44.Yalanın Rengi Olur mu!
Bazı kelimeler vardır ki, zamanla anlamını yitirir…
Ve bazı yalanlar vardır ki, zamanla toplumun gerçeği olur….
O kadar çok yalan konuşuluyor ki…
Artık yalan söylemek, toplumda bir “iletişim stratejisi” olarak kabul görüyor.
Eskiden çocuklar yalan söylediğinde “Ayıp!” denirdi.
Şimdi “Akıllı çocuk ha, işi çözmüş” deniyor.
Canım o pembe yalanlar!! diyenleri bilirsiniz.
Hani zararsız gibi duran, hatta şirinleştirilmiş olanlar…
“Beyaz yalanın kötülüğü mü olurmuş?” der geçerler.
Sanki yalanın rengi değişince ağırlığı da azalırmış gibi.
Halbuki yalanın gramajı yoktur, girdiği her kalbi ağırlaştırır.
Mini mini minnacıkken başlarız yalana.
Önce oyuncak kırılır, “Ben yapmadım” deriz.
Sonra defter kaybolur, “Öğretmen topladı” deriz.
Yalan önce küçük gelir, sonra alışkanlık olur.
Yalanla büyüyen dil, bir gün hakikati yabancı bir kelime sanır.
Büyüyünce de farklı olmuyor.
Bir bakarsın biri sahte diplomayla yönetici, Öbürü yalan beyanla milletvekili… İronik olan ne biliyor musun?
Doğruyu söyleyenin “problematik” ilan edilmesi. Toplumda gerçekler değil, güzel yalanlar iş görüyor.
Bir gün geliyor, biri dürüstçe bir cümle kuruyor.
Cevap şu oluyor:
— Bu kadar dobra olma canım, batıyorsun artık
)Hatta dostların bile uyarıyor:
— Senin yüzünden biz geriliyoruz, biraz siyaset öğren.
Gülümsemeyi bile yalanla karıştıran bir çağdayız.
“Gülümsemek sadakadır” derler ama
hiç kimse hatırlatmaz:
Gülümsetmek, aldatmadan da olur.
Yalansız, filtresiz, içten bir tebessümle de insanı sevindirebilirsin.
Bak şimdi, buradan nereye geleceğim biliyor musun?
Yüreğe.
Kendi yüreğime, senin yüreğine.
Çünkü bugün gencecik insanlar intihar ediyor.
Dürüstlükle büyümemiş yürekler, sahte sözlere yeniliyor.
Düşünsene…
İnsanlar; iltifat adı altında kandırılıyor,
Aşk adı altında kullanılabiliyor,
Ve en kötüsü de; inanç adı altında aldatılabiliyor.
Din, ahlak ve erdem adına yalan konuşuluyor artık.
Birinin “ahlak” demesi bile paranoyaya neden oluyor:
— Kesin bir şey gizliyor!
İşte tam burada anlatılır bir fıkra…
Temel, Hakan’ı ayağından vurmuş. Mahkemeye çıkmışlar.
Hakim sormuş:
— Evladım, bu adam sana defalarca “Ben domuz değilim!” diye bağırmış. Sen de bunu duymuşsun. Buna rağmen neden vurdun?
Temel hiç bozuntuya vermemiş:
— Hakim bey, siz onu tanımıyorsunuz. Bu adam öyle bir yalan konuşur ki, gerçek sanırsınız.
Yalanın her rengini bilir.
Otuz yıl birlikte yaşadım onunla. Kaç genç kızı “aşığım sana” diyerek kandırdı.
O gün de “Ben domuz değilim!” diye bağırdı.
Ben de yalan söylüyor sandım… Kendimi emniyete almak için diz kapağına beş el ateş ettim. Çok şükür kalkamaz hâle geldi.
Ve ekledi:
— Burada kendimi güvene almak nasıl suç olabilir ki ?
İşte böyle azizim…
Yalan konuşanları yıllarca alkışladık.
Yalakalık yapanı terfi ettirdik.
İftirayla yükseleni “becerikli” saydık.
Şimdi o yalanlarla yüzleşince canımız yanıyor.
Ve hâlâ üzülmeye devam ediyoruz.
Çünkü yalanı susturacak cesaretimiz kalmadı.
Çünkü yalanı “sevimli” gösterenlerin sesi, doğruyu söyleyenin vicdanından daha yüksek çıkıyor.
Ve bir gün…
Gözyaşları sessizce akarken, biri mırıldanır:
“Bizi aldatan bizden değildir.”
Ama sesi duyulmaz.
Çünkü o sırada ekranlarda “aşk üçgenleri”, “sahte mutluluklar” yayındadır.
Evet…
Yalanı övenlerin sesi çok çıkar. Yalancının da öyle…
Ama hakikat hep susar.
Ve o sessizlik birikir.
Birikir, birikir…
En sonunda bir cümle olur,
Bir yara olur,
Bir ağırlık olur yürekte…
Ve o ağırlık, bir gün şöyle haykırır:
Yalanı sevdiniz, ama ben sevilmedim.
Ben doğruyu söyledim, ama kulaklarınız yalandan başkasını duymadı.
Ne diyeyim… kulak sizin, doğru benim.
Zaman Odur ki
Yalan konuşulanlar ödüllendirildiği sürece hiçbir çirkinlik yerini güzelliğe bırakmaz ve hiçbir olumsuzluk olumlu olmaz.
