Boynumuz Uzun Ama Görüş Mesafemiz Dar

Boynumuz Uzun Ama Görüş Mesafemiz Dar

’Mapusun içinde üç ağaç incir

Elimde kelepçe, boynumda zincir

Oy zulum zulum, başımda zulum, uzak git ölüm

Zincir sallandıkça her yanım sancır

Düştüm bir ormana yol belli değil

Oy zulum zulum, başımda zulum, uzak git ölüm’’

Yaşar Kemal’in Orhan Veli’ ye yazdırdığı bir şiirdir. Belki de en güzel hapishane türkülerinden birisidir.

Zindanların soğuk taşlarını, ama daha çok da yüreğin en kuytu köşesindeki zincirleri anlatır. Zindan dediğin bazen bir duvar, bazen bir bakış, bazen de insanın kendi içinde kurduğu dört duvardır. Hani öyle süslü değil; karanlık, sessiz ve çoğu zaman kimsenin fark etmediği bir hapishane… uzak git ölüm der dururuz..

İnsan dediğin, yaratılışında özgürlük olan bir varlık aslında.

Toprağın kokusuna, gökyüzünün maviliğine, sevdanın yangınına muhtaç bir canlı. Ama sonra ne olmuşsa olmuş…

Gökyüzünü apartman katlarına sıkıştırmışız, dostluğu “çevrimiçi” yapmışız, sevgiyi emojilere, hasreti uçak biletine bağlamışız.  Sonra uzak git ölüm der dururuz…

Yollar çoğalmış ama kimse sevdiklerine gitmez olmuş, yollar acıları yaşayanlarin  ölülerin  taşndığı yerler olmuş. Neden öldük-  öldürüldük….

Nereye gidiyoruz?

Kalabalıklar artmış ama yalnızlıklar hiç bu kadar toplu yaşanmamıştır…oyy! Zulum zulum…uzak git ölüm…

Bir çocuk, köyden kente taşınırken iç cebine bir avuç toprak koyar belki farkında olmadan.

Bir anne, evladını askere / gurbete  gönderirken gülümser ama dudaklarının kenarında “aman haa… uzak git ölüm” duası vardır.

Bir adam, trafik lambasında yeşilin yanmasını değil, hayatın kenfine, sevdiklerine yol vermesini bekler… neden?

Sevdasını içinden çıkaramayan sevgili neden aşkını hapseder ki?

Hastane kuyrukları, eczane sıraları… Hangi zulmün mirası bu? Doğasından koparılan insan, “uzak git ölüm” diye fısıldayarak kendini avutmaya çalışırken. gider mi ölüm uzaklara….

Saksıdakı çiçek ne kadar kırlarin, köyümün kokusunu taşır…

Ama ne gariptir… Bu yalnızlıktan, bu zincirlerden sadece insanlar nasibini almamış. Hayvanlar da bizimle aynı kafese tıkılmış.  kendini hapseden zalim insan, gücünün yettiği her canlıyı da hapsetmiş ve buna farklı kılıflar hazırlamıştır….

Yani düşün:

Koşması gereken at, artık lunaparkta dönme dolap gibi döner.

Kükremesiyle ormanı titreten aslan, şimdi sirklerde “hopla aslanım!” komutuyla hoplar.

Balıklar el kadarcık fanusta, beklemeyi öğrenir   ormanların uğuru, kuşları kafeslerde uçma konus demeyi ogrenmeye çalışır. ….oyy zulum zulum….uzak git ölüm…

Ve o deve…

Çölde özgürce yürüsün diye yaratılmış, susuzluğa sabırla meydan okusun diye yaratılmış o görkemli yaratık…

Şimdi çocukların ellerinde mısır patlaklarıyla izlediği hayvanat bahçesinin demirleri ardında…

Sahi, biz nereye düştük?

Ne oldu bize?

Zalim kim ?

Zulum ne?

Mapus neresi?

 

Zaman Odur ki…

 

Bir gün bir yavru deve, annesiyle birlikte hayvanat bahçesinin daracık bir kafesinde otururken sormuş:

— “Anne, bizim neden hörgücümüz var?”

Anne gülümseyerek cevaplamış:

— “Çünkü biz çölde uzun süre susuz kalabiliriz, yavrum. Hörgücümüz su depomuzdur.”

Yavru biraz duraksamış:

— “Peki, neden ayaklarımız bu kadar büyük?”

Anne sabırla:

— “Kumlarda batmadan yürüyebilelim diye. Kum dediğin seni içine çeker ama sen bastığın yeri bilirsen batmazsın, yavrum.”

Yavru bu sefer hafiften sinirli, ama hâlâ nazikçe sormuş:

— “Peki anne… boynumuz neden bu kadar uzun? Bu ne böyle, periskop gibi!”

Anne bir iç çekmiş:

— “Uzaklardan gelen tehlikeyi erkenden fark edelim diye…”

Yavru deve, gözlerini kafesin paslı demirlerine çevirmiş, çocukların selfie çektiği cama bakmış ve usulca sormuş:

— “Peki anne… biz çöle göre yaratılmışız ama burası hayvanat bahçesi… Burada ne işimiz var? Üstelik Wi-Fi bile çekmiyor!”

 

Fıkradan Anladıklarımız (Ve Belki Biraz Kendimiz)

  1. Her canlı yaratılış amacına uygun yaşamalı. Yoksa, ya hörgüç anlamını yitirir ya da boyun eğilmekten uzamaya başlar…
  2. İnsan, duygularını hapseden tuhaf bir varlıktır. Kendi içini kilitler, sonra anahtarı da başkasından bekler.
  3. En kalın duvarlar görünmeyenlerdir. Beton değil, suskunluk örer onları.
  4. Sistem, doğalı yapay yapar. Bize önce “böyle yaşanır” der, sonra yaşayamamanın suçunu da bize atar. İsyan edenlere de asi
  5. Yetenek, amaç, umut… yanlış yerdeyse işe yaramaz. Balığın fanusta yüzmesi gibi, koşamazsın ama boğulmazsın da. Sadece beklersin…
  6. Çocukların soruları, dünyanın çarpıklığını gösteren aynalardır. Susturursan, gerçeği de öldürürsün.
  7. bulunduğumuz yerden şikayet ederken neden buraya geldik, arasında büyük fark vardır.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir