Oku ki Yıldızların Olsun!
Bilmek ne güzel.
Kendini bilmek….
İnsanı bilmek…..
İç dünyayı ve dış dünyayı…..
Aşkın ve içkin duyguları bilebilmek….
İnsan, doğar doğmaz bilmez elbette ama sorar, arar, öğrenirse bilir.
Çünkü bilgi doğuştan gelmez; kitapla gelir, tecrübeyle yoğrulur, sorgulamayla şekillenir. Okumayanın bilgisi, görmeyen gözlüğe benzer: şekli var ama işlevi yok.
Bugünlerde ortalık diploma sahiplerinden geçilmiyor. Her tarafta üniversiteler… akademiler…diplomalar belgeler cirit atıyor ortalıkta…
Ancak bir kâğıt parçasına yazılı unvan, insanı aydınlatmaz. Zira diplomanın zekâyla, karakterle, hatta bilgiyle doğrudan bir ilgisi bilgisi de yoktur.
Eğitim almakla öğrenmek aynı şey değildir. Birisi prosedürdür, diğeri iradedir.
Sosyal medya ve televizyon ise daha ayrı bir mesele…
Bugünün “kanaat önderleri” dediklerimiz TikTok’ta dans edip, Instagram’da hikâye atıyor, X’te klavye delikanlılığı yapıyor.
Sabah kuşağı programlarında üç psikolog, beş astrolog, on tane de fenomen, dakikada bir fikir değiştiriyor. Azman ve uzman bilgiler veriyor…
Oysa hakikatin yeri algoritmalar değil, akıldır.
Dünya, “şurda okudum”, “burda duydum”, “bana bir his geldi” cümleleriyle döndürülecek kadar hafif değil.
Hayal farklı gerçekler farklı….
Burada gerçeklikle rüyaları karıştırmak ta var… rüyalardan çıkamamak ta….
Rüyada görülen her nesneye anlam yükleyen, hayaldeki her hissi gerçek zanneden insanlar, mantığı bir kenara bırakıp, hisleriyle yaşamaya çalışıyor.
Oysa gerçeklik, hissedilen değil, ispatlanabilendir.
Rüyaların yön verdiği hayatlar, çoğunlukla duvara toslar; çünkü orada mantık yoktur, netlik yoktur.
Netlik demek, bilgi demektir.
Bilgi ise okumaktan, sorgulamaktan, araştırmaktan doğar.
Bir fikrin varsa, onu doğrulayacak bir kaynağın da olmalı Paşam. Burada lahuti bilgiye inamıyoruz demiyoruz elbette… Bazı olanlar sonuçlarıyla kendini gösterir. Aklı gösteremezsiniz ama davranışlarla bunu ispatlarsınız.
Her duyduğunu, her paylaşılanı “bilgi” sanmak; yağmur sesiyle gök gürültüsünü karıştırmaktır.
Sonuçta gökten su yerine taş da yağabilir.
Bu yüzden, konuşmadan önce bilmek, inanırken sorgulamak, savunurken anlamak gerekir.
Her konu hakkında ahkâm kesmek yerine, susmayı bilmek; susarken öğrenmek, öğrenince konuşmak gerekir.
Aksi takdirde… Bilgisizce atılan her adım, hem seni hem etrafındakileri karanlığa götürür.
Zaman Odur ki
Eskiler bir laf etmiş:
“Biliyorsan konuş, adam sansınlar. Bilmiyorsan sus, yine adam sansınlar.”
Ama bazıları var ki… Ne susar, ne de konuşur; sadece bildiğini zanneder.
Aynı üç bilgiyi döndür döndür, “bilgi mikrodalga” gibi ısıtır durur.
Bir de öyle bir inat eder ki…
“Ben okumam ama bilirim!”
“Araştırmam ama içime doğar!”
“Bir video izledim, orda öyle dediler!”
Hatta bazıları, Sosyal Medya videosunu referans gösterip tez savunacak kadar kendine güvenir.
Eskiden mecmualar vardı; bilgi, kültür, fikir…
Kitap kadar derin olmasa da, ondan pek de uzak değildi.
Gazete bile bir seviye işiydi.
Ama sosyal medya?
Gazetenin sarı sayfası bile yapmazdı bugünkü içeriklerin yüzde doksanını!
70’li yılların bir düşünürü, bu bilgi seviyesini tanımlarken “onbaşı kültürü” demişti.
Yani bilgi var ama derinlik yok, emir-komuta bilgisi kadar.
Ama bugünün dünyasında herkes general havasında!
Bilgi hâlâ “Dünya yuvarlaktır” seviyesinde ama özgüven uzaya çıkmış!
Kardeşim, alanın neyse konuş.
Ama her konuda, her ortamda: “Ben bu konuda da biliyorum!” deyip ortaya atlama. Bilmiyon daa!! İnat etme!
Hiç değilse bir iki kitap oku da, yıldızların çoğalsın. Çevreni aydınlatasın. Yoksa karanlıkta sen bile parlayamazsın.
Bilen insan konuşurken nettir.
Netlik hedef gösterir.
Ama şüpheci konuşan; hem kendini, hem karşısındakini dumura uğratır.
Tıpkı Hüso gibi…
Fıkra bu ya, Hüso bir gün rüya görmüş.
Rüyada ağaç, yeşillik ve su görmüş ama netlik sıfır!
Gidip bir tabirciye danışmış. Elinde horoz, aklında sorular…
– Anlat hele evladım, demiş tabirci.
– Hocam bir rüya gördüm…
Önce bir ağaç vardı:
Meşe mi desem, kavak mı desem, çınar mı desem bilemedim…
Yanında bir yeşillik vardı:
Çimen mi desem, buğday tarlası mı desem, yoksa nohut bahçesi mi, onu da çıkartamadım…
Az ileride bir su vardı hocam:
Nehir mi desem, göl mü desem, dere mi desem, valla hiç net değil…
Tabirci şöyle bir bakmış Hüso’ya…
Derin bir nefes almış, Her şeyi içlemesi de canını sıkmış. Yılların tecrübesiyle kararını vermiş:
— Evladım… Allah senin belanı verecek…
Ama bugün mü desem, yarın mı desem…
Hatta öbür gün mü desem… Valla bilemiyorum!
Fıkradan Anladıklarımız
- Diploma bilgi değildir, sadece bilgiye ulaşmanın araçlarından biridir.
- Okumadan konuşmak, bireye de topluma da zarar verir.
- Rüyalar ve hisler, gerçeğin yerine geçemez; gerçeklik üstün tutulmalıdır.
- Net bilgi olmadan, net düşünce ve net ifade mümkün değildir.
- Sosyal medya, bilgi değil gösteri üretir; kaynak olarak güvenilmezdir.
- Bilgiye ulaşmak, ancak okumak ve sorgulamakla mümkündür.
- Hissiyatla yapılan yorumlar, çoğu zaman sağduyu ve mantıktan uzak olur.
- Cahil cesareti, toplumun en bulaşıcı ve tehlikeli hastalıklarından biridir.
- Televizyon ve sosyal medya, bilgilendirmekten çok oyalamaya yönelir.
- Gerçek yıldızlar sessizce parlar, sahte yıldızlar ise ilgi çekmeye çalışır.
- “Biliyorum” demek yeterli değildir; “niye bildiğini bilmek” değerlidir.
- Bilgi, övünmek için değil; paylaşmak ve hizmet etmek için kullanılmalıdır.
- Düşünmeden konuşmak, toplumsal huzuru bozan bir alışkanlıktır.
- Her konuda konuşan, genellikle hiçbir konuda uzman değildir.
- Okumak, bireyin içsel pusulasını ve yönünü belirler.
- Yalancı bilgiyle alınan kararlar, doğru sonuçlar doğurmaz.
- Kaynak göstermek, fikirlerin güvenliğini ve ciddiyetini artırır.
- Görsel değil yazılı içerikler, düşünsel derinlik kazandırır.
- Sessizlik her zaman cehalet değildir; bazen olgunluğun ta kendisidir.
- Gerçek bilgi, davranışta tutarlılık ve düşüncede sağlamlıkla kendini belli eder.
Metin KOCA