Atalar balık baştan kokar derken anlamı da söylediler :
”Düzen ve güzellik yukarıdan aşağıya doğru iyileşir. Amir iyi olursa alt iyi olur. Ebeveyn iyi olursa evlat iyi olur…”
Fıkra da öyle demez mi. Sorgulayanlar veya rahatsız olanlar çoğalınca birçok yanlış düzelecektir.
Bir gün padişah demiş ki:
— “Bana yalan söyleyebilene bir küp altın vereceğim.”
Yalancılar sırayla gelmiş:
- Yalancı:
— “Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.”
Padişah:
— “Kuş kartaldır, aslan da minik bir yavru. Mümkündür.”
- Yalancı:
— “Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!”
Padişah:
— “Kral tacını düşürmüş, taç eşeğin kafasına geçmiş. Taç kimin başındaysa kral odur tabii.”
- Yalancı:
— “Ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!”
Padişah:
— “Ok bir ağaca takılmış, sonbaharda yapraklarla birlikte yere düşmüştür.”
Kim ne derse padişah bir sebep buluyor… Yalanlara güzelleştirmeler yaptığımız gibi…
Ama bir gün bir Kayserili gelmiş:
— “Padişahım, sen benim babamdan bir küp altın borç almıştın. Geri almaya geldim. Yalan dersen ödülümü ver. Yalan değilse borcunu öde!”
Her şeyin sebebi de sonucu da benim.
….ve Sensin
Şems 27. Kuralda ne güzel söylemiş:
”Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.’’
Fıkradan Anladıklarımız
1. “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” (Türk Atasözü) Yalan ne kadar parlak görünse de ömrü kısadır; karanlık mutlaka gelir ve gerçek açığa çıkar.
2. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” (Türk Atasözü) Dürüstlük toplumda rahatsızlık yaratır; hakikati dile getiren kişi ödüllendirilmek yerine dışlanır.
3. “Balık baştan kokar.” (Türk Atasözü) Toplumun yalanla yoğrulması tepeden başlar; lider dürüst değilse aşağıda erdem aranmaz.
4. “Ağaç yaşken eğilir.” (Türk Atasözü) Çocuklukta görmezden gelinen küçük yalanlar, ileride köklü bir karakter bozukluğuna dönüşür.
5. “Bin defa tekrarlanan yalan, hakikat olur.” (Joseph Goebbels’e atfedilen evrensel söz) Yalan sürekli normalleştirildiğinde toplumun ortak gerçekliğine sızar ve artık sorgulanmaz.
6. “Kılıç yarası geçer, dil yarası geçmez.” (Türk Atasözü) Sahte iltifatlar ve boş vaatlerle açılan gönül yaraları, hiçbir zaman tam kapanmaz.
7. “Üzüm üzüme baka baka kararır.” (Türk Atasözü) Yalancıların alkışlandığı ortamda dürüst insanlar da zamanla ya bulaşır ya suskunlaşır.
8. “Minareyi çalan kılıfını hazırlar.” (Türk Atasözü) Yalana “beyaz”, “pembe”, “zararsız” gibi renkler vermek, vicdanı rahatlatmak için biçilmiş bir kılıftır.
9. “Ayranım ekşidir diyen olmaz.” (Türk Atasözü) Herkes kendi yalanını masum sayar; kusuru görmek yerine onu süslemeyi tercih eder.
10. “Güvenme varlığa, düşersin darlığa.” (Türk Atasözü) Yalanla elde edilen makam, şöhret ve servet bir gün mutlaka çöker; sahte temel taşımaz.
11. “Mum dibine ışık vermez.” (Türk Atasözü) Ahlak ve erdemden en çok bahsedenler, çoğu zaman o değerlerden en uzak yaşayanlardır.
12. “Körle yatan şaşı kalkar.” (Türk Atasözü) Yalanla iç içe yaşayan toplum, doğruyu bile eğri görmeye başlar; algı kalıcı biçimde bozulur.
13. “Her koyun kendi bacağından asılır.” (Türk Atasözü) Kayserili’nin padişahı köşeye sıkıştırması gibi, herkes sonunda kendi yalanının bedelini öder.
14. “İp inceldiği yerden kopar.” (Türk Atasözü) Güven yalanlarla aşındıkça en küçük krizde toplumsal bağ birden parçalanır.
15. “Davulun sesi uzaktan hoş gelir.” (Türk Atasözü) Ekranlardaki sahte mutluluklar ve kurgusal aşklar uzaktan çekici görünür; yakından bakınca içi boştur.
16. “Dağ ne kadar yüce olsa da yol üstünden aşar.” (Kırgız Atasözü) Yalan ne kadar büyük ve güçlü görünse de hakikat bir gün mutlaka onun üstünden geçer.
17. “Söz gümüşse sükut altındır.” (Evrensel Atasözü) Hakikat bazen susar ama o sessizlik birikir; bir gün altın değerinde bir haykırışa dönüşür.
18. “Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane.” (Türk Atasözü) İnsan yüreği sahte iltifat değil, samimi bir söz arar; içten bir tebessüm bin yalandan kıymetlidir.
19. “Rüzgâr eken fırtına biçer.” (İncil kaynaklı evrensel atasözü) Şems’in dağ metaforunda olduğu gibi, yalan eken yalan biçer; doğruluk eken ise huzur bulur.
20. “Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir yiğidi, bir yiğit bir vatanı kurtarır.” (Türk Atasözü) Tek bir insanın içsel dönüşümü, bir aileyi, bir toplumu ve nihayetinde tüm bir medeniyeti değiştirebilir; her şey vicdandaki küçük bir kıpırdanışla başlar.
Metin KOCA
