



93.Duymadan Dinleyenler, Anlamadan Sevenler
İletişim sadece konuşmak mıdır?
İnsan duymanın yanında anlamak, hissetmek istemez mi?
İnsan çok bencil! Kendi dünyasında, kendi ezberinde yaşar. Birçok insanla diyalog kurar. Konuşur, sorular sorar, yanıtlar alır, ama, kimseyi gerçekten dinlemez, kimseyi duymaz. Çünkü çoğu insan karşısındakinde kendi istediklerini arar sadece. O da bir insandır gözüyle bakmaz. Kendi yansımasını arar onda.
Bu yüzdendir ki, ilişkiler çok yüzeysel kalır. Ezber cümleler, sahte tebessümlerden ileriye gitmez ilişkiler. Gün gelir biri iç geçirir: ‘’
Bu böyle olmamalıydı’’
Ama yine de ‘’ Ben yanlış yaptım’’ demez.
Hayat bazen bizi öyle sınavlara sokar ki, bu sınavları geçmek için neler yapmayız. Roller…Ezberler…gülerken ağlayan, ağlarken gülen cümleler…
Herkesin bir rolü vardır bu hayatta.
Kimi oyuncu olur sahnede, kimi seyirci kalır olan bitene. Ama bazen, doğallığın yerini ezber alınca, işler hiç de planladığımız gibi gitmez.
Duymalı. Sadece ağızdan çıkanı değil, bakışları…
Görmeli, sessizliğin nedenlerini. Yaptıklarımızı, yapılanları….
Hissetmeli. Ruhumzla, bütün içtenliğimizle ve samimiyetimizle…
İşte size, duyma yetisini kaybetmiş ama hâlâ “duyuyormuş” gibi davranan bir komşunun ibretlik ve bir o kadar da komik hikâyesi…
Hikaye deyip geçmeyin. Ne kulelerde yaşayanlar duyuyor, ne gülistan bahçelerinde dolananlar…
Duyduk diyenler, sanırım sağır olanlar….
Zaman Odur ki
Sağır bir adam vardı mahallede.
Yaşlandıkça kulakları iyice ağır işitmeye başlamıştı. Ama bunu kimselere belli etmiyordu. Erkekliğe laf gelmesin, “benim kulaklar süper çalışıyor” edasında dolaşıyordu. Nedense kimse kabul etmez ya eksikliğini. Oysa erdem demişti eskiler kabullenmelere….
Bu adam, bir gün komşusunun hasta olduğunu duydu. “Komşu hasta olmuş da ziyaret edilmez mi!” dedi kendi kendine. Fakat bir sorun vardı: Duyamıyordu ki ne dediğini anlasın!
Neyse, gitmeye karar verdi ama hazırlıksız da yakalanmak istemedi. Yıllardır izlediği dizilerden, dinlediği siyaset programlarından, aklında kalan hasta ziyaretlerinden bir senaryo yazdı kendine. Kafasında soruları ezberledi, cevaplarını da tahmin etti. Provasını yaptı:
– Selam verecek, selam alacak.
– “Nasılsın” diyecek, o da “fena değil” diyecek.
– Gülümseyip “şükür” diyecek.
– “Ne yiyorsun ne içiyorsun” diyecek, o da “hafif şeyler” der herhalde.
– “Afiyet olsun” deyip, birkaç moral cümlesiyle kapatacak. Doktoru sorarım. Zaten tek doktor var ilçede. ‘’ o iyi doktordur. Allah ondan razı olsun deyip işi bağlarım…
Plan hazır!
Kapıyı çaldı, içeri girdi:
Sağır: Selamun Aleyküm, kıymetli komşum!
Hasta: Aleyküm Selam komşum! Ne iyi ettin geldin, çok moralim bozuktu zaten.
Sağır: Nasılsın, iyi misin?
Hasta: Komşum, perişanım! Ölüm döşeğindeyim resmen!
Sağır (Gülümseyerek): Maşallah, çok sevindim. Ne güzel!
Sağır: Ne yiyorsun ne içiyorsun, değerli komşum?
Hasta (sinirli): Zıkkım yiyorum, zehir içiyorum!
Sağır: Oooh, afiyet olsun! Yarasın inşallah!
Sağır: Doktora gittin mi, kim baktı sana?
Hasta (iyice öfkeli): Azrail geldi komşum, Azrail!
Evde bulunan diğer insanlar bu konuşmayı duyunca dona kaldılar. Hasta neye uğradığını şaşırdı. Yıllardır birlikte oturduğu komşusu resmen beddua mı ediyordu, neydi bu hâl?!
Sağır (rahat): Oh süper! Ayağı uğurludur onun. Kurtarır insanı sıkıntıdan.
Sağır: Ne zaman kalkarsın dediler?
Hasta: Ölünce!
Sağır komşu ise içinden “Vazifemi yaptım, Allah razı olsun benden” diyerek izin istedi: ve son cümlesini söyledi:
– Allah tez zamanda seni kaldırsın ?
Fıkradan Anladıklarımız
- “Söz ağızdan çıkar, gönülde anlam bulur.” (Türk atasözü) Gerçek iletişim yalnız kelimelerle değil, samimiyetle kurulur.
- “Kulak duyar, kalp anlar.” (Azeri atasözü) İnsan sadece sesi değil, duyguyu da dinlemelidir.
- “Ezber söz gönle varmaz.” (Anadolu halk sözü) Hazır kalıplar gerçek ilişkilerde işe yaramaz.
- “Sağır kulağa söz, kapalı kapıya selam gibidir.” (Kayseri yöresi halk sözü) Anlamadan yapılan iletişim çoğu zaman boşa gider.
- “Bakış bazen sözden büyüktür.” (İran / Fars atasözü) Sessizlik ve mimikler de iletişimin önemli parçalarıdır.
- “Gönül kulağı açık olmayan, sözü yanlış duyar.” (Türkmen atasözü) Empati eksikliği yanlış anlamaların temel sebebidir.
- “İnsan kendi sesini çok duyarsa, başkasını işitemez.” (Hint atasözü) Bencillik sağlıklı iletişimi engeller.
- “Söz söylemek kolay, anlamak ustalıktır.” (Özbek atasözü) İyi iletişim emek ve dikkat ister.
- “Kalpten çıkan söz kalbe gider.” (Türk atasözü) Samimiyet iletişimin en güçlü unsurudur.
- “Duyduğunu değil, demek istediğini anlamaya çalış.” (Karadeniz halk sözü) İletişimde niyet ve bağlam önemlidir.
- “Ezber insanı kurtarmaz, düşünce kurtarır.” (Ankara yöresi halk sözü) Hazır cevaplar ilişkilerde çoğu zaman sorun üretir.
- “Gülümseme bazen yanlış tercüman olur.” (Azeri atasözü) Uygunsuz tepki, iyi niyetli olsa bile kırıcı olabilir.
- “Söz yarası kulaktan değil, gönülden açılır.” (Türk atasözü) Yanlış iletişim duygusal incinmeye yol açar.
- “Görmeden hüküm verme, duymadan söz söyleme.” (İran atasözü) Sağlıklı iletişim için gözlem ve dikkat gerekir.
- “Dinlemek sabrın, anlamak sevginin işidir.” (Türkmen atasözü) İlişkilerde sabır ve şefkat temel unsurlardır.
- “Kulağı ağır olan değil, kalbi kapalı olan sağırdır.” (Anadolu halk sözü) Asıl sorun fiziksel değil, duygusal duyarsızlıktır.
- “Söz doğru olsa da zaman yanlış olabilir.” (Hint atasözü) Her iletişimde zamanlama önemlidir.
- “Bir yanlış cevap bin kırgınlık doğurur.” (Özbek atasözü) İletişim kazaları ilişkileri derinden etkiler.
- “Sevgi anlamadan büyümez.” (Türk halk sözü) Gerçek bağ, karşı tarafı hissetmekle oluşur.
- “Kulak kapalıysa gönül de yalnız kalır.” (Karadeniz halk sözü) İletişimsizlik toplumsal yalnızlığı artırır.
Metin KOCA