“Evdeki Vatanın Altı Neden Islak?
Sorgulamak Yaşatmaktır. Sorgulamayan birey zamanla unutulmaz, yalnızca yönlendirilir.
Sorgulamayan toplum ise zamanla yönetilemez hâle gelir. Uyuyan toplumlar, tarih boyunca hep aynı şekilde uyandırılmıştır: acıyla. Zaten ölüler bir düdükle uyanıyorsa, yaşayanlar neden hâlâ uyumakta ısrar eder ki?
Bu dünya aslında, uyuyanlarla uyananların savaş alanıdır.
Ama dikkat edin; uyanık gibi görünenlerin bazıları sadece başka rüyalar görmektedir. İşte bu yüzden “uyanmak” ve “uyumak” kavramları bile sorgulanmalıdır:
Kime göre uyanmak?
Neyin içinde uyanmak?
Bugün ülkece birçok sorunla boğuşuyorsak, bunun temel nedeni, sorunları hep dışarıda aramamızdandır.
Oysa kendine dönüp bakan toplumlar, dış müdahalelere karşı daha dirençlidir.
Ama biz çözümü hep başka yerlerde arıyoruz:
Başkalarının ağzında, başka kapılarda, başka kutularda…
Oysa çözüm çoğu zaman, kendimizin, hatta bir çocuğun merakla sorduğu tek bir sorudadır.
Toplumların kaderi, o toplumdaki bireylerin bilinç seviyesiyle doğrudan ilişkilidir.
Sorgulamayan birey, sadece başkalarının kararlarını uygulamakla kalmaz; aynı zamanda sistemin çarkları arasında ezilir.
Uyuyan bir toplum, neyin doğru neyin yanlış olduğunu da ayırt edemez.
Ama uykunun en tehlikelisi, uyanamayanın değil, uyanmak istemeyenin uykusudur.
Çünkü o kişi artık sadece kendini değil, gerçeği de inkâr etmektedir.
Oysa bilinçli birey yalnızca kendini değil, toplumu da uyandırır.Ve şunu asla unutmamalıyız:
Sorgulamak, eleştirel düşünmek ve kavramları içselleştirmek;
özgürlükle, adaletle ve insanlık onuruyla yaşamanın ön koşuludur.
Bugün çocuklarımız, okullarda yalnızca tanımlarla yetinmektedir.
Oysa düşünsel derinlikten uzak kalan bir eğitim, sadece ezber üretir.
Siyasi, ekonomik ve sosyal kavramların anlamı, yalnızca sözlüklerde değil; yaşamın içinde, deneyimin içinde kavranmalıdır.
Çünkü yaşam, pasif tanımlarla değil, aktif farkındalıkla yönetilir. Ve bir gün, sorgulayan bir çocuk karşımıza dikilip, bize tüm sistemin ne olduğunu, en acı ama en öğretici biçimiyle özetleyebilir…
Ve bir çocuk öyle güzel özetledi ki…
Buyrun…
Zaman Odur ki
Bir zamanlar, küçük bir mahallede meraklı mı meraklı bir çocuk yaşarmış. Adı Veli.
Sosyal medyada, haberlerde, büyüklerin ağzında hep bazı kavramları duyarmış:
Politika, siyaset, kapitalizm, işçi sınıfı, sendika, hükümet, vatan…
Ama hiçbirini tam anlayamazmış. Okulda da öğretmezlermiş bu kavramları.
Çünkü öğretmenler korkarmış bu işlerden. “Siyasete girer,” der geçerlermiş.
Ama Veli susmamış. Merak içini yakarmış.
Bir akşam babasına sormuş:
“Baba! Politika nedir? Kapitalizm nedir? Hükümet, sendika, halk, muhalefet, vatan… bunlar ne demek?”
Babası gülümsemiş. Ciddi ciddi anlatmaya kalksa çocuk sıkılacak…
O yüzden basit bir örnekle anlatmaya karar vermiş:
“Bak oğlum… Bu ev bizim küçük devletimiz gibi düşün…
Ben bu eve parayı getiriyorum ya, ben kapitalizmim, işverenim.
Annen bu parayı yönetir, harcar, değerlendirir… Yani o hükümettir.
Deden paranın nereye harcandığını kontrol eder. O zaman o da sendika olur.
Ablan bizi hep izler, yorum yapar, eleştirir… O da muhalefettir.
Evde temizlik yapan, kardeşine bakan hizmetçi kız ise işçi sınıfıdır.
Sen bizim için yaşar, yaşatılır ve büyütülürsün… Sen halksın oğlum.
