koru!…’

Bütün halk da bu duaya gözleri yaşlı ‘Aaaamiiin!’ dermiş.

Sence neden sadece Kayserililere böyle dua edilirmiş?”

Mehmet çene kaslarını gevşetir, esnaf zarafetiyle konuşur:

“Komutanım, Kayserililere bi’ şey olursa, ülkenin dört bir yanına dağılırlar.

Nerede iş varsa kaparlar.

Elinde tornavida olan kombi tamircisi olur,

Eli sarma saran, mantıcı-kebapçı olur.

Nerede at eşek görse toplar, sucuk yapar…

Böyle olunca diğer şehirlerin insanları aç kalır.

Padişah da bunu bilir, dua ettirirmiş ki memleketin dengesi şaşmasın!”

Mehmet cezadan kurtulur ve son cümlesini sırıta sırıta söyler:

– “Komutanım! Kayserili mezara bile girse, mezar taşına ‘Kiralıktır’ yazdırır.”

Dinleyen askerlerin bazıları sessizce dua eder:

– “Allah’ım, afet olunca  Kayserili evde kalsın!”

 

Fıkradan Anladıklarımız

  1. Şehir, insana karakter verir.
  2. Eğitim bazen zekâdan değil, çaresizlikten doğar.
  3. Ticaret, genetik miras gibi işler. Kayserili’nin DNA’sında “alışverişten sonra çay ısmarla” kodu vardır.
  4. Dua bile şehir sosyolojisine göre şekillenir.
  5. Kültür göç eder, dengeleri değiştirir.
  6. Zekâ artık üniversite değil, uyanıklıkla ölçülür.
  7. İnsan değil, alışkanlık yayılır. O yüzden bazı şehirlerde önce pastane, sonra insan açılır.
  8. Hayatta kalmak için valiz değil, zekâ taşımak gerekir. Mehmet bunun örneğidir.
  9. Fıkralar, toplumun kahkahalı röntgenidir.
  10. Bazı şehirler adını markaya çevirir.,
  11. Mizah, halkın doktora tezidir. Diploması yok ama içeriği sağlamdır.
  12. Torpil bile hemşehri kotasından yürür. Bizde liyakat, “Sen nerelisin?” sorusuyla başlar, “Hemşo candır”la devam eder.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir