Kafaya Yazılan İhanet!
Bu topraklarda nice ihanetin hikâyesi yazıldı.
Kimi zaman küçük bir ihale, kimi zaman üç beş oy, bazen bir koltuk sevdası uğruna satıldı koskoca hayaller…
Kandırılanlar ise genellikle “ülkü”, “dava”, “vatan” gibi kutsal kelimelerle kandırılan masum çocuklardı. Akılsızlık ta ne kadar masum sayılırdı o da tartışılırdı elbet.
Birileri büyük ideallerin peşindeymiş gibi yaparken, aslında kendi küçük hesaplarının taşlarını döşüyordu. O taşların üzerinden yürüyenler hiç düşmedi; ama inananlar, o taşlara basarak uçuruma yuvarlandı.
Bu memleketin kaderi midir, bilemem; ama tarih boyunca hep aynı oyunu izledik.
Vatanseverlik nutukları atanlar, arkada ihale dosyası kapattı. Siperin önünde terleyen gariban, siperin gerisinde karar alanların isimlerini bile bilmedi. O gariban çocuğun alnına “kahraman” damgası vuruldu belki ama, çoğu zaman ya unutuldu ya da hain ilan edildi.
Tarih kitapları bu ihanetleri “strateji” ”savaş ” ”darbe” diye yazar. Oysa çoğu, küçük çıkarların büyük ahlaksızlıklarla paketlenmiş hâlidir.
Hainlik, çoğu zaman diplomatik bir gülümsemeyle sunulur. Bazen ”inançla”, ”dinle”, ‘ideolojilerle”, ”…izm” lerle ”..ist” lerle sunulur.
Masumiyet ise, hep mahcup bir suskunlukla gömülür. bilmiyordu, oyuna geldi (k) der geçilir.
Bazen sistem, dürüst olanı saf, uyanık olanı lider yapar. Köleye yazı yazanlar sultan olur; yazılan köle, çoğu zaman ya mezarlıkta yer bulur ya da ömür boyu suçlu yaşar.
Ve tarih…
Kimi zaman bir kitapta değil, doğrudan bir kafaya yazılır.
Bazen de kafadan yazılır….
Ama o kafalar, çoğu zaman ne yazıldığını okur, ne de ne yazıldığının farkına varır.
Velhasıl, bu coğrafyada hainlik yapacaksan ya çok zeki olacaksın…
Ya da çok saf!
Ama şimdi, bu trajikomik gerçeği biraz tebessümle anlatan bir fıkraya kulak verelim.
Zaman Odur ki
Vaktiyle iki ülke yan yana yaşarmış; ama komşulukları sadece haritada.
Gerçekte araları limon kabuğu gibiymiş: hem ekşi, hem sıkıntılı. Gerçi devletler arsı ilişkiler hep çıkar ilişkisidir. Onun için ajanlar, satanlar, satın alınanlar çok olur.
Bir gün, A ülkenin veziri içindeki hainliği artık taşıyamamış. Paranın, makamın, mevkiinin yapamadığı ne var ki! .Hain vezir vardır. Bu vezir olmayıp başka birisi de olabilir. Yıllarca yetiştirilmiş güven kazanmış her yerden bu vezir.
Tarihimiz, ingiliz misyoner ajanının yıllarca KABE imamlığı yaptığına şahit. Bu hain vezir, düşman B ülkesine gizlice bilgi sızdırmak istiyor ama dönem malum; ne e-posta var, ne WhatsApp! ne x….
Güvercin gönderse havada vurulacak, adam gönderse yolda soyulacak.
Ayrıca yakalanırsa kelle gider, öyle böyle değil yani…
Öyle korkmuş ki karıncalara bile fısıldamıyor.
Ama hainlikte zekâ, zekâda fırsat gizli…
Vezirin kafasında bir ışık yanıyor, içinden “Evraka! Evraka” diye bağırıyor ama dışına ses çıkmıyor.
Hemen sarayın zindanına iniyor.
Oradaki en sessiz, en gariban, en unutulmuş ve vatanını en fazla seven köleyi çağırıyor.
Diyor ki:
“Evladım… Bu vatana bir kerecik hizmet edeceksin. Hem de başınla!”
Köle bir umutlanıyor, gözleri parlıyor:
“Başım gözüm üstüne. Vatan sağ olsun!” diyor.
Ama vezir işin gerçek yüzünü anlatıyor:
“Senin kafayı kazıyacağız, sonra üzerine bir not yazacağız. Sonra saçların uzasın diye seni aylarca zindanda tutacağız. Saçlar uzayınca da seni düşman ülkeye göndereceğiz. Orada saçını kazıtır, mesajı okutursun. Haa, bu arada altın da var, af ta . Allah rızası da var elbette . Yeter ki sorumluluğunun bilincinde ol.
Köle mecbur kabul ediyor. Aylarca sürecek özgürlük ve zenginlik hayaline dalar.
Vezir, hain planını minik harflerle kölenin kazınmış kafasına yazdırıyor:
“Filanca tarihte, falanca saatte kale kapısı açılacak. Askerleriniz şu tepeden girsin…. Surada şu var burada bu var……”
Köle tekrar zindana atılıyor.
Aylar geçiyor. Saçlar Rapunzel misali uzuyor, not saçlardan dolay görünmüyor.
Bir gün , Vezir saraydan sesleniyor:
“Hadi yolun açık olsun evladım!” Yolun d Bahtın da açık olsun….
Köle yollara düşüyor. Sınırdan geçerken yakalanıyor. kılıçla başı uçurulacakken bağırıyor:
“Duruun. Yapmayıın.. Saçımı kazıyın ve beni doğrudan sultanınıza götürün! Vatanınız adına!”
Düşman askerler şaşkın… Ama emir büyük yerden.
Kazıyorlar kölenin saçını ve bingo! Altta mektup.
Hemen sultana götürüyorlar.
Sultan, kölenin kafasına bakıyor ve yazıyı okuyor:
“Kale kapısı falanca gece açılacak. Askerleriniz filanca tepeden girsin…şurada şu burada bu var…”
Ama en altta başka bir not vardır. Küçücük, incecik, sinsice yazılmıştır:
“Bu yazıları okuduktan sonra mektubu….yırtıp atınız.”
Sultan bakar bakar…Gülümser. Sonra der ki:
“Kimi mesaj kâğıtta okunur…Kimi kafa kâğıt gibi kullanılır.”
Ve kölenin kellesini uçurur.
Hain Vezire ne mi oldu ? O hâlâ sarayda. Yeni ihanet planları yapıyor .
Fıkradan Anladıklarımız
- Hainlik, çoğu zaman zekâyla değil, vicdansızlıkla beslenir. Vezirin zekâsı değil, ahlaksızlığı ön planda.
- Mazlumlar genellikle planların taşıyıcısı, ama kurbanı olur. Köle, hiçbir çıkarı olmadan planın merkezine konur.
- Bir sistemde en sessiz olan, en kolay harcanandır. Unutulmuş kölenin seçilmesi rastlantı değildir.
- İletişim araçları değişse de ihanetin yolu her çağda bulunur. Ne e-posta, ne güvercin; ama hainin aklı hep çalışır.
- Sözde vatan sevgisiyle başlayan işler, çoğu zaman kişisel çıkarla biter. Vezir kendi canını kurtarmak için vatanı satar.
- Kimi görevler başla yapılır, ama başla ödenir. Köle “başınla hizmet edeceksin” sözüne mecazen değil, bedenen katlanır.
- Zulüm, bazen görev diye sunulur. Köleye “görev” adı altında işkence yapılır.
- Güçlü olan plan yapar, zayıf olan bedel öder. Vezir çizimi yapar, köle hayatını verir.
- Kimi mesajlar okunur, kimi hayatlara kazınır. Mektup kelimelerle değil, insanın tenine kazınmıştır.
- Toplumlarda bilgi sahibi olan değil, bilgi taşıyan harcanır. Bilgiyi taşıyan köledir, ama asıl bedeli o öder.
- Kurnazlık geçici zaferler getirir; ama daima vicdan kaybettirir. Vezir kazandı belki, ama insanlığını kaybetti.
- Sadakat çoğu zaman karşılıksızdır, ihanetse hep ödüllendirilir. Köle sadık kalır, öldürülür. Vezir hain olur, yaşar.
- Devletler arası meselelerde birey sadece piyon olabilir. Savaş ve istihbaratta insan, sadece bir araçtır.
- Bir mesaj ne kadar zekice gizlenirse gizlensin, onun bedeli masuma kesilir. Köle mektubu bilmeden taşısa da, sonu ölümdür.
- Toplumlar, sadakati değil, kurnazlığı ödüllendirdikçe çürür. Vezirin kalması, sistemin çürümüşlüğüdür.
- Hainliğin kâğıda ihtiyacı yoktur; bir kafanın içi yeterlidir. Mektup artık dışta değil, içte yazılıdır. ( önyargılar…)
- Bazen en tehlikeli bilgi, taşıyanın kendisidir. Bilgi okunmuş olabilir ama taşıyıcısı yaşarsa tehdit devam eder.
Metin KOCA
