Posta Kutusundan Çıkan Karadeniz!

“Posta Kutusundan Çıkan Karadeniz!”

İkinci Dünya Savaşı ( 1 Eylül 1939 – 2 Eylül 1945) , birçok ülke için yıkımın, acının ve çaresizliğin diğer adıydı.

Türkiye, savaşın resmî bir tarafı olmamış olsa da, “her an olur” korkusuyla yıllarca teyakkuzda kaldı.

Erkek nüfus silah altında, köyler kadın, yaşlı ve çocukların emeğiyle ayakta kalmaya çalışıyordu. Bu dönemde, uzaklar çok uzak, haber almaksa neredeyse mucizeydi. Ama mucizeler de vardı: Bir kalem, bir kâğıt, bir çift yürek. Bu bir mektuptur anlayacağın…

Gurbetle sılaya atılan en sağlam köprüydü mektuplar. Özlemle yazılır, gözyaşıyla okunur, kahkahayla saklanırdı. Hele Karadenizliler için! Mizah, onlar için bir savunma refleksi gibiydi. Hayat ne kadar ciddileşirse, Karadenizli o kadar “şaka yapardı”. Çünkü bazen gerçekleri ancak kahkaha sarar, hüzün ise ancak gülerek sindirilirdi.

Mizah; bazen sadece bir eğlence unsuru değil, bir başa çıkma yöntemidir. Mizahın ardına saklanmış korkular, umutlar, aile bağları ve toplumsal gerçekler, aşağıdaki mektupta kendini  hissettiriyor.

Aile içi iletişimsizlik, eğitim sistemi, seçimlerdeki gariplikler, kırsal yaşamın getirdiği yaratıcı zekâ, hatta evlilik ve boşanma gibi kırılgan konular bile kahkaha eşliğinde ama zekice dokundurulur fıkralarda… Bu yüzden aşağıdaki  bu mektup/fıkra sadece bir Karadeniz şakası değil, taşra mizahının içinden yükselen sosyolojik bir haykırıştır. Çünkü Karadeniz insanı bilir: “Hayat ciddi bir iştir. Ama ciddiye alırsan katlanılmaz olur.”

Karadenizli bir annenin, oğlu Temel’e yazdığı mektup, bu dönemin ruhunu en iyi yansıtan örneklerden biridir. Mektupta, aile bireylerinin günlük yaşamları, köydeki olaylar ve Temel’e duyulan özlem mizahi bir dille aktarılmıştır.

Annenin yazdığı mektup, sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda o dönemin sosyal yapısını, aile içi ilişkileri ve halkın mizah anlayışını da gözler önüne sermektedir.

Zaman odur ki

Tabur komutanı, alanı gezerken uzaktan askerlerin motivasyonunu kontrol ediyordu aslında.

İlginç bir durumla karşılaştı…

Bir kişi bir mektup okuyor ama kulakları tıkalı. Yanındaki çok dikkatli onu dinliyordu.

Yaklaştı ve yakından sordu:

  • Napıyorsunuz burada?

Ayağa fırladılar, esas duruşa geçip tekmil verdiler, durumlarını açıkladılar:

  • Komutanım ! Anamdan mektup geldi. Arkadaşım Ali’ye onu okutuyorum.
  • Neden kulakları kapalı?
  • Okuduklarını anlamasın ve düşünmesin diye Komutanım. Çünkü yanlışların çoğunu kulağımızla duyuyoruz. Ailemden gelen özel mektup. Ali okusun ama anlamasın…

Bu durum komutana hayli ilginç geldi. Oturdu ve mektubu birlikte okuyorlardı.

‘’ Sevgili Oğlum Temel;

Mektubunda hal hatır soruyorsun. Yazmam olmadığı için, mektup yazdırmak için şehere indim. Bunu Akubat yazıcısına yazdırıyorum. Ben anlattım o da yazdı. Yazması karşılığında bir horoz, beş adet de yumurta verdim.

….

Kardeşin İlyas akıllı çocuk biliyorsun. Geçen gün potin almış. Potin ayağını sıkınca, ayakkabıcı bir hafta ayağını sıkar ama ikinci hafta açılır rahat edersin demiş. O da potinleri yastığının oraya koydu, ikinci haftanın gelmesini bekliyor. Sen de küçükken, bayramlık lastik ayakkabılarını yatağında saklardın. Aklıma geldi dygulandım.

Bu kardeşin, aynı zamanda afacan mı afacan, zeki mi zeki. Çok ta yardımsever. Allah bozmasın. Okul sezonu karnesini arkadaşına ödünç vermiş. Nerde karnen dedim. Anne:

  • Arkadaşım ailesini korkutacakmış, ona ödünç verdim dedi.

Ne kadar memnun oldum anlatamam sana. Geçen gün Üsin Emminin elma ağacına çıkmış. Üsin Emmi onu orada yakalayınca, Napıyorsun deyince :

  • Korkudan, elmalar yere düşmüştü, onları geri yapıştırıyorum Emmi! demiş.

Üsin Emmin, yerdeki elmaları görünce üzülmüş, çocuğun da iyi niyetini görünce,  ona yardım etmek için o da ağaca çıkmasın mı? İşte olanlar orada olmuş. Usin Emmin ağaçtan düşünce dayın doktor olan İdris’ götürdüler acil olarak. Amaliyat çok uzun sürdü. Çok korktuk.

Çok şükür amaliyat güzel geçti dedi doktor olan İdris dayın. Emmin uyanınca ona dedi ki:

  • Emmi geçmiş olsun. Başarılı bir amaliyat yaptık. ama iki sorun oldu. Birisi kotü, diğeri iyi. Hangisini önce söyleyeyim deyince, Emmin önce kötü haberi istedi. Dayın da anlattı:
  • İki bacağını da yanlışlıkla kestik. İyi haber ise tek bacağın tuttu. Öbürü olmadı. Tek bacaklı olacaksın. Maçlarda kaleye geçer çok gol atarız sana. Zaten bizim takım gol yemekten usanmıyor. Empati yapmış olursun deyince hep beraber çok güldük. Allahım bizleri gülmeden ayırmasın.

Canım Oğlum Temel!

Küçük kardeşin Dursun’u hiç sorma. Tutturdu ille de meteoroloji uzmanı olacağım diye. Kırmadık uşağı. Hangi mesleği seviyorsa olsun. Memlekete alanında uzman insanlar lazım değil mi? Dursun köyümüzdeki hava durumunu her gün söylüyor. Ona göre köy işlerimizi yapıyoruz. Çatıya bir ip asmış. İp sallanınca rüzgarın olduğunu, hatta rüzgarın yönünü bile söylüyor. İp ıslandığı zaman da yağmur olduğunu söylüyor. Bu projeyi öğretmeni de görünce çok beğendi. Ama dışarıdayken nasıl yağmur olup olmadığını anlarız deyince,  bayağı düşünmüş Ama çözümünü de bulmuş; şemsiyeyi deler üstümüzden yağmur gelirse yağmur olduğunu anlarız demiş. Öğretmeni çok beğenmiş fikirlerini. Memlekete böyle adam lazım diye Angara’ya tavsiye etmiş. Belki genel müdür yapılır ileride diye. Çok sevindik ailece bu duruma. Yine bir gün öğretmen sınıfta sormuş:

  • Amerikanın saati ülkemizden neden geridedir diye, yine bu kardeşin:
  • Öğretmenim! Amerika geç bulunduğu için saati bizden hep geride olur demiş. Çok memnun kalmış öğretmenleri bu tespiti için. Başarı ödülü verdiler kardeşine. Okulda öyle bir tören yaptılar ki sorma. Çok güzeldi.

Oğlum!

Şakir Abin şeherden evlendi biliyon. Çok güzel bir düğün yapıldı. Şehirli avrat smokin almış, illede bunun giyecen diye. Nikah salonuna girince duvarda ‘No smoking’ yazıyormuş. O da elbiseyi çıkarmış. Gastelere çıktı. Anlayacağın artık ünlü bir aileyiz. Herkes bizi tanıyor çok şükür.

Bu arada Amcan Cevat da eltimin kocası Davut ile bir harf yüzünde kanlı bıçaklı oldular. Biliyon Davut avrupada çalışıyordu. Gelince ‘’Naber Kavat’’ demiş. Amcan da nasıl bana kavat dersin diye başlamışlar kavgaya. Çok şükür okumuş insanlar araya girdiler. Avrupada meğer ‘C’ ler ‘K’ diye okunuyormuş. ‘’Camel’’ sigarasına onun için ‘’kamel’’ diyorlarmış. Büyük bir yanlışlık böylece düzeldi de Davut ile Kavat çok iyi oldular. Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor artık. Artık ona köyde ‘’Entel Kavat’’ diyoruz. Oda bunu çok sevdi. Kart bastırıp etrafa dağıttı. ‘’Entel Kavat olarak bilin beni’’ deyip duruyor.

Bu Entel Kavat, ile hanımı geçen gün oyun oynamışlar evde. Domates fırlatmaca oyunu. Millet yemeye bulamıyor, bunlar oyununu oynuyorlar. Cok ta eğlenmişler. Acil ambulansı geldi. Entel Kavat’ı hastaneye götürdüler. Başında on sekiz dikiş var. ‘’Ne oldu ?’’ dediklerinde eşimle domates atmaca oynuyorduk. Sepetteki domatesler bitince, eşi de,  oyun devam etsin diye konserve domatesi atmış başına. Tabi şişe başta kırılınca, böyle sonuç ortaya çıkmış. Allah böyle neşeli kadın versin oğlum sana da.

Amcanın oğlu Sülüman bir ünlü oldu ki sorma. Biliyon yıllardır istanbulda çalışıyor. Mektubu geldi geçenlerde. Ana 15 yılda bilgisayarda yazı yazmayı öğrendim. Bu on beş yılda istanbul’da tanımadığım yer kalmadı. Her ay başka yerlerde eğitim aldım. Az kaldı. 10 yıl içinde de tabela yapmayı öğrenip köyümüze reklam tabelası yapmak için dükkan açacam demiş. Bütün köylerin ahır ve ev isimlerini ben yazacam diyor. Hepimizn 10yılın geçmesini sabırsızlıkla bekliyoruz.

Canım Yavrum,

Evimizin adresi değişti. Onun için adres yazmıyorum mektuba. Halanlar geçenlerde ajanstan bir haber dinlemişler. İnsanlar evlerine yakın yerlerde ölüyor diye…Bizde evi değiştirdik. 3 dolmuş değiştirip öyle eve gidiyoruz. Zor oluyor ama ölüm korkusu azaldı şükür. Biz önlemimizi alalım da takdir Allah’ın elbette.

Baban bu arada muhtar oldu. Çok seviliyor. İlle de sen muhtar ol diye çok uğraştılar. Birkaç tarla sattı. Evdeki iki öküzü, 30 keçi ve 25 koyunu da seçim çalışması için  sattı. Muhtarlık seçimine girdi sonuçta. Seçim masraflı iş. Yemeden yedirmeden olmuyor artık hiçbir şey. Zaman bu hale gelmiş. Seçimde  487 oy kullanılmış. 486 oy geçersiz olunca muhtar oldu çok şükür. Köylü diyor. İleride seni belediye başkanı yapalım. ‘’Hatta mebus yapalım bizi temsil et’’ diye. Önce kabul etmedi ama şuan seçimleri bekliyoruz. İnşallah o günleri de görürüz.

Biliyorsun buralara turist çok geliyor. Ormanlardan bitki böcek topluyorlar. Ne yapacaklarsa yapsınlar. Bize para gelsin de isterse köyümüzü götürsünler. Bunlar köyden geçerken bir tavuğu ezmişler.  Babanı buldular muhtar olduğu için. Özür dilemişler. Tavuğun parasını verecekler. Baban eline tavuğu alıyor. Evirip çeviriyor. Sonunda, Turistlere, bu tavuk bizim köyün tavuğu değil deyince onlar da şaşırıyor. ‘’Nasıl anladınız’’ deyince, bizim köyün tavukları oval veya yuvarlak olur. Bu tavuk yassı olmuş. Bizim burada böyle tavuk yok deyince onlarda çok şaşırıp babanın aklına hayran kalmışlar fotoğrafını çekip gitmişler.

Evladım!

Çok uzun mektup oldu biliyorum. Kalemin boyası bitti diyor Akubatın yazıcısı. Burada mektubumu kesiyorum. Sana mektupla para gönderecektim. Ancak mektubu kapattığım için gönderemiyorum.

Sen bizi merak etme. Biz iyiyiz. Farklı havadis olursa yazdırırım yine.

Not:

Tarlaya ektiğin tohumlar çürük çıktı. Komutanından izin alabilirsen bir ara gel. Yoksa evlatsız kalırsın.

 

Fıkradan Anladıklarımız

  1. Seçim süreçleri, taşrada mizahi bir şekilde eleştirilerek, yozlaşmayı  farklı şekilde anlatır.

  2. Oy sayısı ile sonuç arasındaki çelişki, demokratik temsilin sorgulanmasını doğurur.

  3. Köy halkı, sınırlı imkânlarla da olsa sosyal statü için mücadele eder.

  4. Toplumda yerleşik roller, mizahla hem korunur hem de eleştirilir.

  5. Kırsal yaşamda bireyler, aile ve köy birliğiyle kimlik kazanır.

  6. Toplumsal ilişkilerde şiddet, bazen eğlence kılıfıyla normalleştirilebilir.

  7. Eğitim eksikliği, bilgiye mizah yoluyla alternatif açıklamalar getirilmesine neden olur.

  8. Taşrada okul başarıları bile, hayat bilgisi ile ölçülür.

  9. Mizah, bastırılmış duyguların ve travmaların ifadesinde güvenli bir çıkış yoludur.

  10. Aile özlemi, uzun mektuplarda ironik duygularla harmanlanır.

  11. Bireylerin hayalleri ile olanakları arasındaki uçurum, gülünç hedeflerle görünür olur.

  12. Köylü zekâsı, her koşulda çözüm üretmeye odaklıdır.

  13. Teknolojiye geç adapte olmak, taşrada başarı ölçütü haline gelir.

  14. Doğa olaylarını anlama çabası, ilkel ama yaratıcı teknolojik fikirler doğurur.

  15. Mizah, acının ve yokluğun en güçlü maskesidir.

  16. Dil oyunları, yerel mizahın temel yapı taşlarındandır.

  17. Batı’dan gelen kavramlar, yerel algıyla yeniden şekillenir.

  18. Kültürel çatışmalar, komediye zemin oluşturur.

  19. Karadeniz ailesi, mizahı birleştirici bir bağ olarak kullanır.

  20. Her birey, ailede kendine özgü bir mizah karakteriyle temsil edilir.

  21. Mektup, hem bilgi taşıyan hem de duygu barındıran çok yönlü bir iletişim aracıdır.

  22. İletişim araçlarının kıtlığı, mizahi anlatımı güçlendirmiştir.

  23. Seçim kazanmak için tüm varlığını harcamak, taşra siyasetinin ironik yanıdır.

  24. Geçim sıkıntısı içindeki aile, mizah sayesinde ekonomik dertlerini geçiştirir.

  25. Hayatın zorluğu, mizahın diliyle daha katlanılır hale gelir.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir