Manşet: Duman!

Manşet: Duman!

“Basının özgür olmadığı bir ülkede, halk yalnızca hayal görür.”
Albert Camus

“Yalan haber, en etkili susturma biçimidir.”
Noam Chomsky

Göz Görür ama Göremez bazen…

Medya iktidarın güdümündeyse halkın düşünme yetisi zamanla körelir. Çünkü medya yalnızca neyi göstereceğini değil, neyi göstermeyeceğini de seçme hakkını kendinde bulur.

Halk açlıktan kıvranırken gazeteler “Bu yıl zenginlik yılı” diye manşet atar.
İşsizlik rekor kırarken ekranlardan “İstihdam patlaması!” çığlıkları yükselir.
İnsanlar sokakta yatarken haberlerde “Ev alana tatil bedava!” kampanyası döner.

Eğer gazetecilik hakikatin sesi değilse, yalnızca sistemin yankısı olur.
Ve bugün ne yazık ki bu ülkede yankı çok, ses yok.

Yangın Çıkar, Meclis Yanar, Medya Dumanı Gösterir

Bir gün Türkiye’nin dört bir yanında aynı anda yangınlar çıkar.
Kimin çıkardığı bilinmez. Rüzgârın hangi yönle oynadığı sorgulanmaz.
Sorular çoktur, ama cevap yoktur.

Basın ne yapar?
Kamerayı alevlere çevirir, ekranı dumanla kaplar.
Spiker derin bir nefes alır, sesini titretir:
Ah şu ormanlar, ah şu sevimli sincaplar…”

Ve biz o sırada gözyaşlarıyla sadece dumanı izleriz.

Aynı dakikalarda Meclis’te “İklim Kanunu” adı altında halkın geleceğini kökten değiştiren bir yasa geçirilir.
Kimse fark etmez. Çünkü gözümüz dumana boğulmuştur.

Gerçek, Manşetin Kurbanıdır…

Yeni yasa parlak cümlelerle sunulur.
Sanki konuşan kişi bir peygamber…. dinleyenler ise “okuma yazma bilmeyen zavallılar.”

Medya hemen harekete geçer:

“İklim Elçimiz Konuştu: Gelecek Güzelleşecek!”

Ama o sırada sadece doğa değil, demokrasi de yanmaktadır.

Bir Medya Düzeninde Gerçek Ne Kadar Gerçektir?

Bir ülkede medya satın alınmışsa, halk satır aralarını bile okuyamaz.

Gazeteci, vicdanıyla değil maaş bordrosuyla yazarsa;
Toplumun kaderi manşet kadar yapay, haber kadar sansürlü olur.

Bağımsız basın tabelada yazar, ama gerçeklerde gazeteci ya bağlıdır ya da bağlı bulunduğu yere bağlılık yemini etmiştir.

Dizi Tadında Sansür: Reytingi Yüksek Yalanlar…..

Gerçeği söyleyen gazeteciler ya susturulur, ya sansürlenir, ya da itibarsızlaştırılır.
Bazısı işsiz kalır, bazısı sürgüne gider.
Bazısıysa ekran başında “iki taraf da haklı” demek zorunda bırakılır.

Çünkü bu düzende gerçek, reklam arası gibidir.
Yalan ise sezon finali yapmayan bir dizi: sürekli, sponsorlu ve reytinlik.

Mikrofon Kimdeyse, Gerçek Ondadır…..

Yangınlar çıkar, mecliste yasalar geçirilir, ekranlar çilek reçeli tarifine geçer.

Bir yanda biri yasa çıkarır, diğer yanda biri kamerayı çevirir.
Bir yanda biri selde çay dağıtır, medya onu alkışlar.

Ve halk, yangının kokusunu alırken bile ekranda reklam kokusu hisseder.

Zaman Odur ki

Mizah mı Gerçek mi?

Gazeteciliğin geldiği hâli anlamak için belki de bir fıkraya kulak vermek yeterlidir:

Bir gazeteci, engelli futbol takımı müsabakası öncesi kulüp başkanını yakalar. Gözlüğünü burnunun ucuna indirir ve sorar:

— Başkanım… kadroda sakat oyuncu var mı?

Başkan şaşırır ama “Bozmayayım çocuğu” diyerek gülümser:

— Takımın tek sağlamı benim evladım.

Gazeteci bu cevabı destansı bir mücadele zanneder:

— Vay! 11 kişiye karşı tek başınıza mı çıkıyorsunuz?

Ertesi gün manşet:

  • Bir Sağlam, 11 Yorgun Savaşçıya Karşı!
  • Azmin Zaferi: Başkan Tek Başına Sahada!
  • Engeli Yürekle Aştılar!

(Not: Maç yapılmadı. Gazeteci yanlış sahaya gitmişti.)

Aynı gazeteci bu kez bir firariyi yakalamış. Adam aylarca tünel kazmış. Röportajda şu soruyu sorar:

— Cezaevinden kaçmak için mi tünel kazdınız?

Firari yanıtlar:

— Yok canım, sarımsak bitmişti. Markete çıkmamız gerekiyordu.

Ertesi gün gazetede şu manşet belirir:

  • SARIMSAK KAÇIRTTI!
  • Cezaevlerinde Beslenme Krizi: Mahkumlar Vitamin Peşinde!

(Editör: Sarımsak markalarıyla sponsorluk görüşmelerine başlamıştır.)

Kader bu ya…

Aynı gazeteci, bir sosyal deney sırasında sokak köpeklerine röportaj yaparken köpeklerin doğrudan röportaj fikrine saldırması sonucu hastanelik olur.

Kameralar yine başında. Başka bir gazeteci sorar:

— Efendim… size saldırdılar mı?

Yaralı gazeteci acı içinde fısıldar:

— Yoo canım, bu bir performatif yaralanmadır… Ben tiyatrocuyum…

Ertesi gün gazeteler çarşaf çarşaf:

  • Rol İçin Dayak Yedi!
  • Köpekler Sanatı Takdir Etmedi!

Ve Biz Bu Düzenin Sadece Dumanını İzliyoruz…..

Bu medya düzeninde gazeteci dediğin kişi:
Haber değil sipariş,
Manşet değil mizansen,
Gazeteci değil ekran memuru olur.

Fıkradan Anladıklarımız

    1. Gazetecilik hakikat değil, mizansen peşinde koşarsa, halk gerçekle değil gösteriyle beslenir.

    2. Mikrofonu tutan el, güce hizmet ediyorsa, ses halkın değil iktidarın sesidir.

    3. Manşetler halkı bilgilendirmiyor, eğlendiriyorsa; gerçekler çoktan yanmıştır.

    4. Medya, dumanı gösterip yangını gizlediğinde, halkı oyalamaktan başka işlevi kalmaz.

    5. Haberin ciddiyeti yerine komedi geçerse, gerçekler unutulmaya mahkûmdur.

    6. Sansür sadece susturmakla değil, gerçekleri küçümsemekle de yapılır.

    7. Mizah, gerçeği görünür kılmak içindir; onu maskelemek için değil.

    8. Gazeteci, halkı güldürmek için değil, düşündürmek için yazmalıdır.

    9. Medyanın hafızası zayıfladıkça, halk da unutmayı öğrenir.

    10. Gerçek ekranlarda yoksa, zihinlerde de silinir.

    11. Dumanı izleyen halk, yangına müdahale edemez.

    12. Gazetecilik, halk adına değil, reklam adına yapılıyorsa, habercilik ölmüştür.

    13. Eleştirel medya susturulmuşsa, demokrasi sadece bir etikettir.

    14. Manşetler halkı değil patronu memnun ediyorsa, gazetecilik değil ticaret yapılır.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir