Bu Ülke Bizimse, Kavga Neden?

Bu Ülke Bizimse, Kavga Neden?

Bu toprak hepimizin…

Kiminin ayakkabısında çamur, kiminin yüreğinde özlem…

Ama toprağa bastığımızda çıkan ses aynı: “İnsan!

Sağımız da solumuz da bir. Sağcımız da solcumuz da farklı görünse de özde aynı  değil miyiz?

Irklarımız farklı, dillerimiz çeşit çeşit olabilir…

Ama acı aynı yerden vurur; sevinç aynı yerden güldürür bizi.

Gözyaşı hangi gözden düşerse düşsün, tuzlu ve renkleri bir; Ve hangi çocuk ağlarsa ağlasın, içimizi acıtır bizim.

Mezheplerimiz ayrıdır belki, ama, Allah’ımız birdir.

Kimin duası kabul olur bilinmez, ama hangi dua yürektense o dokunur semaya. Yaratan ırkını, dilini, mezhebini, diplomasını  sorar mı ki hiç…

Bu coğrafyada ayrılık değil, birlik yeşermeli artık. Çünkü biz, bizden gayrı dost bulamayız. Küresel yapılanmaları görünce bunu öyle açık ve net anlıyoruz ki…

Peki neden bu ötekileştirmeler?

Neden bu mahalle baskıları, neden bu kısır döngüler, Heeep aynı oyunlar neden?

Kim ekti aramıza ayrılık tohumlarını?

Ve biz neden su taşıyoruz o tohumlara?

Birbirimizi itmeden, hor görmeden;  farklılıklarımızı kavga sebebi değil, zenginlik vesilesi yaparak birlikte bakmamız gerek miyor mu  bu topraklara.

Zira bu dünya, bu ülke, bu gökyüzü hepimizin…

Tıpkı Ali ile Veli gibi…

Bir karış toprak için, kardeşliğin yarım asırlık gövdesini devirdiler.

Ama sonunda, yorgun düştüklerinde bir şey fark ettiler:

Tarlanın sınırı değişebilir, ama insanlığın sınırı olmamalıydı.

Bu fıkra, kaybettikten sonra dövünmenin ne kadar anlamsız olduğunu, ne yazık ki bize acı bir gülümseme ile hatırlatır.

Bu trajikomik gerçeği Ali ile Veli’nin hikayesinde okumaya başlayalım….

Zaman Odur ki

Tarla Kavgası, kabir Provası olmuş.

Biz tarla diyelim sen başka meseleleri de  anla….Sonuçta bir cehalet meselesi bu.

Bir köyde Ali ile Veli, çocukluk arkadaşı…

Birlikte çobanlık yapmışlar, aynı leğende karpuz yemişler. Aynı derede çimmişler. Ama ne olduysa… oldu!

Ali’nin tarlasıyla Veli’nin sınırı bir karış kaymış; tıpkı önceki yıl Veli’nin horozunun Ali’nin bahçesinde ötmesi gibi, bu küçük olaylar birikiyordu.

Kaymış derken, yağmurdan sonra toprağın kabarması mı dersin, ineğin ayağının kayması mı… belli değil!

Ama tartışma net:

— “Senin kazığın benim hududu geçmiş!”

— “Hududu ben mi çizdim kardeşim, dünya dönüyo, belki tarla kaydı!”

İlk gün sadece ağız dalaşı…

Ertesi gün hafif omuz atmalar…

Üçüncü gün ise:

“ALLAH’IN SELAMI ÜZERİNE OLSUN! ( Selamun Aleyküm) “ diyen kimse kalmadı.

Sözlü tartışma, itiş kakışa…

İtiş kakış, yumruk yumruğa derken, köyün ortasında sanki dünya savaşı başladı…Ama burada Bloklar yok, seyirciler var uzaktan….Akbabalar pencerelerde….

Ali, Veli’ye:

— “Seni adam sanırdım da buğdayla samanı karıştırmaz derdim.”

Veli, Ali’ye:

— “Saman kafalı! O tarlada yetişen mısır değil, senin nefretinmiş meğer!”

Birbirlerini öyle dövüyorlar ki, sanki tarla babalarının malı değil de miras kalan kutsal emanet.

Saatler geçiyor…

Ne kan kalıyor, ne öfke.

Ali bir köşeye yığılmış, Veli diğer köşeye.

İkisi de yerden nefes alıyor; gökten merhamet bekliyor…Birisi gelse de ayırsa bizi….

Ali nefes nefese:

— “Velii… bizimkiler niye gelmedi hâlâ!  Bizi kurtarmak veya ayırmak için… ?”

Veli:

— “Bilmem… belki de bizi birbirimizden kurtarmak istemediler!”

İkisi birden güler gibi , ağlar gibi hırlıyor / hırıldıyor…

Boğazlarındaki kin, artık ter gibi akıyor.

Sonra Ali konuşuyor:

— “Veli, bak… dünya kadar kavga ettik, gelen giden yok… El oğlu düğün dernekte, biz mezar provasındayız!”

Veli:

— “Ee ne diyon? Barışak mı?”

Ali:

— “Bizim bizden başka kimsemiz yok. Düşmanımız bile bizden değil… Kardeşken birbirimize yabancı olmak da neyin nesi? Essah diyon sanki!”

Veli:

— “Hee. Essas diyom, hemi de doğru dersin… O zaman barışalım. Ama sürünerek yanıma gel, benim gelecek halim kalmadı. Gel de bir keyif cigarası yakalım…”

Fıkradan Anladıklarımız

  1. Toprak geçicidir, insanlık kalıcıdır. Kavga ettiğimiz şeyler gelir geçer, ama kırdığımız kalpler iz bırakır.
  2. Aynı gökyüzünün altında farklılıklarımızla değil, benzerliklerimizle varız. Dinimiz, rengimiz, yöremiz ayrı olabilir ama acımız da, sevincimiz de ortaktır.
  3. Kardeşlik sınırdan güçlüdür. Tarla sınırı çizgidir, kardeşlik bir ömürdür.
  4. Kavga kazanılsa da, kardeşlik kaybedilince her şey kaybedilir.  Hiçbir zafer, sevdiğin bir insanı kaybetmeye değmez.
  5. Ayrılık tohumları dışarıdan ekilir, biz içimizden sulamayalım.  Bizi düşman edenler değil, düşmanlığı sahiplenen bizler tehlikeliyiz.
  6. İnsan yorgun düşünce, gerçekleri daha net görür. En değerli şey birliktir.
  7.  “Bizim bizden başka kimsemiz yok”  Bu yüzden her ayrılık, aslında birliğe zarar.
  8. Mahalle baskıları, ötekileştirmeler, kimseyi yüceltmez; sadece uzaklaştırır.  Kimin duası kabul olur bilinmez, ama kalpten çıkan hedefe ulaşır.
  9. Küslük uzun sürer ama barış bir sigara kadar yakındadır. Barışmak bazen sadece birkaç kelimelik bir cümleye bakar. Sadece gülümse!
  10. İnsanlar ayrıldıkça değil, birleştikçe büyür. Ortak hikâyeler, ortak acılar bizi daha insan kılar.
  11. Geçmiş bağlarımız, geleceğe köprüdür.
  12. Mezhepler farklı olabilir ama merhamet tektir. Kimsenin duası kimseyi yok saymamalı. Yaratan bile ” ben ” değil; ” biz” deyin diyor.
  13. Hududu çizmek kolaydır, ama gönül çizgisini silmek zordur. Kalpte kırılanı onarmak zaman ister.
  14. Birbirimizi hor görmeden yaşarsak, bu dünya gerçekten yaşanır hâle gelir. Çünkü gökyüzü tek bir millettir:

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir