
87.Kayserili Değilim Ama, Orada Çay İçmişliğim Var!
Her şehir, kendi insan tipolojisini üretir.
Ekonomik yapı, tarihsel süreçler, ticaret geleneği, göç hareketleri ve hatta toprağın verimi bile bir şehrin insanına şekil verir.
(Pratik zeka, fırsatçılık –pozitif anlamda–, ekonomik akıl, çalışma anlayışı, eğitime bakış, dine ya da toplumsal olaylara yaklaşım gibi unsurlar…)
Şehirlerin kendine has bir şivesi ve “şaka anlayışı” vardır.
Bazı şehirler kendini yüksekten seyreder, bazıları alçaktan bakar. Ama her biri, kendi aynasında başka bir gerçeği yansıtır bize.
Türk insanı ise bu aynalara bakarken sadece kendini değil, komşusunu, köylüsünü, asker arkadaşını hatta tavuğunu, horozunu bile değerlendirir.
İşte bu yüzden memleket fıkraları sadece gülmek için değil, düşünmek içindir de.
Gülerek öğretmek, bu milletin en kadim yöntemidir:
“Çocuk Ankara’da ‘Sayın milletvekili’ diye oynarken,
Kayseri’de ‘Abi bu bebek arabası kaça?’ diye sorar.
Rize’de ‘Şu unları al, pasta yap!’ denirken,
Ordu’da oyunlar elektrik direğiyle başlar,
Trabzon’da ise ‘Şu püskütleri ufala da beton yapalım’ diye devam eder…”
Bu memlekette kimi zaman fıkralar, sosyoloji kitaplarından daha çok şey anlatır.
Bazen bir fıkra, bir sosyoloji tezinden bile daha fazlasını ifade eder.
Mesela şu Erzurum fıkrasını bir oku hele:
‘‘Erzurumlu hoca, minberde cenneti anlatmaktadır:
– “Şöyle yapan 70 huri alacak, böyle yapan 40 huriyi kapacak…”
Cemaatten Memiş, hocanın kızına gönül vermiştir. Dayanamayıp ayağa kalkar:
– “Gurbanın olam hocam! Hurilerin hepsi senin olsun, sen kızını verisen bana!”
Gülersin ama düşünürsün de.
Memiş’in önceliği çok net: Huri değil, hakikat!
Hayatın gerçekleri, bazen cennet vaatlerinden bile ağır basar.
Bu ülkede “okumak” bile bazen ihtiyaçtan değil, zorunluluktan doğar.
Zeki olan tarlaya, pazara, ticarete koşarken; sistemde ayakta kalamayanlar okul sıralarına yönlendirilir.
”Yarış atı” gibi yetiştirilir.
Bu da eğitim sisteminin bir güvenlik ağı gibi çalıştığını göstermez mi?
Bazen “kaçış”tır okumak. Zekâdan değil, şanssızlıktan doğar.
Şimdi gelin, bir Kayserili Mehmet’in askerlikte geçen kısa ama öğretici hikâyesine bakalım:
Zaman Odur ki…
Askerde klasik bir gün. Komutan bağırır:
– “Okuma yazma bilenler bir adım öne çıksın!”
Bir grup öne çıkar. Aralarında Kayserili Mehmet de vardır.
Komutan Mehmet’ten şüphelenir:
– “Senin okuma yazman var mı asker?”
– “Yok komutanım, ama Kayseriliyim!”
Komutan gözlüklerini düzeltir (takmasa da hissedilir, öyle bir bakış atar çünkü):
– “Eee, öne neden çıktın o zaman?”
– “Komutanım, bizde kafası çalışmayanı okula yollarlar. Benim kafa çalışıyor. Ne iş olsa yaparım. Gerek yok diplomaya. Okusam ne olacak? Hepsi işsiz…”
Komutan irkilir. Hemşehri çıkmıştır bu çocuk!
“Bir test yapayım da soyunu sopunu anlayalım,” der içinden.
– “Peki Mehmet, sana bir soru: bakalım Kayserili misin değil misin?
– Bir zamanlar padişah, doğal afet sonrası ferman çıkarır, bütün memlekette camilerde şöyle dua ettirirmiş:
‘Allah’ım Kayserili kullarımızı her türlü beladan, musibetten koru!…’
Bütün halk da bu duaya gözleri yaşlı ‘Aaaamiiin!’ dermiş.
Sence neden sadece Kayserililere böyle dua edilirmiş?”
Mehmet çene kaslarını gevşetir, esnaf zarafetiyle konuşur:
– “Komutanım, Kayserililere bi’ şey olursa, ülkenin dört bir yanına dağılırlar.
Nerede iş varsa kaparlar.
Elinde tornavida olan kombi tamircisi olur,
Eli sarma saran, mantıcı-kebapçı olur.
Nerede at eşek görse toplar, sucuk yapar…
Böyle olunca diğer şehirlerin insanları aç kalır.
Padişah da bunu bilir, dua ettirirmiş ki memleketin dengesi şaşmasın!”
Mehmet cezadan kurtulur ve son cümlesini sırıta sırıta söyler:
– “Komutanım! Kayserili mezara bile girse, mezar taşına ‘Kiralıktır’ yazdırır.”
Dinleyen askerlerin bazıları sessizce dua eder:
– “Allah’ım, afet olunca Kayserili evde kalsın!”
Fıkradan Anladıklarımız
- Akıl dar günde belli olur. (Evrensel halk sözü) İnsan gerçek yeteneğini rahat zamanda değil, zor anlarda gösterir.
- İnsan yaşadığı yere benzer. (Genel halk hikmeti) Çevre, kültür ve gündelik hayat kişiliği biçimlendirir.
- Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. (Anadolu atasözü) Her insanın hayata bakışı ve çözüm üretme biçimi farklıdır.
- Geçim derdi adamı olgunlaştırır. (Genel halk sözü) Sorumluluklar bireyin düşünce yapısını geliştirir.
- Mizah, acının gülen tarafıdır. (Evrensel hikmet sözü) Toplum en ağır gerçekleri çoğu zaman gülerek anlatır.
- Aklın yolu birdir, yöntemi bin birdir. (Genel halk sözü) Aynı sonuca farklı düşünce biçimleriyle ulaşılabilir.
- İnsan işinde görünür. (Evrensel) Karakter, sözden çok eylemle anlaşılır.
- Dar vakit zekâyı keskinleştirir. (Genel hikmet sözü) Baskı altındaki insan daha hızlı çözüm üretir.
- Yaşamak, öğrenmenin en büyük okuludur. (Genel halk sözü) Hayat tecrübesi çoğu zaman resmi eğitimden daha öğreticidir.
- Gülerek anlatılan gerçek unutulmaz. (Evrensel) Mizahla verilen dersler zihinde daha kalıcı olur.
- Kişi çevresinin aynasıdır. (Genel halk sözü) İnsan, içinde yaşadığı toplumun davranış kalıplarını taşır.
- İhtiyaç, zekânın öğretmenidir. (Evrensel hikmet) Zorunluluklar yaratıcılığı artırır.
- Söz değil sonuç konuşur. (Genel atasözü tadında söz) Başarı niyetle değil ortaya çıkan işle ölçülür.
- Fıkra, toplumun gülerek düşündüren kitabıdır. (Genel halk sözü) Mizah, sosyal yapının kısa özetidir.
- Aç insan hesap yapar, tok insan nasihat verir. (Evrensel halk hikmeti) Yaşam şartları düşünce biçimini etkiler.
- Akıl hazır cevapta değil, doğru karardadır. (Genel hikmet sözü) Gerçek zekâ doğru zamanda doğru adımı atabilmektir.
- İnsan ihtiyaç kadar üretir, fırsat kadar büyür. (Evrensel) Gelişim çoğu zaman şartların sonucudur.
- Her davranışın ardında bir alışkanlık yatar. (Genel psikolojik halk sözü) Karakter günlük tekrarlarla şekillenir.
- Kahkaha bazen en ağır eleştiridir. (Evrensel) Mizah çoğu zaman doğrudan söylenemeyeni söyler.
- Hayat, uyanık olanı ayakta tutar. (Genel halk sözü) Farkındalık ve sezgi insanı güçlü kılar.
Metin KOCA