Ayı Postuna Selam Durulur mu?
Bir hayali ülkeden bahsediyoruz.
O ülke Patogonya.
Neresi diye merak edersen gözlerini aç, aklını çalıştır. Haritayı önüne al. Parmağını rastgele koy. İşte orası Patogonya.
Patogonya’da “makam” ve “mevki” kavramları, ne yazık ki sıkça bir güç gösterisi ve kişisel tatmin aracı haline gelmiştir.
Liyakat ve emeğin arka planda kaldığı, dalkavukluğun ve “torpilin” ön planda olduğu, “doğruyu söyleyenin” değil, “doğruyu eğip büken“lerin kazandığı bir düzenin gölgesi etrafı kaplamıştır.
Bu ülkede yöneticilik koltukları, çoğu zaman yetkinlikten ziyade “kimin adamı olduğu” ya da “kime ne kadar yakın durduğu” gibi kriterlerle belirleniyor.
Çalışanların terfi etmesi, işine gösterdiği özene, başarısına ya da yeteneklerine bağlı olmaktan çok, amirine ne kadar iyi “selam durduğuna” veya ne kadar “ağalık” tasladığına endeksli olabiliyor.
Bu durum, toplumsal bir çürümeyi de beraberinde getiriyor. İşlerin “kayırmak” ya da “rüşvet” olmadan yürümediği, hak edenin değil, “verenin” veya “tanıdığı olanın” kazandığı bir sistemde ise adalet duygusu zedeleniyor.
Patogonya da, bir projeye başlarken, bir ihale alırken, hatta basit bir belge işi hallederken bile “aracı” arayışına girmek zorunda kalmak, insanların devlete olan güvenini sarsıyor.
Bu ülkenin çarpık düzende, “ağa” diye tabir ettiğimiz, aslında “post“undan ibaret olan o makam sahipleri, etraflarında bir “hürmet” halkası oluşturmaya çalışıyorlar. Kendilerince bir “tören alanı” yaratıp, çalışanlarını bu oyuna dahil etmeyi bekliyorlar. Oysa unuttukları bir şey var: Bir makam, bir unvan, bir kanaat önderliği sadece bir giysidir. O giysiyi giyen kişinin içindeki boşluk, yetersizlik veya kibir, makamın ağırlığı altında ezilir. Ayı postu, ayıyı “beyefendi ayı” yapmadığı gibi, bir makam da liyakatsiz birini “beyefendi yönetici” ‘’iyi idareci’’ ‘’ başarılı yönetici’’ …. yapmaz.
İşte tam da bu noktada, aşağıdaki fıkradaki o bilge adamın duruşu önem kazanır. O adam, makamın geçiciliğini, insanın aslında ”bir damla su” ve “bir avuç toprak” olduğunu idrak etmiştir. “Post“un değil, insanın özünün, dürüstlüğünün ve emeğinin değerli olduğunu bilir.
Bu nedenle, göstermelik saygılarla eğilip bükülmektense, alnının teriyle kazandığına, işini düzgün yaptığına inanır. Çünkü bilir ki gerçek saygı, makamlara değil, liyakata, dürüstlüğe ve emeğe duyulur.
İşte bu fıkramız, tam da bu yüzden Patogonya’nın her alanına uyuyor. Siyasette, iş dünyasında, kamu kurumlarında, hatta mahalle bakkalında bile… “Makam” sahipleri, koltuklarının geçici olduğunu unutup kendilerini “ebedi güç” sanıyor. Oysa tarih bize gösteriyor ki, bugün “ağa” olan, yarın “kul” olabilir.
Zaman Odur ki
Bir gün, çay ocağına bir “ağa” girer. Şimdiki ağalar eski Türk filmlerindekiler gibi değil elbet. Ne kervanı var, ne marabası… Lakin egosu Osmanlı’dan kalma. Bugünün diliyle söylesek; bir makam sahibi, bir müdür, bir amir… Ama biz yine “ağa” diyelim, zira bu fıkra o kelimeyle daha güzel kayıyor boğazdan.
Ağa çay ocağına girince, ortam bir anda tören alanına döner. Millet ayağa fırlar, ceketler iliklenir. Ceket yoksa eller en azından birleşir. Kimse selam durmasa da, eğreti bir hürmet havada geziniyor. Ne de olsa “büyük adam”!
Ağa ise bu ilgiye bayılır. Konuşur da konuşur… Her cümlesi sanki vecize! O konuşur, millet kafa sallar. Sallar da ne dediği anlaşılmaz, çünkü söyledikleri kuru gürültü. Ağızda da puro… Hem duman, hem laf çok!
Derken bir şey dikkatini çeker. Çay ocağının köşesinde biri var ki, ne ayağa kalkmış, ne de çeketini iliklemekle meşgul. Üstüne üstlük bacak bacak üstüne atmış, rahat bir hayat sürüyor orada. Ağa’nın kaşlar havalanır, rengi pembeden al’a döner.
Sinirle yaklaşır o şahsa. Bir öhöm, bir ahım… Ardından:
— “Tanımadın galiba?” der.
Adam başını kaldırır, gayet sakin:
— “Tanımaz olur muyum? Ağamsın, paşamsın, sayende çayın demi bile korkudan demleniyor.”
— “O zaman niye kalkmadın ayağa? Ben kimim biliyor musun?” diye sorar ağa, gururdan göbeği daha da şişer.
Adam usulca cevap verir:
— “Evveline baktım, bir damla su… Sonuna baktım, bir avuç toprak olmuş kemik. Ortasına baktım, puro dumanı…
Ağa’nın yüzü buruşur , sen evvelimi sonumu bırak şimdiki halime bak dese de, adam devam eder:
— “Karnını boşaltsalar gübre, ruhun desen duman altı. Dışına gelince… Hadi dürüst olalım, sırtındaki post değerli. Ama o da senin değil. Ayının postu. Onu da ayı 15 sene giydi, ama hayvanlıktan kurtulup, kimse ‘Beyefendi Ayı’ demedi. Hep ayıydı ayı olarak anıldı”
Ve son noktayı koyar:
‘’Senin evvelinle sonun mütevazı, şimdiki halin kibirli. Saygı görmek istiyorsan önce saygı göstermelisin. Ben işimi düzgün yaparım, alnımın teriyle kazanırım. Üst makam gözümde yok.
Şimdi sen söyle Agam:
Post için Ayıya saygıdan mı ayağa kalkayım, yoksa yalakalık için mi diz çökeyim Ayıya ?”
Fıkradan Anladıklarımız
- Makamlar geçici, kişilik kalıcıdır – İnsanlar unvanlarıyla değil, erdemleriyle anılmalıdır.
- Gerçek saygı zorla alınmaz – Korkuyla elde edilen itibar, samimi saygı değildir.
- Liyakatsiz yükseliş toplumu çürütür – Yalakalıkla terfi edenler, sistemin çöküşünü hızlandırır.
- birçok insanda statü sembolleri içerikten önemlidir – Araba, koltuk, unvan gibi gösterişler özden daha değerli görülür.
- Kurumsal kültürde yalakalık bir kariyer stratejisidir – Dürüst çalışmaktansa amire yaranmak daha çok işe yarar.
- Gösteriş kültürü toplumsal bir yaradır – İnsanlar olduğundan fazlasını göstermeye şartlanmıştır.
- Bürokraside formalite içerikten önce gelir – İşlerin özü değil, protokolü önemlidir.
- Güç sahipleri eleştiriye tahammülsüzdür – Fıkradaki ağa gibi, otorite sorgulanınca öfkelenir.
- Toplumda ikiyüzlü saygı yaygındır – Yüze gülünen ama arkadan çekiştirilen ilişkiler norm haline gelmiştir.
- Mevki sahipleri kendilerini halktan üstün görür – Kamu görevi yapanlar hizmetkâr değil, efendi gibi davranır.
- Sistem adam kayırmaya dayalıdır – Yetenekten çok, “tanıdık” olmak önemlidir.
- Dikey hiyerarşi yatay iletişimi engeller – Astlar üstlerine fikirlerini rahatça söyleyemez.
- Kılık kıyafet ve görünüş içerikten önemlidir – Fıkradaki post gibi, dış görünüş özden daha çok değer görür.
- Toplumda statü farkı bilinci keskindir – İnsanlar birbirine mevkileriyle hitap eder.
- Maddi güç manevi değerlerin önüne geçmiştir – Para ve makam, ahlak ve erdemden daha değerlidir.
- Gerçek değişim ancak bu zihniyetin değişmesiyle mümkündür – Posta değil, insana saygı duyulduğunda toplum ilerleyecektir.
- Mizah güçlünün maskesini düşürür – Bu fıkra gibi toplumsal eleştiriler, halkın gerçekleri mizah yoluyla ifade etme biçimidir.
- Güç sarhoşluğu özeleştiriyi engeller – Makam sahipleri çoğu zaman fıkradaki ağa gibi kendilerini eleştiremez duruma gelir.
Metin KOCA
