41.Köpek mi Sorun, İnsan mı?

41.Köpek mi Sorun, İnsan mı?

21. yüzyılda şehirler göğe yükseldi ama insan içten çöktü.

Beton yükseldikçe vicdan alçaldı; asfalt / beton döküldükçe doğa yok oldu.

Eskiden köy meydanında birlikte yaşadığımız sokak köpekleri, şimdi şehirlerin arka sokaklarında, çöplüklerin gölgesinde hayatta kalma savaşı veriyor.

Sorun büyük:

Kontrolsüz şekilde artan sokak hayvanları nüfusu, özellikle köpekler, şehir yaşantısını zorlaştırıyor….Bazıları saldırıyor, bazıları korkutuyor, bazıları ise sadece açlıktan ağlıyor. Ama hepsinin ortak bir hikâyesi var:

Yalnızlık, ihmal ve açlık.

Çünkü biz insanlar önce köyleri boşalttık, sonra köpekleri terk ettik.

Onların doğal yaşam alanlarını ellerinden aldık ama yeni bir denge kurmayı da beceremedik. Şimdi ise o bozduğumuz denge şehir sokaklarında, parklarda, okul önlerinde ve hastane bahçelerinde bize geri dönüyor.

Elbette çözüm öldürmek değil.

Dünya bir avuç azınlığın ve beyaz insanların değil; bütün canlıların.

Ama bu dünya yaşamı, aynı zamanda birlikte yaşama kültürünü, sorumluluğu ve aklı da gerektiriyor. İnsanlar kadar hayvanlar da yaşamalı, ama yaşamın dengesi, planı ve hakkı olmalı.

Bu noktada sorumlu olanlar – belediyeler, yerel yönetimler, merkezi otoriteler – ne yazık ki görevlerini hakkıyla yapmıyor.

Barınaklar yetersiz, bakım hizmetleri özensiz, kısırlaştırma ve rehabilitasyon projeleri göstermelik. Sonra ortaya çıkan krizi “ölümle çözmeye” kalkıyorlar. Ama bu yol ne vicdanidir, ne de sürdürülebilir.

Gönüllü çalışmalar yapanların da çoğu hayvanlar üzerinden zengin olma veya hayal ve hayat pazarlama derdinde…

Ne Yapmalı?

Ulusal Düzeyde Kapsamlı Hayvan Nüfus Planlaması yapılmalıdır. Tüm şehirlerde eş zamanlı kısırlaştırma kampanyaları başlatılmalı.

Barınaklar sadece “hapishane” değil, geçici rehabilitasyon merkezleri haline getirilmelidir. Uzman veteriner, psikolog ve eğitmen istihdamı sağlanmalıdır. Devletin ormanlarını ihale ile ona buna vermektense, Bu canlılar için geniş ve güvenli bir ortam sağlanabilir.

Sokak hayvanı sahiplendirmeleri desteklenmeli, teşvik edilmelidir. Belediyeler sahiplendirme ofisleri açmalı. Hayvan sahiplenen insanların da rastgele sokağa hayvan bırakmasının önüne geçilmelidir.

Okullarda hayvan sevgisi, sorumluluk ve birlikte yaşam bilinci ders olarak öğretilmelidir.

Vatandaşlara eğitim verilmeli, korku ve yanlış algılar düzeltilmelidir.

Şehir planlamasında hayvanlar için yeşil alanlar, gölgelikler, su kapları zorunlu hale getirilmelidir.

Ve son olarak… Bu sorunla baş etmek için elimizdeki en güçlü şey ne yasa, ne yönetmelik: Vicdandır. Çünkü hayvana kıymaya alışan toplum, bir gün insana da acımaz.

Bugün şehirlerimizde yaşadığımız köpek sorununa bakarken de unutmamak gerekir: Asıl sorun köpek değil, bozulan düzendir.

Ve düzene karşı en büyük panzehir:

Adalet, planlama ve vicdandır

Tarihimizde ise vicdanın, mizahın ve sağduyunun sesi olan bir adam vardır: Bekri Mustafa. Onun bir fıkrası, bugün yaşadığımız karmaşaya ayna tutuyor…

Bekri Mustafa, sadece bir içkici ya da fıkra kahramanı değildir. O, sistemin çarpıklığını, zalimin kibirini, halkın vicdanını dile getiren bir halk filozofudur. Onun fıkralarında yalnızca kahkaha değil, öğüt de vardır.

Zaman Odur ki

16 yüzyıl … İstanbul’un hanları sarhoş, sokakları hikâyeyle dolu… Boğaz’da rakı balık değil, Bekri Mustafa konuşulur.

Hafızlıkla başlamıştı gençliğe. Ezber kuvveti maşallah, ama ne Kur’an ne hadis tutabilmiş onu, gönlü içkide, aklı şakada kalmış. Derviş meşrepli ama rakıya düşkün, Bektaşi geleneklerinin en nüktedan temsilcilerinden biri oluvermiş zamanla.

Ve bir sabah…

Eminönü ayazında, kazma kürek donmuş hava, cellât suratlı kadı çağırır Bekri’yi mahkemeye. Bekri’nin yaka paça huzura getirildiği sabah, serinlik değil buz parçası. Üzerinde ince bir aba, ayağında mest, ama dil her zamanki gibi keskin…

Kadı başlar sorguya, sesi tok, tavrı sert:

— Söyle bakalım Bekri Efendi, İslam’ın şartı kaç?