Altında beziyle yatan küçük kardeşin de vatandır. Geleceğimizdir.
İşte böyle… Anlayabildin mi?”
Veli, düşündü. O gece düşünmek için odasına çekildi.
Gece yarısı küçük kardeşi ağlamaya başladı. Altına kaçırmıştı.
Veli ne yapacağını bilemedi. Annesine koştu.
Anne derin uykudaydı. Uyandırılamıyordu.
Hizmetçi kızın odasına gitti.
Baktı ki babası orada, kızla tartışıyor, bağırıyor… hatta uygunsuz şeyler yapıyordu.
Dede pencereden bakıyor ama ses etmiyordu.
Ablasının odasına gitti.
O da elinde telefonla sevgilisiyle konuşuyor, “Yeter ki sen mutlu ol,” modlarında geziyordu.
Ev karmakarışıktı ama kimse küçük kardeşin ağladığını, Veli’nin çaresizliğini fark etmiyordu.
Veli yatağına döndü. “Bu evde kimse halkı duymuyor” dedi içinden.
“Anlayan biri yok. Beni anlayacak tek kişi yine benim…”
Ertesi Sabah, Baba yine çocuğa sistemi anlatmaya kalktı.
Ama Veli bu kez söze girdi:
“Anlatmana gerek yok baba…Ben Sistemi çok güzel öğrendim:
Kapitalizm işçiyi kötüye kullanıyor…
Sendika olup biteni sadece izliyor…
Hükümet uykuda, duymuyor…
Muhalefet kendi duygularının peşinde…
Halk dikkate alınmıyor…
Ve gelecek bokun içinde çaresizce ağlıyor!”
Fıkradan Anladıklarımız
- Toplumun temel direği olan halk, sadece seçim zamanlarında değil, her zaman dikkate alınmalıdır.
- Halkın suskunluğu, yönetenlerin pervasızlığına zemin hazırlar.
- Toplumu bir arada tutan en büyük bağ, ortak değerler değil, ortak bilinçtir.
- Medya ve iletişim araçları, halkı bilinçlendirmek yerine oyalama aracı haline gelirse, kitlesel bir uyuşma başlar.
- Sorgulayan birey sayısı arttıkça, toplumsal dönüşüm mümkün hale gelir.
- Siyaset, halk için yapılmadığında; halktan uzak, çıkar gruplarının oyuncağına dönüşür.
- Kapitalist düzenin etkisindeki hükümet, işçi sınıfını sistematik şekilde sömürmeye açık hale gelir.
- Muhalefetin topluma umut vermek yerine bireysel kaygılarla hareket etmesi, demokrasiyi zayıflatır.
- Sendikalar pasif kaldıkça, emekçinin sesi kısılır; dayanışma kültürü zarar görür.
- Politik farkındalık eğitimi ilkokuldan itibaren başlatılmalı, kavramlar çocuklara korkusuzca anlatılmalıdır.
- Birey kendini sistemin içinde çaresiz hissederse, kaygı ve tükenmişlik hissi kaçınılmaz olur.
- Sürekli geçim kaygısı içinde yaşayan bireyler, sorgulama ve direnç yetilerini kaybeder.
- Çocukların merakı bastırıldığında, özgüvenleri değil, gelecekleri de bastırılır.
- Ailenin her bireyinin rolü, çocuğun bilinç haritasını şekillendirir; bu nedenle ev içi ilişkiler toplumsal psikolojinin yansımasıdır.
- Bilinçli birey, topluma sadece uyum sağlamaz; toplumu dönüştürme gücünü de içinde taşır.
- Sorgulama alışkanlığı erken yaşta gelişirse, karakterin temel taşı haline gelir.
- Kendi kendini anlayan birey, başkalarının dayattığı kimliklere boyun eğmez.
- Hayatı anlamlandırma süreci, kavramları içselleştirmekle başlar. Bu da zihinsel derinliği beraberinde getirir.
- Eğitimin amacı sadece öğretmek değil, düşündürmektir. Düşünmeyen bir zihin, öğrenmiş gibi görünür ama gerçekte sadece tekrar eder.
- Kavram öğretimi ezberden çıkarılmalı; günlük yaşamla, oyunla, hikâyeyle ve sorgulamayla birleştirilmelidir.
- Eğitim sistemleri, sistemin eleştirisini yapabilecek bireyler yetiştirmediğinde, mevcut çarpıklıkları yeniden üretir.
- Bir çocuk sorduğunda susan ya da geçiştiren eğitim sistemi, sadece bilgiyi değil, geleceği de yarıda bırakır.
Metin KOCA
