
29.Bu Ülke Bizimse, Kavga Neden?
Bu toprak hepimizin…
Kiminin ayakkabısında çamur, kiminin yüreğinde özlem…
Ama toprağa bastığımızda çıkan ses aynı: “İnsan!”
Sağımız da solumuz da bir. Sağcımız da solcumuz da farklı görünse de özde aynı değil miyiz?
Irklarımız farklı, dillerimiz çeşit çeşit olabilir…
Ama acı aynı yerden vurur; sevinç aynı yerden güldürür bizi.
Gözyaşı hangi gözden düşerse düşsün, tuzlu ve renkleri bir; Ve hangi çocuk ağlarsa ağlasın, içimizi acıtır bizim.
Mezheplerimiz ayrıdır belki, ama, Allah’ımız birdir.
Kimin duası kabul olur bilinmez, ama hangi dua yürektense o dokunur semaya. Yaratan ırkını, dilini, mezhebini, diplomasını sorar mı ki hiç…
Bu coğrafyada ayrılık değil, birlik yeşermeli artık. Çünkü biz, bizden gayrı dost bulamayız. Küresel yapılanmaları görünce bunu öyle açık ve net anlıyoruz ki…
Peki neden bu ötekileştirmeler?
Neden bu mahalle baskıları, neden bu kısır döngüler, Heeep aynı oyunlar neden?
Kim ekti aramıza ayrılık tohumlarını?
Ve biz neden su taşıyoruz o tohumlara?
Birbirimizi itmeden, hor görmeden; farklılıklarımızı kavga sebebi değil, zenginlik vesilesi yaparak birlikte bakmamız gerek miyor mu bu topraklara.
Zira bu dünya, bu ülke, bu gökyüzü hepimizin…
Tıpkı Ali ile Veli gibi…
Bir karış toprak için, kardeşliğin yarım asırlık gövdesini devirdiler.
Ama sonunda, yorgun düştüklerinde bir şey fark ettiler:
Tarlanın sınırı değişebilir, ama insanlığın sınırı olmamalıydı.
Bu fıkra, kaybettikten sonra dövünmenin ne kadar anlamsız olduğunu, ne yazık ki bize acı bir gülümseme ile hatırlatır.
Bu trajikomik gerçeği Ali ile Veli’nin hikayesinde okumaya başlayalım….
Zaman Odur ki
Tarla Kavgası, kabir Provası olmuş.
Biz tarla diyelim sen başka meseleleri de anla….Sonuçta bir cehalet meselesi bu.
Bir köyde Ali ile Veli, çocukluk arkadaşı…
Birlikte çobanlık yapmışlar, aynı leğende karpuz yemişler. Aynı derede çimmişler. Ama ne olduysa… oldu!
Ali’nin tarlasıyla Veli’nin sınırı bir karış kaymış; tıpkı önceki yıl Veli’nin horozunun Ali’nin bahçesinde ötmesi gibi, bu küçük olaylar birikiyordu.
Kaymış derken, yağmurdan sonra toprağın kabarması mı dersin, ineğin ayağının kayması mı… belli değil!
Ama tartışma net:
— “Senin kazığın benim hududu geçmiş!”
— “Hududu ben mi çizdim kardeşim, dünya dönüyo, belki tarla kaydı!”
İlk gün sadece ağız dalaşı…
Ertesi gün hafif omuz atmalar…
Üçüncü gün ise:
“ALLAH’IN SELAMI ÜZERİNE OLSUN! ( Selamun Aleyküm) “ diyen kimse kalmadı.
Sözlü tartışma, itiş kakışa…
İtiş kakış, yumruk yumruğa derken, köyün ortasında sanki dünya savaşı başladı…Ama burada Bloklar yok, seyirciler var uzaktan….Akbabalar pencerelerde….
Ali, Veli’ye:
— “Seni adam sanırdım da buğdayla samanı karıştırmaz derdim.”
Veli, Ali’ye:
— “Saman kafalı! O tarlada yetişen mısır değil, senin nefretinmiş meğer!”
Birbirlerini öyle dövüyorlar ki, sanki tarla babalarının malı değil de miras kalan kutsal emanet.
Saatler geçiyor…
Ne kan kalıyor, ne öfke.
Ali bir köşeye yığılmış, Veli diğer köşeye.
İkisi de yerden nefes alıyor; gökten merhamet bekliyor…Birisi gelse de ayırsa bizi….
Ali nefes nefese:
— “Velii… bizimkiler niye gelmedi hâlâ! Bizi kurtarmak veya ayırmak için… ?”
Veli:
— “Bilmem… belki de bizi birbirimizden kurtarmak istemediler!”
İkisi birden güler gibi , ağlar gibi hırlıyor / hırıldıyor…
Boğazlarındaki kin, artık ter gibi akıyor.
Sonra Ali konuşuyor:
— “Veli, bak… dünya kadar kavga ettik, gelen giden yok… El oğlu düğün dernekte, biz mezar provasındayız!”
Veli:
— “Ee ne diyon? Barışak mı?”
Ali:
— “Bizim bizden başka kimsemiz yok. Düşmanımız bile bizden değil… Kardeşken birbirimize yabancı olmak da neyin nesi? Essah diyon sanki!”
Veli:
— “Hee. Essas diyom, hemi de doğru dersin… O zaman barışalım. Ama sürünerek yanıma gel, benim gelecek halim kalmadı. Gel de bir keyif cigarası yakalım…”
Fıkradan Anladıklarımız
- “İki taş sürtünürse kıvılcım çıkar, ama evi yakarsa ikisi de kül olur.” (Anadolu halk sözü) Kavga iki tarafı da yakar, kazanan bırakmaz.
- “Komşu kavga ederse yabancı kapıdan girer.” (Kafkas halk sözü) İç çekişme dış müdahaleye kapı açar.
- “Bir nehir ikiye bölünürse denize varamaz.” (Orta Asya Türk sözü) Bölünen toplum hedefe ulaşamaz.
- “Kardeşinle arana dağ koyma, sonra geçit ararsın.” (Doğu Anadolu sözü) Küçük kırgınlıklar büyürse telafisi zor olur.
- “Toprağı paylaşamayan, toprağa birlikte girer.” (Anadolu irfan sözü) Dünya kavgası sonunda herkesi aynı sona götürür.
- “Çatlak kazan su tutmaz.” (Türk halk sözü) İçten bölünen yapı ayakta kalamaz.
- “Birlik olmayan yerde dirlik olmaz.” (Türk atasözü – az kullanılan form) Huzur ancak beraberlikle mümkündür.
- “Aynı çatı altındakiler birbirine düşerse yağmur içeri yağar.” (Karadeniz sözü) İç kavga herkesi savunmasız bırakır.
- “Kurt sürüyü dışarıdan değil, ayrılıktan bulur.” (Türkmen atasözü) Zayıflığın kaynağı parçalanmadır.
- “Dostunu iten düşmana yer açar.” (Azeri atasözü) Yakını uzaklaştırmak tehlikeyi büyütür.
- “Bir dal kırılırsa ağaç sarsılır, kök çatırdarsa orman yıkılır.” (Anadolu hikmet sözü) Küçük kavgalar büyük yıkımların habercisidir.
- “Kardeş kavgası yabancıya bayramdır.” (Balkan Türk sözü) İç çekişmeden başkaları fayda sağlar.
- “Yol arkadaşını kaybeden hedefini de kaybeder.” (Orta Asya atasözü) Birlik bozulursa yön de kaybolur.
- “Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir orduyu kaybettirir.” (Eski Türk–Moğol sözü) Küçük ihmaller büyük felaketlere dönüşür.
- “Göl aynıysa balık kavga etmez.” (Anadolu taşlaması) Aynı değerleri paylaşanlar çatışmaz.
- “Yük paylaşılırsa hafifler, kin paylaşılırsa ağırlaşır.” (Modern Anadolu hikmet sözü) Birlik yükü azaltır, düşmanlık artırır.
- “Aynı sofrada oturanlar birbirine düşerse aç kalan hepsi olur.” (Türk halk sözü) Kavga herkesin kaybına yol açar.
- “Bir kıvılcım köyü yakar, bir söz gönlü yıkar.” (Anadolu sözü) Küçük şeyler büyük yıkımlar doğurur.
- “Barışı erken kuran, savaşı hiç yaşamaz.” (Tasavvufi hikmet sözü) En büyük akıl, kavgayı başlamadan bitirmektir.
- “Biz bölünürsek sınır büyür, biz birleşirsek yürek büyür.” (Modern Anadolu hikmet sözü) Asıl güç birliktedir.
Metin KOCA