
Kuyudan Neden Çıkamıyoruz?
“Kıskanç insan, başkasının mumunu söndürünce kendi lambası daha parlak olacak sanır.” — Mevlânâ
“Kıskançlık, ruhun kendine duyduğu güvensizliğin dışa yansımasıdır.” Platon
Hayat bir yarış değil, bir yolculuktur. Bu yolculukta herkesin kendi rotası, kendi menzili vardır. Kimisi erken varır hedefe, kimisi geç… Kimisi hızlı koşar, kimisi tökezler ama yine de ilerler.
Ne var ki, asıl sorun başkalarının yolculuğuna bakıp kendi adımlarımızı unuttuğumuzda başlar.
Toplum olarak ne yazık ki, başarıyı alkışlamaktan çok sorgulamaya, kıskanmaya ve karalamaya meyilliyiz.
Birinin evi yenilense “Kesin bir iş çevirdi” deriz.
Bir başkası terfi etse, “Patrona yağ çekmiştir” diye geçiririz içimizden. Gülümseyerek “Tebrik ederim” desek bile içimizde bir kıvılcım çakar: “Neden o kazandı da ben kazanamadım?”
Bu kıskançlık ve çekememezlik, bireysel bir zaaftan çok, sosyal bir hastalık haline geldi.
Komşunun tavuğu bize hep kaz göründü, ama kendi kümesimizdeki civcivleri hiç saymadık.
Oysa başkasının mutluluğuna sevinmek, dostlukta olgunluğun, insanlıkta kemâlin göstergesidir.
Bir arkadaşımız iyi bir yere geldiğinde, “Ne güzel, inşallah daha da iyi olur” diyebiliyorsak, içimizdeki kötülüğü aşmaya başlamışız demektir.
Ama ya diyemiyorsak? İşte o zaman, dostluklarımız da sorgulanmalı.
Yanlış arkadaş çevresi, kıskançlığın kuluçka merkezidir.
Bazen sırf yanında kalmak için kendimizden bile vazgeçtiğimiz insanlar, bizim kuyumuzu kazanlar olabilir. Onların bakışıyla hayata bakar, onların zehriyle içimizi doldurur, başkasının iyiliğini tehdit gibi görmeye başlarız.
Kıskançlık, başarıyı kabullenememe, kötü dostluklar… Bunlar sadece insanı içten içe çürüten duygular değil, bir toplumun da ilerlemesini engelleyen görünmez zincirlerdir.
İyiliği alkışlamak yerine aşağı çekmeye çalıştığımız her an, aslında hep beraber o karanlık kuyunun içine biraz daha gömülüyoruz.
İşte tam da bu durumu anlatan, hem güldüren hem düşündüren bir fıkra var. Dışarıdan bakınca komik gelebilir ama içinde çok derin bir gerçek gizli…
Zaman odur ki
Fıkra bu ya…Bir adam ölmüş. Hayattayken iyi bir insanmış ama tabii hataları da varmış. Melekler onu almışlar, huzura çıkarmışlar. Adam demiş ki:
“Ben günahımla, sevabımla yargılanmak istiyorum!”
Terazi kurulmuş, bir bakmışlar… Günahlar, sevaplarla kafa kafaya! Melekler sormuş:
“Ne istiyorsun, cennet mi cehennem mi?”
Adam demiş ki:
“Önce bir bakayım, belki bir tur atınca kararım netleşir…” Tamam denilmiş. Çünkü, Allah bütün kullarını çok sever ve onlara çok değer verir.
Adam, önce cehenneme gitmiş. Her ülkenin ayrı bir kuyusu var. Kuyular derin mi derin… İçlerinden inlemeler, çığlıklar geliyor. Ama her kuyunun başında görevli var. Aşağıdan biri çıkmaya çalışınca, görevli tam tepeye geldiğinde, “Yallah!” deyip geri itiyor. Adam soruyor:
“Bu ne ya, neden böyle?”
Görevli diyor:
“Bunlar Almanlar. Disiplinli ama sistemden çıkana acımazlar.”
Bir başka kuyu: Fransız kuyusu… Aynı manzara. Kuyunun başında görevli nöbette.
Ama bir kuyu var ki, tuhaf… Kuyunun başında kimse yok! Ama içeriden hep bir hareket var. Biri çıkacak gibi oluyor, sonra hop geri düşüyor! Adam şaşkın. Soruyor:
“Bu kuyunun başında görevli yok mu?”
Uzaklardan bir görevli gülerek geliyor:
“O kuyu mu? Boşuna uğraşma, o Türklerin kuyusu.”
Adam:
“Peki neden görevli yok?”
Görevli omuz silkiyor:
“Gerek yok. Onlar zaten birbirini aşağı çekiyor. Biri çıkmaya kalkınca, hemen diğerleri ayaklarından tutup geri indiriyor. Kıskançlık diz boyu. Başarıyı alkışlamak mı? Asla. Onların düşmanı yine kendisi. Bizlik bir şey yok!”
(….ve bir söz akla gelir yeniden: “Bir milletin felaketi, içinden çıkan hainlerin yüzünden olur.” — Mustafa Kemal Atatürk)
Fıkradan Anladıklarımız
-
Kıskançlık, bireysel bir duygu değil; toplumsal bir felakettir.
Başkasının başarısını tehdit olarak görmek, sadece kişisel mutsuzluk değil, toplumun ortak çöküşüdür. -
Yanlış arkadaş, ruhun kuyusudur.
Dost gibi görünen ama seni geri çeken insanlar, düşmandan daha tehlikelidir. -
Kendi mutluluğunu başkasının mutsuzluğuyla inşa etmeye çalışmak, temeli çürük bina yapmaktır.
-
Toplumlar dış düşmandan değil, içteki kıskançlıktan çöker.
Dış tehditten çok, içerideki birbirini aşağı çeken zihniyet toplumu yıpratır. -
Bir insanın yüceliği, rakibinin başarısına verdiği tepkiyle ölçülür.
Alkışlayabiliyorsan, büyümüşsündür. Eleştiriyorsan, hala yolun başındasındır. -
Kuyudan çıkmak isteyenin elinden tutmuyorsan, bari ayağından da çekme.
-
Gerçek dost, seni kıskanmayan değil, başarını kendi başarısı gibi sevinendir.
-
Bazı insanlar seni sevdikleri için değil, seni geçemedikleri için yanında dururlar.
-
Toplumda güven, alkış kadar değerlidir. Alkışlamayan toplumlar, ilerleyemez.
-
Başarıyı çekememek, başarısızlığın en açık göstergesidir.
Kendine inanan, başkasının yükselmesinden korkmaz. -
Merhamet eksikliği sadece cehennemin konusu değildir; dünyadaki ilişkilerde de cehennemi yaşatır.
-
Kendini sürekli başkasıyla kıyaslayan kişi, kendi potansiyelini boğar.
-
Sırf yanında kalmak için karakterinden ödün verdiğin insanlar seni kuyunun en dibine çeker.
-
Cehennemi inşa eden ateş değil; sevgisizlik, kıskançlık ve ego’dur.
-
Kuyuya düşmek suç değil, ama düşene tekme atmak insanlıktan çıkmaktır.
Metin KOCA