Bekri, gözlerini kısıp başını eğer, ama sesi gayet kendinden emin:

— Yedidir efendim!

Kadı celallenir:

— Ne diyorsun sen be adam? Beştir beş!

Bekri kıpırdamadan cevap verir:

— Doğrudur efendim. Lakin altıncısı, sabahın köründe adamı evinden zorla alıp mahkemeye getirmektir. Yedincisi de dindar olmayıp dindar görünmeye çalışmaktır!

Kadı o an anlar ki, bu sarhoşun dili kılıçtan keskin. Ama nefsine yediremez, konuyu değiştirir:

— Duyduk ki bir köpeği sebepsiz dövmüşsün. Doğru mudur?

Bekri sakince şalvarının paçasını sıyırır, koca bir yara gösterir:

— Bak kadı efendi, üç ay oldu. Bunu bir köpek ısırdı. Acısı hâlâ dinmedi. İlk dışarı çıktığımda karşıma bir köpek çıktı. Yarayı gösterdim, dedim ki “Bu senin işin mi?” Cevap vermedi, ben de dövdüm.

Kadı kaşlarını çatıp bağırır:

— Ama seni ısıran o köpek değil ki!

Bekri gözlerini dikip cevap verir:

— Efendim, köpek milleti birbirini tanır. İt, iti bilir. Biri yapsa, diğerleri susar mı? Ya ortaklardı ya suç ortağı!

Kadı susar. Zira bu laf sadece köpeğe değil, devlet erkânına da gidip dayanmıştır. Fakat yarası büyük, susmak zorundadır. Bir nebze toparlanır, tekrar sorar:

— Madem dövecektin, elindeki odunun sivri tarafıyla niye vurdun? Biraz insaflı olsaydın ya hayvancağıza!

Bekri dudak bükerek son darbeyi indirir:

— O da beni kuyruğuyla ısırsaydı ya kadı beğim!

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Mum dibine ışık vermez.” (Anadolu atasözü) Aydınlatması gereken kurumlar, en yakınındaki karanlığı çoğu zaman göremez.
  2. “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.” (Türk halk sözü) Bir kez aldanan toplum, sonraki çözümlere de şüpheyle yaklaşır.
  3. “Yılanın başı küçükken ezilir.” (Anadolu halk hikmeti) Sorun büyümeden önlem alınmazsa kriz yönetilemez hale gelir.
  4. “Üzüm üzüme baka baka kararır.” (Türk dünyası ortak sözü) Çürük düzen içinde dürüst insan bile zamanla etkilenir.
  5. “Tok açın halinden anlamaz.” (Anadolu atasözü) Acıyı yaşamayan yöneticinin kararı çoğu zaman vicdandan uzak olur.
  6. “Kel başa şimşir tarak.” (Anadolu deyim geleneği) Temeli bozuk sisteme yüzeysel çözüm getirmek sonuç vermez.
  7. “Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.” (Karadeniz halk sözü) Yetki dağınıksa sorumluluk da belirsizleşir.
  8. “Araba devrilince yol gösteren çok olur.” (Türk atasözü) Kriz çıkmadan sorumluluk alınmaz, çıktıktan sonra herkes konuşur.
  9. “Sakla samanı gelir zamanı.” (Anadolu atasözü) Bugün ihmal edilen mesele yarının en büyük krizine dönüşebilir.
  10. “Yerin kulağı vardır.” (Türk halk sözü) Örtbas edilen her yanlış bir gün mutlaka ortaya çıkar.
  11. “Kör kör parmağım gözüne.” (Yöresel Anadolu sözü) Herkesin bildiği gerçeği dile getiren kişi çoğu zaman suçlanır.
  12. “Sürüden ayrılanı kurt kapar.” (Türk bozkır kültürü) Düzene karşı çıkan cesur ses çoğu zaman yalnız bırakılır.
  13. “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” (İstanbul halk sözü) Geç kalınmış adalet çoğu zaman etkisini kaybeder.
  14. “Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.” (Anadolu atasözü) İlgi görmeyen her canlı ve kurum zamanla kontrolsüzleşir.
  15. “Kuzguna yavrusu şahin görünür.” (Türk halk sözü) İnsan kendi eylemini çoğu zaman haklı görür.
  16. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” (Anadolu atasözü) Toplumsal duyarsızlık sorunların büyümesindeki en büyük etkendir.
  17. “Ağlamayan çocuğa meme vermezler.” (Türk halk hikmeti) Hakkını aramayan toplum çözüm bekleyemez.
  18. “Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.” (Türk dünyası ortak sözü) Güç sahipleri de bir gün hesap verme noktasına gelir.
  19. “Bugünün işini yarına bırakma.” (Türk–İslam öğüt geleneği) Ertelenen her sorumluluk katlanarak büyür.
  20. “Akıl yaşta değil baştadır.” (Anadolu atasözü) Makam ve unvan değil, sağduyu ve hikmet belirleyicidir.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

 5.Gül, Geç!

 5.Gül, Geç! Zamane insanı, hele hele zamane ergenleri, sanki dünyaya “acil koduyla” gönderilmiş gibi yaşıyor. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir