Haksız Mıyım Doktor Bey?
İnsan tuhaftır… Acıdan kaçar, ama acıyı üreten koşullara sadakatle sarılır. Çünkü bizim toplumda acı çekmek bir meziyet, sabretmek ise neredeyse bir ibadettir. Üstelik neye sabrettiğimiz değil, ne kadar sustuğumuz önemlidir.
Modern hayat, bizden “akıllı çözümler” bekler ama ne hikmetse biz, sorunlara kendi kendimizi sakatlayarak yanıt vermeyi tercih ederiz. Psikologlar buna “kaçma davranışı” der, biz ise “kader” deyip geçeriz. Temel’in hikâyesi işte bu büyük kaçışın küçük bir simgesidir.
Çocuk evlensin diye borca giren bir baba, iş batınca kendini sıkıntıdan dar ayakkabıya mahkûm eder. Yetmezmiş gibi, ayağını sıkan ayakkabıyı değil, ayağını cezalandırır. Çünkü sorunla değil, acıyla savaşmak bize daha tanıdık gelir. Ayakkabıcıyla yüzleşmek yerine, ayağımızı vururuz. Sonra da “sence ben haksız mıyım?” diye sorarız.
İşte burası bizim toplumun en ironik sahnesidir: Çoğu zaman haklı olduğumuza kendimiz bile inanmayız ama haksız olmayı da kabullenemeyiz. Çünkü bizde sorunlar değil, onların yol açtığı duygular çözülmeye çalışılır. Borçlar değil, botlar sıkıyorsa sıkıntı vardır.
Zaman odur ki
İnsan bazen öyle kararlar alır ki, başta mantıklı gibi görünür ama sonunda mantığın bile “ben bu işe karışmam” diyerek kenara çekildiği bir hikâyeye dönüşür.
Karadenizli Temel hastane acil servisine topallayarak girer. Üzerinde ter, gözünde panik, ayağından oluk oluk akan kanla yardım ister:
— “Doktor Bey! Ölüyorum! Ayağımı vurdum… Lütfen yardım edin!”
Doktor, Temel’in kanayan ayağına bir bakar, sonra yüzüne döner:
— “Evladım sen kendi ayağına niye ateş ettin? Hangi akıl bunu sana yaptırdı?”
Temel derin bir iç çeker, yere çöker gibi olur. Konuşmaya başlar:
— “Çocuğu evlendirdim doktor bey… Altın aldım, borçlandım. Arabayı sattım. Üstüne kredi çektim, çocuğa dükkan açtım. Dükkan battı. Kredi bana kaldı. Altın gitti. Ev, araba gitti. Ben de bu acıyı unutmak için kendime dar bir ayakkabı aldım…”
Doktor gözlüğünü çıkarıp şaşkınlıkla dinlerken Temel devam eder:
— “O ayakkabı ayağımı o kadar sıkıyordu ki, diğer acılarımı unutturuyordu. Ama sonra fark ettim ki bu defa da ayakkabının acısıyla yaşıyorum. Ayakkabıcıya gitsem ya masraf çıkaracak ya yeni ayakkabı satacak. Sinirlendim, bastım tetiği, ayağımdan vuruldum. Şimdi ne ayakkabıyı hissediyorum, ne eski acılarımı. Ama doktor bey, ayağım… Çok acıyor…”
Gözleri dolu dolu bakar:
— “Sizce ben haksız mıyım, doktor bey?”
Fıkradan Anladıklarımız
-
Acıyı çözmek yerine, acıyı unutturacak yeni acılar yaratmakta üstümüze yoktur.
-
Ayakkabının ayağı sıkması normaldir; yeter ki kimseye dert anlatmak zorunda kalmayalım.
-
Bir iş batınca iş yerine kendimizi batırırız, çünkü patron biziz ya!
-
Ayakkabıcının sistemi bozması ihtimali, ayağımızı bozma fikrinden daha korkutucudur.
-
Sorunu çıkaranla yüzleşmektense, sorunun etkisini kendi bedenimizde azaltmaya çalışırız.
-
Toplum olarak bir yanlışı çözmektense, yeni bir yanlışa sığınmayı tercih ederiz.
-
Ayakkabı dar geldi diye ayağı kesmek, bizde çözüm sayılır.
-
Hakkını aramak pahalıysa, hakkını kendinden alırsın.
-
Sıkıntıları konuşmak ayıptır; susmak fazilettir.
-
En büyük korkumuz başkalarıyla yüzleşmek, en kolay hedef ise kendimizdir.
-
Küçük sorunları biriktirip büyük patlamalarla yok etmek, en ulusal çözüm yöntemimizdir.
-
Ayağa sıkılan kurşun, çoğu zaman dile gelmeyen yılların sembolüdür.
-
Sorunu çıkaran sistemle değil, sistemi taşıyan organla savaşırız.
-
İnsanlar dertlerini unutmak için acı çekerken, toplum onları sabırlı ilan eder.
-
Ayağı vuran bot, ruhu sıkan hayatı unutturur. Ne garip değil mi?
-
Acıya alışmak, çözüm aramaktan daha yaygın bir baş etme yöntemidir.
-
Ekonomik sıkıntının çözümünü psikolojik travmaya dönüştürmekte ustayız.
-
Gerçek sorumluyu hedef almak cesaret ister; o yüzden hedef hep ya kendimiz ya en yakınımızdır.
-
‘Haksız mıyım doktor bey?’ sorusu, ‘haklı olsam ne değişirdi?’ anlamına gelir.
-
Ve son olarak: Bizde kriz çözülmez; krizle yaşamaya alışılır.
Metin KOCA
