
42.Gaymakam Begiim, Bu Sıpa Sizi Okutur!
Yöneticilik…
Kulağa ne kadar ciddi geliyor değil mi?
Üstü ütülü kelimelerle konuşan, ceketi omuzlarından büyük adamlara yakıştırılan, çoğu zaman halktan daha çok halk hakkında fikir üreten bir meslek hâline geldi artık.
…ve yöneticiler….
Gravatlı, takım elbiseli adamlar….
Az gülen çok konuşan ve her zaman en doğrusunu bilen ve en az okuyan insanlar….
Oysa bir ülkeyi yönetmek, yalnızca harita üzerinde ilçeleri ezberlemekle, açılış açılış gezerek protokol defterine “hayırlı olsun” yazmak veya kürsüden kürsüye koşarak üç kalıp laf etmekle olmuyor.
Bir insan, mahallesini bilmeden şehri tanımaz.
Şehrini tanımadan ülkenin geleceği hakkında söz söylemeye kalkışan adam, ancak haritayı çerçeveletip duvara asar, o kadar…
Elini bir kez bile fırına uzatmamışsa, hamurun mayasını da anlayamaz… Fırının sıcaklığını da ayarlayamaz. İnsanların kültürünü / yüreğini bilmeyen öyle kelimeler söyler ki o insanların yüreğini üşütür.
Tarlanın ortasında bir tek taşın üstünde oturmamışsa, “yağmur duası”nın kıymetini de bilmez.
Bir İnsanın, köylü kadının “üşüdüm ama süt sağdım” diyerek çocuğunu büyütmesini hiç görmemişse, duymamışsa, sıcak makam koltuğunda otururken memleketin gerçek soğuğundan da elbette haberi olmayacaktır.
Bazı insanlar vardır ki halkını yönetmeye taliptir ama halkın hangi diliyle konuştuğundan da ne yazık ki habersizdir. Hangi türküyü sever, hangi dertte susar, hangi fıkrada güler, bilmez.
Makam arabasının camından gördüğü manzara onun için sadece “manzara”dır. Oysa halk için o manzara geçimdir, yaşamdır, mücadeledir, bazen de bir sıpa kadar masum bir hayaldir…
Bir siyasetçi, çamurlu yollarda yürümemişse, seçim meydanlarında koşması beyhudedir.
Bir idareci, tezek kokusuna burun kıvırıyorsa, halkın emeğini de hor görüyor demektir. Yani mesele yalnızca “okumak” değil, mesele nereden baktığını bilmek, kimi gördüğünü fark etmek, kimi yönettiğini hatırlamaktır.
Arkadaşını tanımayan bir insan, bir kurumu yönetemez.
Mahallesinin çocuklarını bilmeyen biri, gençlikten söz edemez.
İlini gezmemiş biri, memleket sevdasını sadece nutuklarda yaşatır.
Kültürünü tanımayan siyasetçi, halkını da şekilsiz bir kalabalıktan ibaret sanır.
Böyleleri için halk sadece “seçmen”, ülke sadece “proje haritası”, millet sadece “oy oranı”dır.
Ama tezek yoğuran ellerle büyüyen bir halk, her zaman kendi içinden yürekli bir akıl çıkarır. Kimi zaman bu bir çoban olur, kimi zaman bir öğretmen. Bazen de bir köylü, kucağındaki sıpayla tüm diplomalıları lafta yener de üstüne de bir tokatlık ironi koyar.
Çünkü asıl cehalet okumamak değil; okuduğu hâlde hâlâ anlamamaktır.
İşte bu yüzden, şimdi okuyacağınız fıkrada diplomalı bir Yöneticinin, halkı “okutmaya” çalışırken; aslında halk ona, okumanın kitabını değil, hayattaki karşılığını okutuyor. Mizah burada sadece bir kahkaha değil; aynı zamanda bir aynadır.
