Pisliğe Batmış Seçkinler Kulübü

 

Pisliğe Batmış Seçkinler Kulübü

İnsan, garip bir çelişkinin varlığıdır.

Hem anlam arar varlığında ve varlıklarda, hem de çoğu zaman görünüşün peşinden gider.

Kendini haklı görmekte usta, eleştiriye kapalı, hatasını kabullenmekte ise epeyce zorlanır.

Hele bir de azıcık konuşma yeteneği varsa, bilgiyle donanmış olmaya hiç gerek kalmaz. Laf cambazlığıyla her ortama yön vermeye çalışır. Sadece birey düzeyinde değil, toplumsal olarak da bu tutumun içine düşer / düşeriz.

Her şeyin uzmanı ( azmanı )  gibi davrananlar, hiçbir şeyin sorumluluğunu almazlar. Bolca konuşur, eleştirir, ahkâm keser; ama iş üretmeye gelince ortadan kaybolurlar.

Ne yazık ki, bu tipler yalnızca hayatın arka planında değil; toplumun ön saflarında, mikrofonların başında, toplantı masalarının ucunda, bazen de sosyal medyada birer “kahraman” gibi sunulur.

Onları dinledikçe gerçeğe değil, iyi anlatılmış bir hikâyeye inanırız. Çünkü insan, umut veren yalanlara, acıtan doğrulardan daha çok ilgi gösterir.

Duygularımızı okşayan sözler, aklımıza hitap eden gerçeklerden daha caziptir. Bu nedenle manipülasyon, günümüzde zekâ değil; neredeyse bir meslek dalı haline gelmiştir.

Eğitim ise tam bu noktada devreye girmelidir. Gerçek eğitim, sadece bilgi vermek değil; bireyin değer yargılarını, etik duruşunu, eleştirel bakışını geliştirmelidir.

Aksi hâlde, sadece daha donanımlı kurnazlar yetiştiririz. Bilgisini çıkar için kullanan, görünüşüyle değer kazandığını zanneden, hakkı eğip bükerek konuşan ama her zaman “ben haklıyım” diyen bir tipoloji oluşur.

Ne yazık ki bu tipler, gücün yanında durduklarında “zeki”, karşısında olduklarında “haddini bilmeyen” ilan edilir.

Birey kendini sürekli akıllı, güçlü ve haklı görmeye şartlanırsa, yanlış içinde bile kuyruğunu dik tutar. Oysa bazen o dik duran kuyruk, insanın sadece gururla sakladığı pisliğini ele verir.

Kendini kandırmak, kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede gerçekle yüzleşmeyi zorlaştırır. Zira kirli olan sadece dış değil, niyet ve ruh olduğunda, hiçbir savunma inandırıcı olmaz.

Kendi pisliğini başkasının iyiliği gibi gösteren insanlar, sahte dostluklarla kurtulduklarını zannederler. Ama her oyunun bir finali, her maskenin bir düşüş anı vardır.

Siyasetten günlük hayata, ilişkilerden kariyer yolculuğuna kadar birçok alanda bu durumu gözlemleyebiliriz.

Çoğu zaman bizi korur görünenlerin gerçek amacı, bizi kullanmaktır. Yardım adı altında yapılan eylemler, aslında bizi susturmak ya da yönlendirmek için uygulanan stratejilerdir.

Her tebessüm güven vermez.

Her destek dostluk değildir.

Bu yüzden sorgulayan, düşünen, bütünsel bakan bireyler olmalıyız. Çünkü bazen en büyük kandırmaca, pisliğin içinde gizlenmiş bir dik kuyruktur.

İşte böyle zamanlarda mesele; kuyruk dik mi değil mi değil, altı temiz mi, değil mi sorusudur.

Ve unutulmamalıdır ki: Gerçek temizlik, saklanmakta değil, yüzleşmekte başlar.

Zaman odur ki

Ormanın bir köşesinde, kendini her şeyin uzmanı sanan ukala bir fare yaşarmış. Hangi hayvan ne konuşsa, fare mutlaka araya girer, “Bunu yanlış yapıyorsun!” diye ders verirmiş.

Hamsi yoğurtlu mu yenir tartışmasından tut, leyleğin göç rotasına kadar her konuda fikri varmış!

Artık ormanın siniri bozulmuş, geyikler yoga yapamaz olmuş, aslan sinirden veganlığa göz kırpar hale gelmiş.

Hayvanlar demiş ki:

“Yeter bu fareden çektiklerimiz! Hem karışıyor hem de hiçbir işe yaramıyor.”

Toplanmışlar, oylama yapmışlar.

Kim bu fareyi yakalayacak?” diye sormuşlar.

Tüm parmaklar bir kediye kalkmış.

Kedi, “Ben onu yakalarım ama bana iki hafta lazııım” demiş, sesi de inceymiş biraz.

Kedi görevi almış, farenin peşine düşmüş. Ama fare öyle kolay lokma değilmiş.

Bir bakmışsın ağaçta yoga yapıyor, bir bakmışsın bakkaldan çikolata alıyor, sonra tavşana hayat koçluğu veriyor, ayrı bir yerde aile danışmanlığı yapıyor, arkasında tv programlarında boy gösteriyor…!

Aylar geçmiş. Kedi kovalıyor, fare kaçıyor. Sokak, dağ, tepe, Tinder profili, TV’ler, YouTube kanalı… Her yerdeler!

Sonunda fare, bir ovada köşeye sıkışmış. Gözleri dönmüş. “Yandım!” demiş.

Tam da orada, sakin sakin otlayan bir inek görmüş.

Fare hızla koşmuş ineğe:

“Beni sakla! Sana sınırsız mısır, Kurbandan ve kasaptan kesilmeme garantisi, Netflix üyeliği, karbonsuz gaz çıkarma sertifikası, her şey var!”

İnek biraz sazanmış.

Tamam,” demiş.

“Geç arkama, kuyruğumu da oynatmam söz!”

Fare ineğin arkasına geçmiş.

İnek de bir gayretle kocaman bir Pislik ( tezek )  bırakmış farenin üzerine.

Mis gibi (!).

Kedi gelmiş, sağa sola bakmış. Fare yok. Ama bir şey dikkatini çekmiş:

O tezeğin ortasında dik duran incecik bir kuyruk!

Kedi öyle bir kahkaha atmış ki ormanın yankı sistemi çökmüş.

Gülmekten yerlere yatmış, sonra bayılmış. Ayılınca, kuyruğu tutmuş, fareyi pisliğin içinden çıkarmış, şöyle bir silkelerken mırıldanmış:

“O kadar pisliğe batmışsın, hâlâ kuyruğun dik! Bravo sana, egona sağlık!”

 

Fıkradan Anladıklarımız

  1. Toplumda zararlı bireyleri sadece izlemek yetmez, bilinçli bir topluluk tepkisi gerekir.
  2. Her sesini yükselten lider değildir, bazıları sadece kendi menfaati için konuşur.
  3. Toplumsal yozlaşma, çoğu zaman pasif iyilerin sessizliğinden beslenir.
  4. Destek gibi görünen eylemler, aslında manipülasyon olabilir. İyiliklerin niyeti sorgulanmalıdır.
  5. İnsanlar kandırılmaya hazırdır; yeter ki umut vadeden bir hikâyeye ihtiyaçları olsun.
  6. İyi sunulmuş bir yalan, acı bir gerçekten daha çok kabul görür.
  7. Egoya yenik düşen birey, kendi hatalarını asla görmez.
  8. Zorluk karşısında sahte bir özgüven, daha büyük düşüşleri getirir.
  9. Eğitim yalnızca bilgi değil; ahlak, sorumluluk ve sorgulama becerisi kazandırmalıdır.
  10. Bilgili ama erdemsiz bir birey, topluma en çok zarar veren kişilik tipidir.
  11. Eleştirel düşünce eğitimin merkezinde olmalı, manipülasyonlara karşı birey donanımlı olmalıdır.
  12. Eğitimin amacı bireyi yalnızca güçlü kılmak değil, aynı zamanda doğru olanı yapmaya yönlendirmektir.
  13. Siyasi figürlerin vaatleri gerçeklikten çok duyguya hitap eder; bu da seçmenleri kolay kandırır.
  14. Her popüler söylem halkın yararına değildir, bazısı sadece güç korumaya yöneliktir.
  15. Görünürdeki iyiler, sistemin devamını sağlayan manipülatörler olabilir.
  16. Siyasette kimin yanında durduğunu değil, neden durduğunu anlamak önemlidir.
  17. Kendini geliştirmek isteyen birey, önce kendi zaaflarını tanımalıdır.
  18. Gerçek cesaret, hatalarını kabul edip değişme iradesi gösterebilmektir.
  19. Kısa vadeli kurtuluşlar uzun vadeli kayıplara yol açar.
  20. Zor durumda olduğunu kabullenmek, çözümün ilk adımıdır.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir