Yalanın Rengi Olur mu!
Bazı kelimeler vardır ki, zamanla anlamını yitirir…
Ve bazı yalanlar vardır ki, zamanla toplumun gerçeği olur….
O kadar çok yalan konuşuluyor ki…
Artık yalan söylemek, toplumda bir “iletişim stratejisi” olarak kabul görüyor.
Eskiden çocuklar yalan söylediğinde “Ayıp!” denirdi.
Şimdi “Akıllı çocuk ha, işi çözmüş” deniyor.
Canım o pembe yalanlar!! diyenleri bilirsiniz.
Hani zararsız gibi duran, hatta şirinleştirilmiş olanlar…
“Beyaz yalanın kötülüğü mü olurmuş?” der geçerler.
Sanki yalanın rengi değişince ağırlığı da azalırmış gibi.
Halbuki yalanın gramajı yoktur, girdiği her kalbi ağırlaştırır.
Mini mini minnacıkken başlarız yalana.
Önce oyuncak kırılır, “Ben yapmadım” deriz.
Sonra defter kaybolur, “Öğretmen topladı” deriz.
Yalan önce küçük gelir, sonra alışkanlık olur.
Yalanla büyüyen dil, bir gün hakikati yabancı bir kelime sanır.
Büyüyünce de farklı olmuyor.
Bir bakarsın biri sahte diplomayla yönetici, Öbürü yalan beyanla milletvekili… İronik olan ne biliyor musun?
Doğruyu söyleyenin “problematik” ilan edilmesi. Toplumda gerçekler değil, güzel yalanlar iş görüyor.
Bir gün geliyor, biri dürüstçe bir cümle kuruyor.
Cevap şu oluyor:
— Bu kadar dobra olma canım, batıyorsun artık
)Hatta dostların bile uyarıyor:
— Senin yüzünden biz geriliyoruz, biraz siyaset öğren.
Gülümsemeyi bile yalanla karıştıran bir çağdayız.
“Gülümsemek sadakadır” derler ama
hiç kimse hatırlatmaz:
Gülümsetmek, aldatmadan da olur.
Yalansız, filtresiz, içten bir tebessümle de insanı sevindirebilirsin.
Bak şimdi, buradan nereye geleceğim biliyor musun?
Yüreğe.
Kendi yüreğime, senin yüreğine.
Çünkü bugün gencecik insanlar intihar ediyor.
Dürüstlükle büyümemiş yürekler, sahte sözlere yeniliyor.
Düşünsene…
İnsanlar; iltifat adı altında kandırılıyor,
Aşk adı altında kullanılabiliyor,
Ve en kötüsü de; inanç adı altında aldatılabiliyor.
Din, ahlak ve erdem adına yalan konuşuluyor artık.
Birinin “ahlak” demesi bile paranoyaya neden oluyor:
— Kesin bir şey gizliyor!
İşte tam burada anlatılır bir fıkra…
Temel, Hakan’ı ayağından vurmuş. Mahkemeye çıkmışlar.
Hakim sormuş:
— Evladım, bu adam sana defalarca “Ben domuz değilim!” diye bağırmış. Sen de bunu duymuşsun. Buna rağmen neden vurdun?
Temel hiç bozuntuya vermemiş:
— Hakim bey, siz onu tanımıyorsunuz. Bu adam öyle bir yalan konuşur ki, gerçek sanırsınız.
Yalanın her rengini bilir.
Otuz yıl birlikte yaşadım onunla. Kaç genç kızı “aşığım sana” diyerek kandırdı.
O gün de “Ben domuz değilim!” diye bağırdı.
Ben de yalan söylüyor sandım… Kendimi emniyete almak için diz kapağına beş el ateş ettim. Çok şükür kalkamaz hâle geldi.
Ve ekledi:
— Burada kendimi güvene almak nasıl suç olabilir ki ?
İşte böyle azizim…
Yalan konuşanları yıllarca alkışladık.
Yalakalık yapanı terfi ettirdik.
İftirayla yükseleni “becerikli” saydık.
Şimdi o yalanlarla yüzleşince canımız yanıyor.
Ve hâlâ üzülmeye devam ediyoruz.
Çünkü yalanı susturacak cesaretimiz kalmadı.
Çünkü yalanı “sevimli” gösterenlerin sesi, doğruyu söyleyenin vicdanından daha yüksek çıkıyor.
Ve bir gün…
Gözyaşları sessizce akarken, biri mırıldanır:
“Bizi aldatan bizden değildir.”
Ama sesi duyulmaz.
Çünkü o sırada ekranlarda “aşk üçgenleri”, “sahte mutluluklar” yayındadır.
Evet…
Yalanı övenlerin sesi çok çıkar. Yalancının da öyle…
Ama hakikat hep susar.
Ve o sessizlik birikir.
Birikir, birikir…
En sonunda bir cümle olur,
Bir yara olur,
Bir ağırlık olur yürekte…
Ve o ağırlık, bir gün şöyle haykırır:
Yalanı sevdiniz, ama ben sevilmedim.
Ben doğruyu söyledim, ama kulaklarınız yalandan başkasını duymadı.
Ne diyeyim… kulak sizin, doğru benim.
Zaman Odur ki
Yalan konuşulanlar ödüllendirildiği sürece hiçbir çirkinlik yerini güzelliğe bırakmaz ve hiçbir olumsuzluk olumlu olmaz.
Atalar balık baştan kokar derken anlamı da söylediler :
”Düzen ve güzellik yukarıdan aşağıya doğru iyileşir. Amir iyi olursa alt iyi olur. Ebeveyn iyi olursa evlat iyi olur…”
Fıkra da öyle demez mi. Sorgulayanlar veya rahatsız olanlar çoğalınca birçok yanlış düzelecektir.
Bir gün padişah demiş ki:
— “Bana yalan söyleyebilene bir küp altın vereceğim.”
Yalancılar sırayla gelmiş:
- Yalancı:
— “Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.”
Padişah:
— “Kuş kartaldır, aslan da minik bir yavru. Mümkündür.”
- Yalancı:
— “Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!”
Padişah:
— “Kral tacını düşürmüş, taç eşeğin kafasına geçmiş. Taç kimin başındaysa kral odur tabii.”
- Yalancı:
— “Ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!”
Padişah:
— “Ok bir ağaca takılmış, sonbaharda yapraklarla birlikte yere düşmüştür.”
Kim ne derse padişah bir sebep buluyor… Yalanlara güzelleştirmeler yaptığımız gibi…
Ama bir gün bir Kayserili gelmiş:
— “Padişahım, sen benim babamdan bir küp altın borç almıştın. Geri almaya geldim. Yalan dersen ödülümü ver. Yalan değilse borcunu öde!”
Her şeyin sebebi de sonucu da benim.
….ve Sensin
Şems 27. Kuralda ne güzel söylemiş:
”Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.’’
Fıkradan Anladıklarımız
- Yalan, sıradanlaştıkça erdem utandırılır, doğruyu söyleyen kişiler dışlanır ve aykırı görülür.
- Beyazı da pembesi de olsa yalan yalandır. Yalanın rengi olmaz; zararsız gibi gösterilmesi sadece vicdanı uyuşturur.
- Yalan, küçük yaşta başlar; alışkanlık olunca karaktere dönüşür. Çocuklukta başlayan masum yalanlar, zamanla kişiliği ve hayatı şekillendirir.
- Gerçekler toplumda değil, kurgu dizilerde yer bulur. Gerçekleri söyleyen susarken, yalan üzerine inşa edilen hikâyeler alkışlanır.
- Dürüst insanlar, yalancılar kadar sistemli konuşamadığı için dışlanır. Yalancılar kurgularla ikna ederken, doğrular suskun kalır veya yalnızlaştırılır.
- Yalanla güldürmek kolaydır; ama hakikatle yürek kazanmak zordur. Sahte tebessümler geçici mutluluk verir; içtenlik ise kalıcıdır.
- Toplumda yalan övülüyorsa, o toplumda erdemin itibarı kalmamıştır. Yalancılar ödüllendirilip dürüstler cezalandırılıyorsa, adalet yerle yeksan olur.
- Yalakalık, liyakatı geçtiğinde sistem çürür. İftirayla terfi edenin ödüllendirildiği yerlerde doğruluk barınamaz.
- Ahlakın adı bile paranoyaya neden oluyorsa; yozlaşma zirveye ulaşmıştır. Birinin ahlaktan bahsetmesi bile şüpheyle karşılanıyorsa, güven krizi vardır.
- Yalanla korunmak isteyen, güvenliğini zaten kaybetmiştir. Yalanla kendini güvende hissetmek, kendini kandırmaktır; sonuçları yıkıcıdır.
- Gönüller doğruya açtır; ama gözler yalana kör oldukça bu kapı kapanır. İnsanların kalbi hakikate açıktır; ama sürekli yalanla beslenen toplum hakikate yabancılaşır.
- Yalan bir iletişim stratejisi haline geldiyse, güvenin ölümü ilan edilmiştir. İletişimde dürüstlük yerine stratejik yalan tercih edilirse, ilişkiler yapaylaşır.
- İltifat, aldatma maskesi olduğunda sevgiye güven kalmaz. Sevgi sömürüsüne yol açan sahte iltifatlar, duygusal çöküntüye neden olur.
- İnanç adına yalan söylemek, en tehlikeli istismardır. Din, ahlak ve erdem kisvesiyle yalan söylemek, manevi güveni sarsar.
- Yalanı sevimli gösteren medya, gerçekleri susturur. Kurgusal mutluluklar ekranlarda parlatılırken, gerçek acılar perde arkasına itilir.
- Çocuklar gördüğünü öğrenir; yalan konuşan büyük, doğru konuşan çocuk bekleyemez. Yalanla yoğrulan bir evde, doğruluk meyve vermez; örnek olmak zorunluluktur.
- Vicdanın sesi, alkıştan yüksek çıkmadıkça toplumsal dönüşüm başlamaz. Gerçekler sadece sessiz bir vicdanda değil, yüksek sesle haykırıldığında değişim yaratır.
- İçsel dönüşüm, dışsal güzelliğin ön şartıdır. Düzen, yukarıdan aşağıya değişmez; her bireyin kendi içindeki doğrulukla başlar.
Metin KOCA
