43.Sürpriz Değil, Bildiğimiz Hayat!

43.Sürpriz Değil, Bildiğimiz Hayat!

Süpriz nedir deseler,  bir anda bizi değişime sokan, şaşırtan, sevinçli veya üzücü hallere deriz derim.

Hayat, sandığımız kadar “sürprizlerle dolu” bir yer değildir aslında.

Bu cümleye itiraz eden çok olur, ama çoğu da zaten şark kültürünün büyülü sisinde yaşamaya alışmışlardır.

“Hayat bu, belli mi olur?” deriz ya hani… İşte o “belli olmama” hali, aklın, bilimin ve deneyimin yerine kaderci boşluğu ya da güvenli bir gurubun ezberini koymanın kibarcasıdır.

Oysa doğa dürüsttür. Fizik yalancı değildir. Hayatta olacakların çoğu önceden  “belli olur.”

Mesela…

Bulut gökyüzünde süzülüyorsa, büyük ihtimalle yağmur yağacak demektir. Bunu anlamak için meteorolog olmaya gerek yok.

Ama biz ne yaparız?

Yorganı dışarı asarız, sonra da pikniğe gideriz.

Sonra “Sürpriz oldu, yağmur yağdı” diye ağlaşırız.

Hayır! Sürpriz olmadı. Sadece senin aklın bir yerlerde  kaldı.

Çalışmıyorsun… kazanamayacaksın.

Eğitim sistemine, altyapısına yatırım yapmazsan…. kalkınma bekleyemezsin…

Yönetemiyorsun… ne kadar hamasi nutuk atsan da “yönetemedi” denilecek.

Çalıyorsun… bir gün bir yerden mutlaka çıkacak.

Hızlı gidiyorsun… kaza yapacaksın.

O kişi sana uygun değil…. mutsuz olacaksın.

Ve hayatın kendisi bu kadar hesaplıyken biz hâlâ “bakalım ne olacak” diye yaşıyoruz.

Bu bir saflık değil, bir gaflet biçimi.

Ve ironik olan şu ki, biz bu gafleti sürpriz sever bir kültürel romantizm zannediyoruz. Uyduk Kadere Allahu Ekber!… Elbette Kader var….Yaratan var….

O Allah Gözünüzü aklınızı kalbinizi bağlayıp körebe oynayın ben sizi tutarım demiyor ki!

Tarih boyunca havuz problemleri değişmedi:  O havuzun dibi delikse, 10 musluk da açsan su bitecek….

İster Osmanlı ol, ister Cumhuriyet, ister Avrupa Birliği hayali kur…Gerçeklik değişmiyor.

Ama biz “umut” adı altında gerçekleri inkar ederek yaşamak istiyoruz.

Daha çok çalışmadan zengin olmayı, bilmeden alim olmayı, yönetemeden güçlü olmayı…

Ve sonra da ”sürpriz” (  mi)  olunca  hayal kırıklığına uğruyoruz….

Hayır, hayal kırıklığı değil o; gerçeğin kendisi. Ama yine de aynı filmi izliyoruz. Sanırım İzlemeye de devam edeceğiz.

Hatta çoğu zaman aynı sahnede aynı hataya güldüğümüz fıkraları tekrar tekrar  anlatıyoruz, anlatacağız.

Çünkü biz hafızamızı kaybediyoruz. Kolektif hafızamızı.

Toplumsal, tarihsel, zihinsel, ahlaki hafızamızı…

Her yeni nesil, sanki ilk kez kandırılıyormuş gibi şaşırıyor.

Her kuşak, sanki adalet ilk kez bozuluyormuş gibi öfkeleniyor.

Oysa bu topraklarda adalet aramak, bazen camide Peygamber  aramak gibi bir şeye dönüşüyor.

Dini inanç kişisel vicdan ve sorumluluklarımız yerine, ritüellere veya dışa dönük gösterişe indirgenmesi  mi acaba din !!

Din bu topraklarda en çok konuşulan ama en az tanınan olgudur.

Herkes bir şekilde “inançlıdır” ama az kişi neyin inancına sahip olduğunu bilir.

Kur’an dillerde çoktur, ama gönüllerde azdır. İbadet çoktur ama ilim yoktur.

İman var gibi durur ama akılla teması kesilmiştir.

İşte bu yüzden biri çıkıp da caminin önünde Dostoyevski’nin “Kumarbaz” kitabını dağıtacağım deyince,

birileri gülmez… alkışlar.

Çünkü bu toplumda neye güldüğünü de, neye inandığını da çoğu zaman kimse bilmez.

Ve işte tam da böyle bir ortamda Hasan’la Temel sahneye çıkar.

Biri 3 numaralı ata, biri 2 numaralıya oynar Namazdan çıkışta.

Biri aslında daha önce o filmi izlemiştir. Diğeri ise, “sürpriz olur sandım” diyenin kurnazlığına gülmekten başka bir şey yapamaz.

Çünkü bazen en büyük sürpriz…Sürpriz olmadığını fark etmektir.

Bazı insanlar hayatı, bazıları filimleri  yaşar. Ama bizimkiler hem filmi yaşar hem hayatı oynar. Hele ki işin içinde “iddia“, “Kumar” ve “inanç” varsa, orada sıradanlık olmaz, Karadeniz felsefesi parlar. Hasan’la Temel bir gün sinemaya gitmişler, ama niyetleri film izlemekten çok… toplumu bilinçlendirmekmiş (!)

Zaman Odur ki

Hasan’la Temel sinemaya girmiş, film başlamış. Bir süre sonra sahnede bir at yarışı sahnesi çıkmış. Hasan birden heyecanla Temel’e dönmüş:

“Ula Temel, iddiaya var mısın? Bence bu yarışı 3 numaralı at kazanacak!”

