38.Diren!  Yıkıl ama Şarkıyı Bırakma!

38.Diren!  Yıkıl ama Şarkıyı Bırakma!

Modern zamanlar tuhaf zamanlardır…

Bir türlü bulamıyoruz kendimizi.

İnsan eskiden sıcaktan bunalırdı, şimdi “hiçbir şey  hissedememekten” yanıyor…Bunalıyor….

Eskiden sohbet koyulaşınca çay demlenirdi, şimdi herkes sessizce telefonunu kaydırıyor. Lakin çözümsüzlük devam ediyor…

İletişim arttı ama kimse kimseye temas etmiyor…

Ruhlar aç. Bedenin, Fiziğin teması yeterli görülüyor… Ruhsal yorgunlugumuz devam ediyor….

Ve en garibi: Bütün uyuşturucu unsurlar  pahalılaştı ama içenler çoğaldı.

Uyusturucu deyince sadece alk9l gelmesin akla… Dusundurmeyen her sey  uyuşturucu derim ben. Bazen kör bir bağlaniş ta oyledir…Durum boyle olunca ayıklik agır geliyor. Çünku günümüz insanı ayık kafayla neye katlanacağını şaşırmış durumda. Çoğu sarhoş olacak bir durum buluyor kendince…

İnsanımız; sabah erken kalkmak zorunda, ama neden kalktığını bilmiyor. İnsanlar işlerine giderken dönerken patlamaya hazır bir bomba gibi…

Okumuş ama işsiz, çalışıyor ama mutsuz, evli ama yalnız, yalnız ama yine de internet paketi yetmiyor…Arı çiçekten çiçeğe konuyor bal yok…

Şehirlerde gökdelenler yükseldikçe, insanlık yerin dibine girdi sanki.

O yüzden artık insanlar sarhoş olmak için içmiyor, unutmak için, unutturmak için içiyor.

Bazısı hayatı, bir başkası hayvanatı, bazısı krediyi, bazısı da kendini unutmak / unutturmak istiyor.

Ama her sarhoşluk bir kaçış değildir elbette. Bazısı yalnızca dostuyla gülmek, hayatı bir süreliğine ciddiye almamak ister.

Zaten bu demlenmelerin amacı da budur:  Hayatın acı gerçeklerine karşı, dost meclisinde kurulmuş bir küçük direniştir!

İşte böyle bir gecede, iki dost – adları Kartal ve Şahin olsun – kendilerini öyle bir demlemişlerdir ki, artık fizik kuralları onlar için geçersizdir. Birbirlerine yaslanarak yürümeleri, aslında derin bir felsefi gerçeği yansıtır: “İnsan, ancak bir diğer insan sayesinde ayakta kalabilir.”

Yalnız olmaz Azizim, olmaz!

Hangi ağaç tek başına direnebilmiş fırtınalara….

Tabiiki yukarıdaki  söz, sarhoşlar için daha da anlamlıdır, çünkü onlar ayakta kalmaktan öte, bir türlü yere düşmemek için mücadele ederler.

Bazıları  için sarhoşluk, bir varış noktası değil, yolculuğun ta kendisidir. Öyle ki, yere düşmek bile onları yolculuktan alıkoyamaz. Çünkü Türk insanı düşerse kalkar, kalkamazsa şarkı söyler, şarkıyı beceremezse en azından direksiyona geçer! (Ehliyeti olmasa bile.)

İşte bu fıkra,  iki kafadarın, hayatın anlamsızlığına karşı şarkı söyleyerek verdiği mücadeleyi anlatır. Belki de hepimizin içinde bir parça Kartal ve Şahin vardır: Yolda düşsek bile, şarkıyı bölmemek için direnen…

Kartal ve Şahin.

Biri ismi gibi yükseklerde, diğeri şehir şehir gezen bir göçebe…Şahinde yükseklerde uçar diyebilirsiniz. Bunun bir fıkra olduğunu unutmayalım  🙂

Arada olanlar yok mu ! Elbette var. Biz ironik yaklaştığımiz için böyle diyoruz.

Sonunda bu iki GUŞ evlerine vardı mı bilemiyoruz. Ama siz siz olun  kanadınız yoksa uçmaya kalkışmayın.

Buyrunuz, ironisi bol, düşüşü şık, şarkısı eksik  bir fıkraya geçelim…

Zaman Odur ki

Kartal ve Şahin, iki kafadar, okulları bitmiş.. iş güç yok. baba parası ile günlerini geçirir. arada demlenirler.

İkisi meyhaneden çıkmışlar, ama çıkarken ruhlarını da masada bırakmışlar gibi.

Ayakta durmak ne kelime, yer çekimiyle aralarında kişisel bir sorun varmış gibi yalpalıyorlar.

Birbirlerine sıkıca tutunmuşlar, adeta sarmaşık gibi dolanmışlar.  Öyle sallanarak ilerliyorlar ki görenler bunlar  yeni bir dans akımı başlatmışlar der.

Kartal, şehla bakışlı, dili peltek, aniden coşkuyla:

“Abi, bu ne hâl ya. Cenaze mi var! Giderken şarkı söyleyelim de yol neşelensin biraz!  ‘Haydi söyleyel…’ diyecekken daha ilk hecede, ‘Hay-‘ der demez, adeta bir çuval gibi yere serildi. Ortamda kısa süreli bir sessizlik…

Sanki yer çekimi, “Tamamdır, yeter bu kadar dans!” demiş gibi.

Şahin, arkadaşının bu ani düşüşüne karşı önce şaşkınlıkla baktı, sonra derin bir iç çekti. Arkadaşının koluna girip, o çelimsiz haliyle onu yerden kaldırmak için resmen güreşti. En sonunda Kartal’ı zar zor ayağa diktiğinde, terden sırılsıklam olmuştu. Pantolonunun tozunu silkeleyen Şahin, bilgece bir ifadeyle: “Şarkı elbette söyleyelim Kartal’ım,” dedi.

…ve devam etti :

“Ama sen öyle bir sarhoşsun ki, şarkının ritmi bozulur, melodisi dağılır. Şarkı dediğin kesintisiz olacak, tek parça! En iyisi mi, sen arabayı kullan, ben şarkıyı söylerim. Şarkı bozulmasın! “

 Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Dost kara günde belli olur.” (Türk atasözü) İnsan en çok düştüğünde kimin yanında olduğunu anlar.
  2. “Yorgun gönül yokuşu ağır çıkar.” (Karadeniz halk sözü) Ruhsal tükenmişlik, hayatın en küçük yükünü bile büyütür.
  3. “Bir omuz bazen bir ömre bedeldir.” (Anadolu halk hikmeti) Dayanışma, insanın yeniden ayağa kalkmasında en büyük destektir.
  4. “Kırık gönül sessiz ağlar.” (Doğu Anadolu sözü) Modern insanın en büyük acısı görünmeyen yalnızlıktır.
  5. “Düşen el uzatandan güç alır.” (Kayseri yöresi) Yardım, bazen çözümden önce umut verir.
  6. “Aynı yolda yürüyen aynı yükü taşır.” (Türkmen halk sözü) Gerçek dostluk, sadece neşeyi değil yükü de paylaşır.
  7. “Gece uzun olsa da sabah olur.” (Türk–İslam hikmet geleneği) Hiçbir bunalım sonsuz değildir.
  8. “Ruh açsa beden tok sayılmaz.” (Konya irfan sözü) Maddi imkânlar, manevi boşluğu dolduramaz.
  9. “Yalnız yürüyen çabuk yorulur.” (Sivas yöresi) İnsan, sosyal destek olmadan hayat yüküne direnmekte zorlanır.
  10. “Gülüş bazen yaraya merhemdir.” (Rumeli Türkleri sözü) Mizah, zor zamanların en güçlü savunma mekanizmalarından biridir.
  11. “Düşe kalka yol bulunur.” (Türk atasözü) Hayatta tökezlemek ilerlemenin doğal parçasıdır.
  12. “Kırılan dal yine filiz verir.” (Van yöresi) İnsan da travmadan sonra yeniden güçlenebilir.
  13. “Yol arkadaşı yükü hafifletir.” (Erzurum yöresi) Beraberlik, psikolojik direncin temelidir.
  14. “Kalp daralınca dünya küçülür.” (İslam irfan geleneği) İç sıkıntı, dış dünyayı daha karanlık gösterir.
  15. “Şarkı söyleyen gönül tamamen yıkılmaz.” (Gaziantep yöresi) Umudu koruyan küçük ritüeller insanı ayakta tutar.
  16. “Bir nefeslik mola bazen hayat kurtarır.” (Tokat yöresi) Durup dinlenmek de mücadelenin parçasıdır.
  17. “Sarsılan köprü hemen yıkılmaz.” (Kars yöresi) İnsan kırılabilir ama tamamen tükenmeyebilir.
  18. “Dost sözü ağır gelse de omuz hafiftir.” (Azerbaycan Türkleri sözü) Samimi dostluk bazen sözden çok varlıkla destek olur.
  19. “Ayakta kalamayan türküye sarılır.” (Anadolu halk sözü) İnsan bazen anlamı sanatta ve dost meclisinde bulur.
  20. “Yıkılmak son değil, kalkmamak sondur.” (Türk halk hikmeti) Direnç, düşmemekte değil yeniden ayağa kalkmaktadır.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir