40.Sakın Kimseye Söyleme!
Hayat ne garip, değil mi?
Herkes, her şeyin farkında ama kimse hiçbir şeyi değiştiremiyor.
Ayyuka çıkmış gerçekler ortalıkta dolaşıyor; herkes biliyor, herkes görüyor ama adeta “duymadım, görmedim, bilmiyorum” oyununa sığınılıyor. Çünkü artık konuşmak bile cesaret istiyor.
Bu ülkede sistem, kelimelere değil, suskunluğa çalışıyor.
Eğitim desen var ama içinde eğitim yok. Çocuklara düşünmeyi değil, ezberlemeyi öğretiyoruz. Herkes “oku da adam ol” diyor ama “adamlık” nedir, bilen yok. Öğretmen mutsuz, çaresiz, sahipsiz, öğrenci umutsuz, veli borç batağında. Sorgulayan cezalandırılıyor, susan ise ödüllendiriliyor.
Adalet terazisi çoktan kantarını kaybetmiş….
Suç aynı ama sonuçlar kişiye göre değişiyor. Birine dokunulmazlık, ötekine dokunsan mahkemelik.
Hukuk bir vitrin süsü, gerçekler ise susturulmuş haber bültenlerinde can çekişiyor. Bültenler koyunu köpek, köpeği leylek göstermenin derdinde…
Ekonomi desen, milletin sabrı da, cüzdanı da delinmiş. Aynı sokakta aynı ürün biri için 30 lira, diğeri için 300 Tl. Sorunca “serbest piyasa” diyorlar. Serbest olan tek şey, halkın cebinden çıkan paranın kontrolsüzce uçması.
Esnaf bile esnaflıktan çıkmış, geçimini fırsatçılıkla sağlıyor. Açı ama denetleyen hiçbir güç yok….
Güven, sadece cüzdanlarda aranıyor artık.
Dayanışma mı?
O da sadece doğal afetlerde birkaç günlüğüne hatırlanıyor. Deprem olur, sel olur, bir haftalığına insan olduğumuzu anımsarız; sonra yine herkes kendi derdine döner.
Sokakta yürümek cesaret işi, okul sıralarında bile şiddet var. Akran zorbalığı neredeyse ilkokulda başlıyor…Kurumlardaki görevlilerimiz padişah vekili olmuş… Onunla bununla korkutmalar….
Ve tüm bu tablo içinde bir tiyatro dönüyor:
Herkesin bildiği şeyler hâlâ “gizli bilgi” gibi sunuluyor. Medya ne kadar yalanlarsa yalanlasın, gerçekler çoktan mutfak sohbetlerinde, WhatsApp gruplarında, halkın vicdanında dolaşıyor. Artık sır diye bir şey yok; halk zaten her şeyi biliyor ama “şşşt” diyerek susturuluyor.
Eskiden sır saklamak bir beceriydi; şimdi herkesin bildiği şeyler bile “aman ha kimse duymasın” diye fısıldanıyor. Oysa sırlar, hele ki çocukların kulağına kaçtıysa, uzun süre barınamaz. Çünkü çocuklar düşündüğümüzden çok daha fazla duyar, görür ve anlar.
Bilirsin ki çocukluk büyümez, gizlenir sadece….
Ve sırlar, çocuklara emanet edilmez. Edilirse de uzun ömürlü olmaz.
Tıpkı bizim Tarkan gibi…
( Bu ironik yazı tamamen hayal ürünüdür. Gerçeklerle ilgiside, bilgiside yoktur…)
Zaman Odur ki
Tarkan, on yaşında sessiz, efendi bir çocuk. Ama bir özelliği var: Kendisini iyi bir sırdaş sanıyor. Bu özelliği henüz test edilmemiş olsa da…
Bir gün annesiyle halası, mutfakta fısıltılı bir sohbete dalar. Hakan, arka odada oyuncaklarıyla oynarken konuşmaları kulak misafiri olur. Konu ciddi: Yengesi Güllü’nün babası vefat etmiştir ama Güllü hamiledir. Aile, bu acı haberi onun psikolojisi zarar görmesin, düşük riski oluşmasın diye gizli tutmaktadır.
Bu sır, istemeden de olsa Tarkan’ın kulağına girer. Annesi, bunu fark edince hemen uyarır:
— Oğlum, bu bir sır, aman ha kimseye söyleme!
Tarkan, bir anda “Gizli Bilgiler Bakanlığı” başkanı gibi hisseder kendini. Görevinin ağırlığını omuzlarında hisseder, gözlerinde ciddiyet belirir.
Ertesi gün Güllü yengeyle otururlarkenTarkan usulca yanına sokulur:
— Yenge, sana bir şey diyeceğim. Bu büyük bir sır . Sakın kimseye söyleme olur mu?
Güllü gülümser:
— Söyle bakalım, neymiş bu büyük sır?
Tarkan, sesini iyice kısar:
— Baban ölmüş.
Güllü bir an donakalır:
— Ne?! Kim söyledi bunu sana evladım?
— Annemle halam konuşuyordu. Ama sana söylemeyeceklerdi. Hamilesin ya, düşük olmasın diye… Ama ben şimdi söyledim, sen de kimseye söyleme olur mu?
Fıkradan Anladıklarımız
- “Söz uçsa da izi kalır.” (Anadolu halk sözü) Bir kez söylenen gerçek tamamen silinmez.
- “Fısıltı dağ aşar.” (Karadeniz halk sözü) Gizli tutulan bilgi, kulaktan kulağa daha hızlı yayılır.
- “Çocuk aynadır, gördüğünü yansıtır.” (Türk halk hikmeti) Çocuklar duyduklarını süzmeden aktarır.
- “Kapalı kapı ardındaki ses sokağa düşer.” (Sivas yöresi) Mahrem sanılan konuşmalar çoğu zaman dışarı taşar.
- “Saklanan kor köz kalır.” (Doğu Anadolu sözü) Gizlenen acı, zamanla daha da yakıcı hâle gelir.
- “Dert gizlenirse ağırlaşır.” (Kayseri yöresi) Bastırılan gerçekler psikolojik yükü artırır.
- “Göz göreni dil söyler.” (Türkmen halk sözü) Çocuk gördüğünü ve duyduğunu paylaşmadan duramaz.
- “Doğrunun yolu uzasa da varır.” (Türk–İslam irfan geleneği) Gerçek er ya da geç ortaya çıkar.
- “Yük küçük omuza ağır gelir.” (Konya yöresi) Çocuklara taşıyamayacakları sırlar yüklenmemelidir.
- “Sır küpte durmaz.” (Gaziantep yöresi) Bilgi uzun süre kapalı kalmaz.
- “Sessizlik bazen en yüksek çığlıktır.” (Rumeli Türkleri sözü) Toplumdaki suskunluk çoğu zaman korkunun göstergesidir.
- “Açık yara çabuk görülür.” (Van yöresi) Gizlenen sorunlar çözülmediğinde daha görünür hâle gelir.
- “İçte tutulan söz gönlü yorar.” (Erzurum yöresi) Konuşulamayan gerçekler bireyin ruhunu yıpratır.
- “Küçük kulak büyük sözü taşır.” (Tokat yöresi) Çocuklar düşündüğümüzden fazlasını duyar.
- “Saklı ateş evi tüttürür.” (Kars yöresi) Gizlenen mesele tüm aile düzenini etkiler.
- “Söz emanet ister.” (İslam hikmet geleneği) Her bilgi her yaşa ve herkese verilmez.
- “Doğruyu örten perde ince olur.” (Türk halk sözü) Gerçekleri sonsuza dek gizlemek mümkün değildir.
- “Çocuk sözü bazen en ağır haberdir.” (Azerbaycan Türkleri sözü) Masum ağızdan çıkan sözün etkisi büyük olabilir.
- “Gizlenen acı iki kez vurur.” (Anadolu halk hikmeti) Haber geç öğrenildiğinde etkisi daha sarsıcı olur.
- “Sır sahibini sınar.” (Türk–İslam irfanı) Bilgiyi taşıma sorumluluğu kişiyi de olgunlaştırır ya da zorlar.
Metin KOCA