Temel de gaza gelmiş:

“Hayır 2 numara kazanacak !”

Hasan gülerek eklemiş:

“Kaybeden, 100 tane Dostoyevski’nin ‘Kumarbaz’ kitabını alıp caminin önünde dağıtsın!”

Temel kaşlarını çatmış, itiraz etmiş:

“Ula niye caminin önünde?

–Çünkü, cami cemaati olarak zaten dinle kumar oynuyok, Kur’an’dan haberimiz yok. Bari milleti usulüne göre  kumar oynasın  ha! Edebini de kaybetmesin!”

Sinemadakiler homurdanmaya başlamış, “sessiz olun!” diye fısıltılar yükselmiş. Bizimkiler istemeye istemeye susmuş. Sahne bitmiş. Hasan’ın dediği gibi 3 numaralı at, yani ”Cilveli”, yarışı kazanmış. Temel’in tuttuğu at ”Hadiye” ise pistte ancak çay dağıtmaya yetişmiş.

Film çıkışında Temel, Hasan’ın kulağına eğilmiş:

“Ula Hasan… Ben senin oynadığı 3 numaranın kazanacağını biliyordum aslında.”

Hasan şaşırmış:

“Nerden biliyordun da söylemedin be adam?”

Temel iki parmağını havaya kaldırıp gayet sakin açıklamış:

“Birincisi… Sürpriz olur sandım.
İkincisi de… Filmi dün izlemiş olduğum belli olmasın istedim. Sana ayıp olmasın dedim.!”

Fıkradan Anladıklarımız

1. “Görmesini bilen için her şey aşikârdır.” Hayattaki olayların çoğu sürpriz değil; dikkatle bakana her şey önceden kendini gösterir.

2. “Akıl akıldan üstündür.” (Türk Atasözü) Temel bildiği hâlde susuyor; oysa bilgiyi paylaşmak hem bireysel hem toplumsal aklı güçlendirir.

3. “Ağaç yaşken eğilir.” (Türk Atasözü) Eğitim ve altyapıya zamanında yatırım yapılmazsa, kalkınma beklentisi boş bir hayaldir.

4. “Davulun sesi uzaktan hoş gelir.” (Türk Atasözü) Hamasi nutuklar ve dışarıdan parlak görünen söylemler, gerçekliğin yerini tutmaz; içi boş vaatler sadece uzaktan etkileyicidir.

5. “Sakla samanı, gelir zamanı.” (Türk Atasözü) Gizlenen bilgi veya gerçek, bir gün mutlaka ortaya çıkar; çalanın, saklananın sonu hep aynıdır.

6. “Kör ile yatan şaşı kalkar.” (Türk Atasözü) Bilinçsiz bir toplulukla hareket eden birey, kendi aklını da yitirir; grup itaati düşünceyi bastırır.

7. “Üzüm üzüme baka baka kararır.” (Türk Atasözü) Toplumsal hafıza kaybı bulaşıcıdır; herkes birbirinin cehaletini normalleştirince, hata tekrarı kaçınılmaz olur.

8. “Minareyi çalan kılıfını hazırlar.” (Türk Atasözü) Dindarlığı gösterişe indirgeyen, aslında gerçek inancın kılıfına bürünmüş bir cehalettir.

9. “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” (Türk Atasözü) Fırsat kaçtıktan sonra “ben biliyordum” demek hiçbir işe yaramaz; zamanında harekete geçmek şarttır.

10. “Tekerrürden ibrettir tarih.” (Doğu Atasözü) Kolektif hafızasını kaybeden toplumlar, aynı hataları kuşaktan kuşağa yineler.

11. “Körle yoldaş olan, çarşıya varınca anlar.” (Türk Atasözü) Bilgisizce benimsenen kadercilik, sonuçlarla yüzleşildiğinde acı bir uyanışa dönüşür.

12. “Lafla peynir gemisi yürümez.” (Türk Atasözü) Çalışmadan zenginlik, bilmeden alimlik, yönetmeden güç beklemek boş hayaldir.

13. “Delik taşa su dolmaz.” (Türk Atasözü) Temeli çürük olan bir sistemin üzerine ne kadar kaynak dökersen dök, sonuç değişmez; havuzun dibi delikse on musluk da fayda etmez.

14. “Her şeyin hayırlısı deyip yatma, aklını kullan.” (Halk Deyişi) Kadercilik, sorumluluğu Tanrı’ya havale etmek değil; akıl ve irade ile hareket etmemektir.

15. “Gülme komşuna, gelir başına.” (Türk Atasözü) Başkasının düştüğü hataya gülüp aynı tuzağa düşmek, toplumsal hafıza kaybının en acı kanıtıdır.

16. “Söz gümüşse, sükût altındır” sözü her zaman geçerli değildir. Bazen susmak erdem değil, sorumsuzluktur; Temel’in “biliyordum ama söylemedim” demesi, bilgiyi saklama günahıdır.

17. “Mum dibine ışık vermez.” (Türk Atasözü) Din en çok konuşulduğu yerde en az anlaşılır; ibadet çoktur ama ilim ve vicdan azdır.

18. “Acele giden ecele gider.” (Türk Atasözü) Hızla ve düşünmeden yaşayanın sonu bellidir; kaza yapacağını bilmek için kâhin olmaya gerek yoktur.

19. “Bir musibet bin nasihatten yeğdir.” (Türk Atasözü) Ama biz musibetten bile ders çıkarmıyorsak, o bin nasihat de o bir musibet de boşa gitmiş demektir.

20. “Akıl olmayınca ne yapsın kalp.” (Halk Deyişi) İman akılla temasını kestiğinde, inanç içi boş bir ritüele dönüşür; gerçek bilinç hem kalbi hem aklı birlikte işletmektir.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir