37.Kafaya Yazılan İhanet!

37.Kafaya Yazılan İhanet!

Bu topraklarda nice ihanetin hikâyesi yazıldı.

Kimi zaman küçük bir ihale, kimi zaman üç beş oy, bazen bir koltuk sevdası uğruna satıldı koskoca hayaller…

Kandırılanlar ise genellikle “ülkü”, “dava”, “vatan” gibi kutsal kelimelerle kandırılan masum çocuklardı. Akılsızlık ta ne kadar masum sayılırdı o da tartışılırdı elbet.

Birileri büyük ideallerin peşindeymiş gibi yaparken, aslında kendi küçük hesaplarının taşlarını döşüyordu. O taşların üzerinden yürüyenler hiç düşmedi; ama inananlar, o taşlara basarak uçuruma yuvarlandı.

Bu memleketin kaderi midir, bilemem; ama tarih boyunca hep aynı oyunu izledik.

Vatanseverlik nutukları atanlar, arkada ihale dosyası kapattı. Siperin önünde terleyen gariban, siperin gerisinde karar alanların isimlerini bile bilmedi. O gariban çocuğun alnına “kahraman” damgası vuruldu belki ama, çoğu zaman ya unutuldu ya da hain ilan edildi.

Tarih kitapları bu ihanetleri “strateji” ”savaş ” ”darbe” diye yazar. Oysa çoğu, küçük çıkarların büyük ahlaksızlıklarla paketlenmiş hâlidir.

Hainlik, çoğu zaman diplomatik bir gülümsemeyle sunulur. Bazen ”inançla”, ”dinle”,  ‘ideolojilerle”, ”…izm” lerle  ”..ist” lerle sunulur.

Masumiyet ise, hep mahcup bir suskunlukla gömülür. bilmiyordu, oyuna geldi (k) der geçilir.

Bazen sistem, dürüst olanı saf, uyanık olanı lider yapar. Köleye yazı yazanlar sultan olur; yazılan köle, çoğu zaman ya mezarlıkta yer bulur ya da ömür boyu suçlu yaşar.

Ve tarih…

Kimi zaman bir kitapta değil, doğrudan bir kafaya yazılır.

Bazen de kafadan yazılır….

Ama o kafalar, çoğu zaman ne yazıldığını okur, ne de ne yazıldığının farkına varır.

Velhasıl, bu coğrafyada hainlik yapacaksan ya çok zeki olacaksın…

Ya da çok saf!

Ama şimdi, bu trajikomik gerçeği biraz tebessümle anlatan bir fıkraya kulak verelim.

Zaman Odur ki

Vaktiyle iki ülke yan yana yaşarmış; ama komşulukları sadece haritada.

Gerçekte araları limon kabuğu gibiymiş: hem ekşi, hem sıkıntılı. Gerçi devletler arsı ilişkiler hep çıkar ilişkisidir. Onun için ajanlar, satanlar, satın alınanlar çok olur.

Bir gün, A ülkenin veziri içindeki hainliği artık taşıyamamış. Paranın, makamın, mevkiinin yapamadığı ne var ki! .Hain vezir vardır. Bu vezir olmayıp başka birisi de olabilir. Yıllarca yetiştirilmiş güven kazanmış her yerden bu vezir.

Tarihimiz,  ingiliz misyoner ajanının yıllarca KABE imamlığı yaptığına şahit. Bu hain vezir, düşman  B ülkesine  gizlice bilgi sızdırmak istiyor ama dönem malum; ne e-posta var, ne WhatsApp! ne x….

Güvercin gönderse havada vurulacak, adam gönderse yolda soyulacak.

Ayrıca yakalanırsa kelle gider, öyle böyle değil yani…

Öyle korkmuş ki karıncalara bile fısıldamıyor.

Ama hainlikte zekâ, zekâda fırsat gizli…

Vezirin kafasında bir ışık yanıyor, içinden “Evraka! Evraka” diye bağırıyor ama dışına ses çıkmıyor.

Hemen sarayın zindanına iniyor.

Oradaki en sessiz, en gariban, en unutulmuş ve vatanını en fazla seven köleyi çağırıyor.

Diyor ki:

“Evladım… Bu vatana bir kerecik hizmet edeceksin. Hem de başınla!”

Köle bir umutlanıyor, gözleri parlıyor:

“Başım gözüm üstüne. Vatan sağ olsun!” diyor.

Ama vezir işin gerçek yüzünü anlatıyor:

“Senin kafayı kazıyacağız, sonra üzerine bir not yazacağız. Sonra saçların uzasın diye seni aylarca zindanda tutacağız. Saçlar uzayınca da seni düşman ülkeye göndereceğiz. Orada saçını kazıtır, mesajı okutursun. Haa, bu arada altın da var, af ta . Allah rızası da var elbette . Yeter ki sorumluluğunun bilincinde ol.

Köle mecbur kabul ediyor. Aylarca sürecek özgürlük ve zenginlik hayaline dalar.

Vezir, hain planını minik harflerle kölenin kazınmış kafasına yazdırıyor:

“Filanca tarihte, falanca saatte kale kapısı açılacak. Askerleriniz şu tepeden girsin…. Surada şu var burada bu var……”

Köle tekrar zindana atılıyor.

Aylar geçiyor. Saçlar Rapunzel misali uzuyor, not saçlardan dolay görünmüyor.

Bir gün  , Vezir   saraydan sesleniyor:

“Hadi yolun açık olsun evladım!” Yolun d Bahtın da açık olsun….

Köle yollara düşüyor. Sınırdan geçerken yakalanıyor. kılıçla başı uçurulacakken bağırıyor:

“Duruun. Yapmayıın.. Saçımı kazıyın ve beni doğrudan sultanınıza götürün! Vatanınız adına!”

Düşman askerler şaşkın… Ama emir büyük yerden.

Kazıyorlar kölenin saçını ve bingo! Altta mektup.

Hemen sultana götürüyorlar.

Sultan, kölenin kafasına bakıyor ve yazıyı okuyor:

“Kale kapısı falanca gece açılacak. Askerleriniz filanca tepeden girsin…şurada şu burada bu var…”

Ama en altta başka bir not vardır. Küçücük, incecik, sinsice yazılmıştır:

“Bu yazıları  okuduktan sonra mektubu….yırtıp atınız.”

Sultan bakar bakar…Gülümser. Sonra der ki:

Kimi mesaj kâğıtta okunur…Kimi kafa kâğıt gibi kullanılır.”

Ve kölenin kellesini uçurur.

Hain Vezire ne mi oldu ? O hâlâ sarayda. Yeni ihanet  planları yapıyor .

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Işık sönünce gölge büyür.” (Anadolu halk sözü) Öğretmenin değeri azaldıkça cehalet alanı genişler.
  2. “Tohum ekmeyen harman beklemez.” (Konya yöresi) Eğitime yatırım yapılmadan nitelikli nesil beklenemez.
  3. “Ustasız çırak eline iş almaz.” (Türk atasözü) Rehbersiz eğitim, bilgi aktarımını eksik bırakır.
  4. “Ocak sönünce ev soğur.” (Karadeniz halk sözü) Öğretmensiz okul, ruhunu kaybeder.
  5. “Kalemsiz el yol bulmaz.” (Kayseri yöresi) Eğitim imkânı olmayan toplum yönünü kaybeder.
  6. “Çırak ustanın gölgesinde yetişir.” (Türkmen halk sözü) Karakter ve ahlak, insan temasında şekillenir.
  7. “Kök kurursa dal meyve vermez.” (Doğu Anadolu sözü) Öğretmenin itibarı düştüğünde toplumun geleceği zayıflar.
  8. “Bilgi ekin, cehalet ot olur.” (Türk–İslam irfan geleneği) Eğitim ihmali, toplumsal sorunları büyütür.
  9. “Eli kalem tutan eli silah tutmaz.” (Rumeli Türkleri sözü) Eğitim toplumsal huzurun en güçlü sigortasıdır.
  10. “İş bilmeyen alet suçlar.” (Türk atasözü) Sorunun kaynağı öğretmen değil sistemin planlama eksikliğidir.
  11. “Kılavuzsuz yol uzar.” (Sivas yöresi) Öğretmensiz öğrenme süreci yön kaybı doğurur.
  12. “Yaş ağacı budarsan gölge kalmaz.” (Tokat yöresi) Tecrübeli öğretmeni değersizleştirmek nesilleri etkiler.
  13. “Bir mum bin mum yakar.” (İslam hikmet geleneği) Bir öğretmenin etkisi kuşaklar boyunca sürer.
  14. “Suyun başı kurursa dere susar.” (Erzurum yöresi) Eğitim sisteminin merkezindeki aksaklıklar tüm ülkeye yayılır.
  15. “Boş sınıf ses vermez.” (Gaziantep yöresi) Öğretmen eksikliği yalnız bugünü değil yarını da sessizleştirir.
  16. “İnsan insandan öğrenir.” (Türk halk hikmeti) Teknoloji bilgi verebilir, fakat örnek olamaz.
  17. “Çocuk fidan gibidir.” (Anadolu geneli) Doğru bakım ve rehberlik olmadan sağlıklı büyüme olmaz.
  18. “Emek boşa giderse heves de söner.” (Van yöresi) Sürekli bekleyen genç öğretmenler zamanla meslek idealini kaybeder.
  19. “Göz göze öğrenilen ders kalıcıdır.” (İslam irfanı) Eğitim yalnız bilgi değil, gönül bağıdır.
  20. “Öğretmen giderse gelecek susar.” (Türk halk hikmeti) Eğitimin merkezinde insan vardır; onsuz toplum ilerleyemez.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

 5.Gül, Geç!

 5.Gül, Geç! Zamane insanı, hele hele zamane ergenleri, sanki dünyaya “acil koduyla” gönderilmiş gibi yaşıyor. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir