Dünyanın Merkezi Neresidir Hocam?
Gerçeğin Merkezine Yolculuk….
Modern insan, bilgi çağında yaşamasına rağmen hakikatten her zamankinden daha uzak….
Günümüzde gerçeklik, artık deneyimle değil; ekranla, görüntüyle, özellikle de reklamlarla inşa ediliyor.
Ne düşüneceğimizi, neye hayran olacağımızı, hatta neyin iyi ve doğru olduğunu bile biz seçmeden önce reklamlar belirliyor. Sadece ürünleri değil, idealleri de paketleyip sunuyorlar. Güzel görünmenin, başarılı olmanın, mutlu olmanın kalıpları hep bu sahte görsellerle zihnimize kodlanıyor. Oysa asıl sorun şurada başlıyor:
Sorgulamadan kabul ettiğimiz her şey, bizi hakikatten biraz daha uzaklaştırıyor.
Reklamlar artık yalnızca bir tüketim aracı değil; bir yaşam biçimi, bir düşünce kalıbı oluşturuyor.
Tüketimi meşrulaştırırken, sorgulamayı değersizleştiriyor. “En doğruyu biz biliriz” havasıyla yönlendirilen bireyler, kendi aklından şüphe eder hale geliyor. Gerçeği değil, gösterilen versiyonunu yaşamaya başlıyoruz.
Düşünmek yorucu geliyor; çünkü düşünene “asi”, sorgulayana “uyumsuz”, farklı düşünen bireye ise “tehlikeli” damgası vuruluyor.
Fakat insan; aklıyla vardır, sorularıyla büyür, şüpheyle derinleşir.
Bilim, felsefe ve din – bu üç temel sütun – bize farklı açılardan aynı çağrıyı yapar:
Düşün. Sorgula. Anlamaya çalış. Ama biz çoğu zaman cevabını değil, kalabalığın alkışladığını doğru kabul ediyoruz. Bilgiye değil, ezbere sarılıyoruz.
Hakikati değil, alışkanlıklarımızı savunuyoruz. Bu sebeple, en çok sorulması gereken sorular bile ya hiç sorulmuyor ya da cevabı çoktan dayatılmış şekilde sunuluyor.
Dinimiz “Hiç düşünmez misiniz?” diye sorarken, felsefe “Neden böyle?” sorusuyla düşüncenin kapısını aralar.
Bilim deneyle, eğitim ise merakla ilerler. Fakat biz; soru sormayı ayıp, sorgulamayı isyan, farklı düşünmeyi tehdit sayar olduk. Herkes her şeyi bilir ama kimse “bilmeyebilirim” demeye cesaret edemez.
İşte bu zihinsel tembelliğin ve kibirli bilgiçliğin tam karşısında durur Nasreddin Hoca… Mizahı, felsefeyi, teolojik bir basireti ve halk zekâsını bir araya getirerek, “dünyanın merkezinin” aslında ne olduğunu neresi olduğunu soranlara cevabını verir. Mizahın ardına gizlenmiş bir hikmetle…
Zaman Odur ki
Birkaç kendince “okumuş”, her şeyi bilen edasıyla yola çıkan ülema tipi, Hoca Nasreddin’in yanına gelir. Amaçları hocayı küçük düşürmek, bilgisini toplum önünde sorgulayıp kendilerini yüceltmektir. Bilmişliğin, laf ebeliğinin nimetlerinden faydalanmayı umut ederler.
Hoca, önyargısız sormak şartıyla ( ön yargıyla sorulan hiç bir şeyin sonuç vermeyeceğini bilir çünkü...) soruları kabul eder. Cevaplarını vermeye de hazırdır.
— Hocam! Dünyanın ortası neresidir?
— Eşeğimin ön ayaklarının bastığı yer, dünyanın tam ortasıdır. İnanmıyorsanız ölçün, der.
Bir diğer soruyu sorar:
— Gökyüzünde kaç yıldız vardır?
— Benim eşeğimin ve ailesinin üzerindeki kıllar kadar yıldız vardır. İnanmıyorsanız onları da sayabilirsiniz.
Bilmişler, hocanın cevapları karşısında sinirlenir ve alaycılığı artırırlar:
— Benim sakalımda kaç kıl vardır?
— Eşeğimin kuyruğundaki kıl kadar vardır.
— Bunu da uydurdun. Nasıl anlayacağız aynı sayıda olup olmadığını?
— Çok kolay. Bir kıl senin sakalından, bir kıl eşeğin kuyruğundan çekerek sayarız.
İyice gerilen bilmişler, hocanın sabrını zorlar:
— Peki hocam, dünyamızın boyu kaç arşındır?
Hoca, o sırada oradan geçmekte olan bir cenazeyi işaret eder:
— Bu sorunuzu tabuttaki kişiye sorun. Bakın, dünyaya gelmiş, ölçmüş, biçmiş, işini bitirip geri gidiyor…
Fıkradan Anladıklarımız
- Gerçeği öğrenmek isteyen değil, egosunu tatmin etmek isteyen toplumlar öğrenmekten çok, yargılar.
- : Bilgi, statü kazanmak için değil; toplumu ve bireyi inşa etmek için kullanılmalıdır.
- : İnanç, aklı dışlamaz; aksine tefekkürle derinleşir.
- : Soru sormayı öğrenmemiş birey, düşünmek yerine ezberi tercih eder.
- : Bilimsel bilgi ölçülebilirlik ister ama bazı sorular, cevaptan çok düşünme biçimi kazandırır.
- : Hakikat bazen ironide, bazen eşek kuyruğundaki bir kılda gizlidir; mesele görebilmektir.
- : Kötü niyetli sorgulamalar, bilgiye değil kibire hizmet eder.
- : Bilgi, sadece ne olduğunu değil; neden ve nasıl olduğunu da anlamayı gerektirir.
- : Bilgeliğin ölçüsü cevaplarda değil, soruların niyetinde gizlidir.
- : Eğitim sistemleri, sadece doğru cevabı değil, doğru düşünmeyi de öğretmelidir.
- kibirle sorduğumuz soruların ardında aslında ne kadar boş olduğumuzu gösterir.
- dünyanın merkezi, İnsanın aklı, kalbi ve niyeti nereye yönelmişse, belki de orasıdır.
Metin KOCA
