101.Pisliğe Batmış Seçkinler Kulübü

 

101.Pisliğe Batmış Seçkinler Kulübü

İnsan, garip bir çelişkinin varlığıdır.

Hem anlam arar varlığında ve varlıklarda, hem de çoğu zaman görünüşün peşinden gider.

Kendini haklı görmekte usta, eleştiriye kapalı, hatasını kabullenmekte ise epeyce zorlanır.

Hele bir de azıcık konuşma yeteneği varsa, bilgiyle donanmış olmaya hiç gerek kalmaz. Laf cambazlığıyla her ortama yön vermeye çalışır. Sadece birey düzeyinde değil, toplumsal olarak da bu tutumun içine düşer / düşeriz.

Her şeyin uzmanı ( azmanı )  gibi davrananlar, hiçbir şeyin sorumluluğunu almazlar. Bolca konuşur, eleştirir, ahkâm keser; ama iş üretmeye gelince ortadan kaybolurlar.

Ne yazık ki, bu tipler yalnızca hayatın arka planında değil; toplumun ön saflarında, mikrofonların başında, toplantı masalarının ucunda, bazen de sosyal medyada birer “kahraman” gibi sunulur.

Onları dinledikçe gerçeğe değil, iyi anlatılmış bir hikâyeye inanırız. Çünkü insan, umut veren yalanlara, acıtan doğrulardan daha çok ilgi gösterir.

Duygularımızı okşayan sözler, aklımıza hitap eden gerçeklerden daha caziptir. Bu nedenle manipülasyon, günümüzde zekâ değil; neredeyse bir meslek dalı haline gelmiştir.

Eğitim ise tam bu noktada devreye girmelidir. Gerçek eğitim, sadece bilgi vermek değil; bireyin değer yargılarını, etik duruşunu, eleştirel bakışını geliştirmelidir.

Aksi hâlde, sadece daha donanımlı kurnazlar yetiştiririz. Bilgisini çıkar için kullanan, görünüşüyle değer kazandığını zanneden, hakkı eğip bükerek konuşan ama her zaman “ben haklıyım” diyen bir tipoloji oluşur.

Ne yazık ki bu tipler, gücün yanında durduklarında “zeki”, karşısında olduklarında “haddini bilmeyen” ilan edilir.

Birey kendini sürekli akıllı, güçlü ve haklı görmeye şartlanırsa, yanlış içinde bile kuyruğunu dik tutar. Oysa bazen o dik duran kuyruk, insanın sadece gururla sakladığı pisliğini ele verir.

Kendini kandırmak, kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede gerçekle yüzleşmeyi zorlaştırır. Zira kirli olan sadece dış değil, niyet ve ruh olduğunda, hiçbir savunma inandırıcı olmaz.

Kendi pisliğini başkasının iyiliği gibi gösteren insanlar, sahte dostluklarla kurtulduklarını zannederler. Ama her oyunun bir finali, her maskenin bir düşüş anı vardır.

Siyasetten günlük hayata, ilişkilerden kariyer yolculuğuna kadar birçok alanda bu durumu gözlemleyebiliriz.

Çoğu zaman bizi korur görünenlerin gerçek amacı, bizi kullanmaktır. Yardım adı altında yapılan eylemler, aslında bizi susturmak ya da yönlendirmek için uygulanan stratejilerdir.

Her tebessüm güven vermez.

Her destek dostluk değildir.

Bu yüzden sorgulayan, düşünen, bütünsel bakan bireyler olmalıyız. Çünkü bazen en büyük kandırmaca, pisliğin içinde gizlenmiş bir dik kuyruktur.

İşte böyle zamanlarda mesele; kuyruk dik mi değil mi değil, altı temiz mi, değil mi sorusudur.

Ve unutulmamalıdır ki: Gerçek temizlik, saklanmakta değil, yüzleşmekte başlar.

Zaman odur ki

Ormanın bir köşesinde, kendini her şeyin uzmanı sanan ukala bir fare yaşarmış. Hangi hayvan ne konuşsa, fare mutlaka araya girer, “Bunu yanlış yapıyorsun!” diye ders verirmiş.

Hamsi yoğurtlu mu yenir tartışmasından tut, leyleğin göç rotasına kadar her konuda fikri varmış!

Artık ormanın siniri bozulmuş, geyikler yoga yapamaz olmuş, aslan sinirden veganlığa göz kırpar hale gelmiş.

Hayvanlar demiş ki:

“Yeter bu fareden çektiklerimiz! Hem karışıyor hem de hiçbir işe yaramıyor.”

Toplanmışlar, oylama yapmışlar.

Kim bu fareyi yakalayacak?” diye sormuşlar.

Tüm parmaklar bir kediye kalkmış.

Kedi, “Ben onu yakalarım ama bana iki hafta lazııım” demiş, sesi de inceymiş biraz.

Kedi görevi almış, farenin peşine düşmüş. Ama fare öyle kolay lokma değilmiş.

Bir bakmışsın ağaçta yoga yapıyor, bir bakmışsın bakkaldan çikolata alıyor, sonra tavşana hayat koçluğu veriyor, ayrı bir yerde aile danışmanlığı yapıyor, arkasında tv programlarında boy gösteriyor…!

Aylar geçmiş. Kedi kovalıyor, fare kaçıyor. Sokak, dağ, tepe, Tinder profili, TV’ler, YouTube kanalı… Her yerdeler!

Sonunda fare, bir ovada köşeye sıkışmış. Gözleri dönmüş. “Yandım!” demiş.

Tam da orada, sakin sakin otlayan bir inek görmüş.

Fare hızla koşmuş ineğe:

“Beni sakla! Sana sınırsız mısır, Kurbandan ve kasaptan kesilmeme garantisi, Netflix üyeliği, karbonsuz gaz çıkarma sertifikası, her şey var!”

İnek biraz sazanmış.

Tamam,” demiş.

“Geç arkama, kuyruğumu da oynatmam söz!”

Fare ineğin arkasına geçmiş.

İnek de bir gayretle kocaman bir Pislik ( tezek )  bırakmış farenin üzerine.

Mis gibi (!).

Kedi gelmiş, sağa sola bakmış. Fare yok. Ama bir şey dikkatini çekmiş:

O tezeğin ortasında dik duran incecik bir kuyruk!

Kedi öyle bir kahkaha atmış ki ormanın yankı sistemi çökmüş.

Gülmekten yerlere yatmış, sonra bayılmış. Ayılınca, kuyruğu tutmuş, fareyi pisliğin içinden çıkarmış, şöyle bir silkelerken mırıldanmış:

“O kadar pisliğe batmışsın, hâlâ kuyruğun dik! Bravo sana, egona sağlık!”

 

Fıkradan Anladıklarımız

1. “Çalı dibinde gezen keçinin ayağına diken batar.” (Yozgat yöresi atasözü) Kötü çevrede uzun süre kalan kişi sonunda o ortamın zararını mutlaka görür.

2. “Duman olmayan yerden is çıkmaz.” (Anadolu atasözü) Sürekli tekrar eden söylentilerin arkasında çoğu zaman bir gerçek payı bulunur.

3. “Kör kazma ile su çıkmaz.” (Sivas yöresi atasözü) Yanlış yöntemlerle doğru sonuca ulaşmak mümkün değildir.

4. “Kokmuş maya hamur tutmaz.” (İç Anadolu halk sözü) Temeli bozuk niyetlerden sağlam ilişkiler ve sistemler doğmaz.

5. “Çürük tahta köprü tutmaz.” (Doğu Anadolu atasözü) Güven vermeyen kişiler üzerine kurulan düzen uzun sürmez.

6. “Sinsinin külü çok olur.” (Karadeniz yöresi atasözü) Sessiz görünen gizli hesaplar zamanla daha büyük zararlar doğurur.

7. “Kara niyet ak yüze sığmaz.” (Türk dünyası atasözü) İç dünyası bozuk olan kişinin gerçek yüzü er ya da geç görünür.

8. “Saksağan çok ötünce yağmur gecikir.” (Rumeli Türkleri atasözü) Çok konuşanların sözü çoğu zaman iş üretmez.

9. “Yamuk çivi duvarda durmaz.” (Anadolu atasözü) Karakteri bozuk kişi bulunduğu yerde huzur ve düzen sağlayamaz.

10. “Köpük suyun derinliğini göstermez.” (Türkmen atasözü) Dış görünüş ve gösteriş gerçek değerin ölçüsü değildir.

11. “Karganın gözü çöplükte olur.” (Doğu Karadeniz atasözü) Kötü niyetli insanlar her yerde kendi çıkarını arar.

12. “Boz bulanık suda balık avlanır.” (Anadolu atasözü) Karmaşa ve belirsizlik, fırsatçıların en sevdiği ortamdır.

13. “Çatlak testi yol boyu damlatır.” (Kars-Ardahan yöresi) Kusurlar gizlenmeye çalışılsa da zamanla kendini belli eder.

14. “Ağır taş yerinden oynamaz.” (Türk atasözü) Sağlam karakterli insan manipülasyona kolayca kapılmaz.

15. “Kötü tohum geç filiz verir ama çok sarar.” (Anadolu halk sözü) Küçük yanlışlar zamanla büyüyerek tüm yapıyı bozar.

16. “Kuru dal gölge vermez.” (Yörük atasözü) İçi boş kişiler başkalarına gerçek fayda sağlayamaz.

17. “Çamurda yürüyenin izi kalır.” (Karadeniz yöresel sözü) Yanlış işler gizlense bile mutlaka bir iz bırakır.

18. “Kırık ayna yüzü doğru göstermez.” (Türk dünyası halk sözü) Bozuk bakış açısı hakikati çarpıtır.

19. “Kendi külünü savuran ocak sönüktür.” (Anadolu atasözü) Sürekli başkalarını suçlayan kişi çoğu zaman kendi kusurunu gizler.

20. “Kara kazan geç kaynar ama taşınca yakar.” (Doğu Anadolu yöresi) Biriken sorunlar zamanında çözülmezse daha büyük zarar verir.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir