
27.Manşet: Duman!
“Basının özgür olmadığı bir ülkede, halk yalnızca hayal görür.”
— Albert Camus
“Yalan haber, en etkili susturma biçimidir.”
— Noam Chomsky
Göz Görür ama Göremez bazen…
Medya iktidarın güdümündeyse halkın düşünme yetisi zamanla körelir. Çünkü medya yalnızca neyi göstereceğini değil, neyi göstermeyeceğini de seçme hakkını kendinde bulur.
Halk açlıktan kıvranırken gazeteler “Bu yıl zenginlik yılı” diye manşet atar.
İşsizlik rekor kırarken ekranlardan “İstihdam patlaması!” çığlıkları yükselir.
İnsanlar sokakta yatarken haberlerde “Ev alana tatil bedava!” kampanyası döner.
Eğer gazetecilik hakikatin sesi değilse, yalnızca sistemin yankısı olur.
Ve bugün ne yazık ki bu ülkede yankı çok, ses yok.
Yangın Çıkar, Meclis Yanar, Medya Dumanı Gösterir
Bir gün Türkiye’nin dört bir yanında aynı anda yangınlar çıkar.
Kimin çıkardığı bilinmez. Rüzgârın hangi yönle oynadığı sorgulanmaz.
Sorular çoktur, ama cevap yoktur.
Basın ne yapar?
Kamerayı alevlere çevirir, ekranı dumanla kaplar.
Spiker derin bir nefes alır, sesini titretir:
“Ah şu ormanlar, ah şu sevimli sincaplar…”
Ve biz o sırada gözyaşlarıyla sadece dumanı izleriz.
Aynı dakikalarda Meclis’te “İklim Kanunu” adı altında halkın geleceğini kökten değiştiren bir yasa geçirilir.
Kimse fark etmez. Çünkü gözümüz dumana boğulmuştur.
Gerçek, Manşetin Kurbanıdır…
Yeni yasa parlak cümlelerle sunulur.
Sanki konuşan kişi bir peygamber…. dinleyenler ise “okuma yazma bilmeyen zavallılar.”
Medya hemen harekete geçer:
“İklim Elçimiz Konuştu: Gelecek Güzelleşecek!”
Ama o sırada sadece doğa değil, demokrasi de yanmaktadır.
Bir Medya Düzeninde Gerçek Ne Kadar Gerçektir?
Bir ülkede medya satın alınmışsa, halk satır aralarını bile okuyamaz.
Gazeteci, vicdanıyla değil maaş bordrosuyla yazarsa;
Toplumun kaderi manşet kadar yapay, haber kadar sansürlü olur.
Bağımsız basın tabelada yazar, ama gerçeklerde gazeteci ya bağlıdır ya da bağlı bulunduğu yere bağlılık yemini etmiştir.
Dizi Tadında Sansür: Reytingi Yüksek Yalanlar…..
Gerçeği söyleyen gazeteciler ya susturulur, ya sansürlenir, ya da itibarsızlaştırılır.
Bazısı işsiz kalır, bazısı sürgüne gider.
Bazısıysa ekran başında “iki taraf da haklı” demek zorunda bırakılır.
Çünkü bu düzende gerçek, reklam arası gibidir.
Yalan ise sezon finali yapmayan bir dizi: sürekli, sponsorlu ve reytinlik.
Mikrofon Kimdeyse, Gerçek Ondadır…..
Yangınlar çıkar, mecliste yasalar geçirilir, ekranlar çilek reçeli tarifine geçer.
Bir yanda biri yasa çıkarır, diğer yanda biri kamerayı çevirir.
Bir yanda biri selde çay dağıtır, medya onu alkışlar.
Ve halk, yangının kokusunu alırken bile ekranda reklam kokusu hisseder.
Zaman Odur ki
Mizah mı Gerçek mi?
Gazeteciliğin geldiği hâli anlamak için belki de bir fıkraya kulak vermek yeterlidir:
Bir gazeteci, engelli futbol takımı müsabakası öncesi kulüp başkanını yakalar. Gözlüğünü burnunun ucuna indirir ve sorar:
— Başkanım… kadroda sakat oyuncu var mı?
Başkan şaşırır ama “Bozmayayım çocuğu” diyerek gülümser:
— Takımın tek sağlamı benim evladım.
Gazeteci bu cevabı destansı bir mücadele zanneder:
— Vay! 11 kişiye karşı tek başınıza mı çıkıyorsunuz?
Ertesi gün manşet:
- Bir Sağlam, 11 Yorgun Savaşçıya Karşı!
- Azmin Zaferi: Başkan Tek Başına Sahada!
- Engeli Yürekle Aştılar!
(Not: Maç yapılmadı. Gazeteci yanlış sahaya gitmişti.)
Aynı gazeteci bu kez bir firariyi yakalamış. Adam aylarca tünel kazmış. Röportajda şu soruyu sorar:
— Cezaevinden kaçmak için mi tünel kazdınız?
Firari yanıtlar:
— Yok canım, sarımsak bitmişti. Markete çıkmamız gerekiyordu.
Ertesi gün gazetede şu manşet belirir:
- SARIMSAK KAÇIRTTI!
- Cezaevlerinde Beslenme Krizi: Mahkumlar Vitamin Peşinde!
(Editör: Sarımsak markalarıyla sponsorluk görüşmelerine başlamıştır.)
Kader bu ya…
Aynı gazeteci, bir sosyal deney sırasında sokak köpeklerine röportaj yaparken köpeklerin doğrudan röportaj fikrine saldırması sonucu hastanelik olur.
Kameralar yine başında. Başka bir gazeteci sorar:
— Efendim… size saldırdılar mı?
Yaralı gazeteci acı içinde fısıldar:
— Yoo canım, bu bir performatif yaralanmadır… Ben tiyatrocuyum…
Ertesi gün gazeteler çarşaf çarşaf:
- Rol İçin Dayak Yedi!
- Köpekler Sanatı Takdir Etmedi!
Ve Biz Bu Düzenin Sadece Dumanını İzliyoruz…..
Bu medya düzeninde gazeteci dediğin kişi:
Haber değil sipariş,
Manşet değil mizansen,
Gazeteci değil ekran memuru olur.
Fıkradan Anladıklarımız
- “Dumanı gören ateşi unutursa kül evine düşer.” (Karadeniz halk sözü) Görünen olaylar çoğu zaman asıl gerçeği perdelemek için kullanılır.
- “Kuyuya bakan gökyüzünü dar sanır.” (Anadolu irfan sözü) Tek kaynaktan bilgi alan toplum hakikati eksik görür.
- “Perdeyi oynatan el görünmezse oyun gerçek sanılır.” (Osmanlı meddah sözü) Algı yönetimi görünmeyen merkezlerden beslenir.
- “Mürekkep kirlenirse sayfa doğruyu taşımaz.” (Türk–İslam kültür sözü) Ahlaksız medya gerçeği değil siparişi yazar.
- “Sazı tutan türküyü belirler.” (Türkmen atasözü) Mikrofon kimdeyse gündem de onun elindedir.
- “Kervanın tozu yolu gizler.” (İç Anadolu halk sözü) Sürekli gündem bombardımanı hakikatin izini kaybettirir.
- “Gölgeyi büyüten güneşi küçültür.” (Ankara yöresi sözü) İkincil meseleler büyütülerek asıl sorunlar görünmez yapılır.
- “Ateşin üstüne tül serilmez.” (Kayseri esnaf sözü) Büyük gerçekler süslü sözlerle örtülemez.
- “Rüzgârı satın alan yaprağı oynatır.” (Azeri atasözü) Medya gücü kamuoyunu kolayca yönlendirebilir.
- “Davul uzaktan hoş, yakından boştur.” (Türk halk sözü) Gösterişli manşetler çoğu zaman içi boş propaganda taşır.
- “Kum saati ters çevrilince zaman değişmez.” (Tasavvufi hikmet sözü) Anlatı değişse de gerçek değişmez.
- “Suyu bulandıran balığı kolay avlar.” (Karadeniz atasözü) Bilgi kirliliği halkı yönlendirmeyi kolaylaştırır.
- “Gözün gördüğünü akıl sormalıdır.” (Anadolu irfan sözü) Her görüntü sorgulanmadan kabul edilmemelidir.
- “Kör fener yol göstermez.” (Doğu Anadolu halk sözü) Taraflı medya toplumu aydınlatamaz.
- “Harman savrulunca saman öne çıkar.” (Türk atasözü) Gürültü çoğu zaman değersiz olanı görünür kılar.
- “Kulağı dolduran ses, kalbi susturur.” (Türk–İslam hikmet sözü) Sürekli propaganda eleştirel düşünceyi köreltir.
- “Pencereyi kapatan manzarayı suçlar.” (Modern Anadolu hikmet sözü) Gerçeği saklayan sistem halkı yanıltır.
- “Karanlıkta parlayan her ışık yıldız değildir.” (Türk halk sözü) Parlatılan haber her zaman hakikat değildir.
- “Duman çoksa bir şey gizleniyordur.” (Karadeniz taşlaması) Aşırı dramatizasyon çoğu zaman örtbas işaretidir.
- “Hakikat manşete sığmaz.” (Modern Anadolu hikmet sözü) Gerçek çoğu zaman gösterilenden daha derindir.
Metin KOCA