Papağan Çağı: Görünenin Kazandığı Zamanlar
Bir toplumun temel direği bilgidir. Ancak bilgi, sadece bilenin kafasında bir yükseklik değil; toplumun gözünde bir kıymet haline geldiğinde anlam kazanır.
Ne yazık ki bugün, bilgi arka odaya çekilmiş; ön sahnede ışıklar gösterinin üzerinde…
Artık konuşmak gerekmiyor ……. konuşuyor gibi görünmek yetiyor.
İş yapmak değil ……. meşgul görünmek alkış topluyor.
Bilmek değil ……..o konuda sunum yapabilmek önemli. Zaten onu da artık yapay zeka yapıyor. Yeter ki doğru soruyu sor…
Mütevazı insanlar kenara çekiliyor. Üretenler alkışlanmıyor. Reklamı olmayanlar görünmüyor. Ve gün geliyor, hep bir ağızdan aynı soru yükseliyor:
“Biz neden böyle olduk?”
Toplum, vitrindekini “başarılı“, sadece işini yapanı “önemsiz” sayıyor.
Sadece göbeğini sallayarak dans eden bir sosyal medya fenomeni, ömrünü eğitime adamış bir öğretmenden fazla kazanıyor.
Sınavda kurala takılıp küpesini çıkaramayan bir genç, “Ben pilot olacağım!” videosuyla binlerce takipçi topluyor ve bir pilottan fazla para kazanıyor.
Eskiden bilmek yeterliydi. Şimdi tanıtmak, süslemek, paketlemek de gerekiyor.
Artık sadece bilgi değil, bilginin ambalajı değerli.
Peki bu çarpıklık sadece sosyal medyada mı yaşanıyor? Hayır.
Kurumsal yapılardan eğitim sistemine kadar her yerde geçerli aynı denklem:
“Görünürsen varsın.”
En çok bilen değil, en çok konuşan öne çıkıyor. Algı o kadar güçlü ki, içerik aranmıyor.
Bazıları sadece durarak “hocam” ya da “uzman” olarak anılıyor.
Son Söz.…Artık insanlar bilgiye susamış değil, alkışa bağımlı.
Gerçek değer; ambalajla, övgüyle, “takipçi sayısıyla” ölçülüyor.
Ve belki de en acısı:
Hiç konuşmayan bir papağanın “hocam” diye anılması,
toplumun bilgiyle değil, algıyla beslendiğinin en sade ispatı.
Ve işte tüm bu çarpıklığı anlatan basit ama derin bir fıkra var…
Zaman Odur ki…
Bir adam şehirde yürürken, vitrini rengârenk papağanlarla dolu bir petshopa girer.
İçeride ilk dikkatini çeken, canlı tüyleriyle neşeyle cıvıldayan bir papağandır.
— “Bunun fiyatı nedir?” diye sorar.
Satıcı cevap verir:
— “1.000 dolar efendim.”
— “Nesi var bu kadar pahalı yapan?”
— “100 kelime biliyor, taklit yeteneği yüksek.”
Adam biraz ilerideki daha gösterişli papağanı gösterir.
— “Peki ya bu?”
— “3.000 dolar. Aynı kelimeleri hem Türkçe hem İngilizce söylüyor.”
Adam daha da ilgilenir:
— “Şu köşedeki?”
— “5.000 dolar. Çok dilli… Her dilde konuşur.”
Tam o sırada, dükkanın yüksek bir köşesinde sessizce duran bir papağan dikkatini çeker.
Tüyleri solgun, bakışı ağırbaşlı… Ne ötüyor ne hareket ediyor.
— “Peki ya şu? Hiç sesi çıkmıyor. Fiyatı nedir?”
Satıcı hafif eğilir, ciddi bir sesle fısıldar:
— “O 100.000 dolar efendim.”
Adam şaşkın:
— “Ama neden? Konuşmuyor bile!”
Satıcı omuz silkerek cevaplar:
— “Altı aydır burada. Ne konuşur ne öter. Yalnızca yer, içer, uyur. İnşallah, maşallah der arada. Dini bütün bir kuş… Ama nedense… diğer üç papağan ona ‘hocam’ diyor. Bazen de ‘patron’ diyorlar.”
Fıkradan Anladıklarımız
1. Algının Gerçekliğe Üstünlüğü
-
Bilmek değil, bilinmek kıymetli hale geldi.
-
“Hocam” ya da “patron” diye anılanların ne yaptığı değil, nasıl göründüğü konuşuluyor.
-
Algı güçlü olduğunda, içerik sorgulanmıyor.
2. Görünürlük, Üretimin Önünde
-
Sunum yapanlar, üretim yapanların önüne geçti.
-
Çok bilen değil, çok izlenen kazanç sağlıyor.
-
Sessizlik, artık bilgelik değil; dışlanmışlık olarak algılanıyor.
3. Kurumlar ve Toplumsal Çarpıklıklar
-
Kurumlar iş yapana değil, imaj yaratana değer veriyor.
-
Kurumsal yapı, yetkinliği değil görünüşü ödüllendiriyor.
-
Taklit, özgünlüğün önünde prim yapıyor.
4. Bilginin Değeri Erozyona Uğruyor
-
Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça, kıymeti azaldı.
-
Reklamsız başarı görünmez hale geldi.
-
Etiketler, fikirlerin önüne geçti.
Metin KOCA