Zaman Odur ki
Çok eski zamanlarda farklı bir kıtada, adı Türkiye olmayan bir ülkede kaymakam atamaları yapılmış. bunlardan bir tanesi de Erzurum’un bir ilçesine gelmiş. Daha makamda hoş geldin çayı içmeden başlamış konuşmaya:
— “Halkla iç içe olacağım. Köylünün halini anlayacağım. Ama açık konuşayım; bunlar cahil… Beni görünce sevinçten ağlarlar herhalde. Onları da eğiteceğim…..”
Yanına da tecrübesiyle nam salmış birini şoför olarak almış, köylere “tanışma” gezmesine çıkmışlar.
Tanışma deyince de yani… Adam halkı görmekten çok halka kendini göstermek niyetinde.
Bir köy yolunda ilerlerken, karşılarına kucağında yeni doğmuş eşek sıpasıyla yürüyen bir köylü çıkmış. Kaymakam hemen sırıtarak şoförüne dönmüş:
— “Şuna bi laf sokuvereyim de gör nasıl gülüşürüz!”
Şoför uyarmış:
— “Aman kaymakam bey, buraların adamı lafı yuttuktan sonra hazmetmez, doğrudan çıkarıverir. Acımazlar…..Dikkatli olasınız….”
Ama kaymakamda ego Ağrı Dağı olmuş , özgüven Allahu Ekber Dağları gibi
— “Ben Ankara’da sosyoloji, psikoloji, siyaset, hitabet, dersi aldım. Bu köylü mü beni lafta alt edecek? Allah aşkına, ben istersem dalgasına Fransızca selam verip ingilizce tercüme edebilirim….!”
Camı indirip kibirle seslenmiş:
— “Hemşerim, kucağında da yavrun var….Maşallah ….Sana da tıpa tıp benziyor…. Nereye böyle?”
Köylü durup bakmış. Kaymakama, Sonra şoföre. Yeni atanan kaymakam olduğunu biliyor. sonrada kucağındaki sıpaya bakmış…… Derin bi nefes çekip demiş:
— “Sıpayı mektebe yazdırmağa gidiyom Gaymakam Begiim.
–Yahu bu okur mu?
–Okursa kaymakam olur, okumazsa şoför olur… Ama bakarsın hiç bi’ şey olmaz, gene eşek kalır. Biz de ona Eşşeoğlu eşşek deriz….”
Şoför gülmemek için dudağını ısırmış, sıpa “iiiii-aa” diyerek gülmüş, kaymakamın yüzü dümdüz olmuş.
Ama kaymakam durur mu?
Aynı gün, biraz daha ilerde bir köyde kadınların elleriyle tezek yoğurduğunu görmüş. ( Tezek doğuda, saman ot gibi malzemelerin hayvan pisliği ile karıştırılıp kalıplara konulup kurutulan kışlık bir yakıttır) Yüzü buruşmuş, burnunu kıvırmış, nefreti burjuva parfümü gibi yayılmış.
Köy muhtarına yanaşıp sormuş:
— “Yahu, elleri hep tezek içinde olan bu kadınlarla nasıl… yani şey… nasıl birlikte yatıyorsunuz? Nasıl yaptıkları yemekleri…”
Muhtar sakince başını kaldırmış, bir ona bir eşine bakmış, sonra demiş:
“Kaymakam bey… Seninkinin yemeğini herkes yiyemez, çünkü yapamaz.
Ama bunların yemeğini herkes yer.
Seninkiyle herkes yatar, mesele bunlarla can olabilmekte…”
Kaymakam susmuş. Şoför bir adım geriye çekilip yere bakmış. Sıpa da yeniden “iiiii-aa” demiş, ama bu sefer hüzünlü…..
Fıkradan Anladıklarımız
1. “Balık baştan kokar.” (Türk atasözü) Yönetici bozuksa, yönettiği her yer çürür; liderlik vicdanla başlar, makamla değil.
2. “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” (Türk atasözü) Kürsüden söylenen güzel söz değil, sahada yapılan iş konuşur; halk lafı değil, hâli okur.
3. “Çobansız koyunu kurt kapar.” (Türk atasözü) Halkını tanımayan yönetici çoban değil seyrcidir; koruması gereken sürüyü bile görmez.
4. “Kitaplardan öğrenilen bilgi yalnızca yarı bilgidir.” (Yahudi atasözü) Diploma kibir üretirse cehaletin lüks versiyonu olur; asıl okul hayatın kendisidir.
5. “Minareden düşen, halkın gözünde küçülür.” (Arap atasözü) Yukarıdan bakan yönetici bir gün düşer ve en çok küçümseğini güldürür.
6. “Ağaç ne kadar uzarsa uzasın, kökleri toprağa muhtaçtır.” (Afrika — Malinke atasözü) Makam ne kadar yüksek olursa olsun, halktan kopan yönetici kurumaya mahkûmdur.
7. “Bir parmakla yüz kaşınmaz.” (Türk atasözü) Tek başına, halka rağmen yönetim olmaz; yöneticilik ortaklıktır, sultanlık değil.
8. “Söz gümüşse sükût altındır.” (Arap atasözü) Çok konuşan yönetici az dinler; az dinleyen ise halkın ne dediğini asla anlayamaz.
9. “Veren el alan elden üstündür ama alan kulak veren ağızdan üstündür.” (Kafkas atasözü) Halka anlatmaya gelen yönetici, aslında halktan öğrenmeye muhtaçtır; dinlemek yönetmenin yarısıdır.
10. “Açılan elin altında herkes eğilir ama yumruğun altında kimse durmaz.” (İran atasözü) Güçle yönetilen halk itaat eder; sevgiyle yönetilen halk sahip çıkar.
11. “Yüzme bilmeyen tekneden de düşer.” (Türk atasözü) Liyakatsiz atamalar sadece kişiyi değil, tüm kurumu batırır.
12. “Eşeğini sağlam kazığa bağla, sonra Allah’a emanet et.” (Arap atasözü) İş plana, çalışmaya, emeğe bağlanır önce; sonra kader konuşur — tersini yapan kaymakam bile olsa eşekten ders alır.
13. “Başkasının ayakkabısını giymeden yolunu bilemezsin.” (Kızılderili atasözü) Tezek yoğuran elin emeğini anlamak için o ele dokunmak gerekir; uzaktan burun kıvırmak körlüktür.
14. “Tilki kendi kuyruğuna göre hüküm verir.” (Gürcü atasözü) Kendi dünyasının konforuna göre karar veren yönetici, halkın gerçeğini çarpıtır.
15. “Havlayan köpek ısırmaz ama susan halk bir gün kükreyerek konuşur.” (Balkan atasözü) Halkın sessizliği rıza değildir; bir gün bir sıpa bile yöneticiye ayna tutar.
16. “Küçük balık büyük denizde kaybolmaz ama büyük balık küçük gölde boğulur.” (Japon atasözü) Halka büyüklenen yönetici, halkın küçük ama keskin zekâsında boğulur.
17. “Herkesin bir hikâyesi vardır; sen sormadan bilemezsin.” (İrlanda atasözü) Tanımadan yönetmek, gözü kapalı araba sürmektir; her insanın derdini bilmek görev değil, edeptir.
18. “Gülme komşuna gelir başına.” (Türk atasözü) Bugün köylüyle alay eden yönetici, yarın halkın fıkrasının konusu olur.
19. “Aç tavuk kendini buğday ambarında sanır.” (Türk atasözü) Ego dolu yönetici gerçeklikten kopar; kendini bilge sanır ama halk onun açlığını görür.
20. “Akıl yaşta değil baştadır — ama başta da yürek olmadan akıl yetmez.” (Türk atasözü, ) Diploması olan ama yüreği olmayan yönetici, halkı yönetemez; çünkü gerçek okumuşluk insanın içinden bakmakla başlar
Metin KOCA