61.Elin Eşeğini Ararken, Kendi Eşeğini Kaybetme!

 

61.Elin Eşeğini Ararken, Kendi Eşeğini Kaybetme!

Yıllardır süregelen bir hakikat var ki, o da şudur:

Devlet, kendi malını kaybedince yer yerinden oynar. Ama vatandaşın canı kaybolsa, kimseden “geçmiş olsun” bile duymaz.

Kamunun malı kutsaldır; çünkü sahibinin dev bir eli vardır.

Ama vatandaşın derdi küçük görülür; çünkü sesi duyulmaz. Devletin kaybı, bir “ulusal kriz” gibi ele alınırken; halkın kaybı ise “kişisel mesele” kategorisinde değerlendirilir.

Sıfatları olan birinin eşeği( her türlü istek ve arzu) kaybolsa, köy ayağa kalkar; ama köylünün kendi eşeği kaybolduğunda, devlet burnunu bile kıpırdatmaz. Zaten çoğu zaman devletin gözünde birey, kendi kendine yetmesi gereken bir çobandır. Yani herkes kendi eşeğini, kendi bulmak zorundadır.

Bu fıkrada anlatılan yalnızca bir eşek meselesi değil. Bu, bireyle otorite arasında kurulan mesafenin, öncelik sıralamasının, acı karşısında takınılan tavrın bir özeti.

Zengin ve fakir karşılaştırması….

Kurum/ kuruluş vatandaş öncelemesi…

İnsanlar bazen sırf korkudan aramaya koyulurlar, bazen de zorunluluktan. Ama bir de Hoca gibi olanlar vardır:

Neşesini kaybetmeden, aklını kaybetmeden arar. Çünkü bilir ki, kaybettiği şeyi ancak umutla ve azimle bulabilir. Kendini hırpalamanın kimseye bir şey kazandırmayacağını bilir….

İnsanoğlu garip bir varlık. Yeri gelir, başkasının acısına türküyle yaklaşırız. Tavırlarımız davranışlarımız onu gösterir. Çünkü biliriz ki, o acı bizim değil. Yeri gelir, kendi acımızda ciğerimiz dağlanır. Ama bu iki hâl arasındaki fark, toplum olarak empati kurma yeteneğimizin ne durumda olduğunu gösterir.  Ebu’l-Hasan Harakani  Empatiyi Müslüman toplum için ne güzel ifade eder:

“Türkistan’dan Şam’a kadar olan sahada bir din kardeşimin parmağına batan diken, benim parmağıma batmıştır; birinin ayağına çarpan taş, benim ayağımı acıtmıştır. Bir kalpte hüzün varsa, o kalp benim kalbimdir.”

Ne olursa olsun, bir şeyi unutmamalıyız:

Başkalarının kaybı da bizim sorumluluğumuzdur. Elin kayıbıyla, sıkıntısıyla  alay etmeyelim, çünkü yarın biz de o duruma düşebiliriz.

Kayıplara, sıkıntılara birlikte el verirsek, daha çabuk buluruz. Üstelik kaybettiklerimizi ararken neşemizi de kaybetmezsek, yol boyunca umutla yürürüz.

Bir memlekette insanların değil, sadece belgelerin ve eşyaların peşine düşen bir sistem varsa…

O zaman biz de Hoca gibi türkü söyleyerek eşek arar, feryat zamanı gelince de neşe denen şeyin aslında ne kadar politik bir direnç olduğunu gösteririz.

Zaman Odur ki

Günün birinde Akşehir’de büyük bir telaş kopmuş. Subaşının (Selçuklu’da askeri vali, komutan) eşeği kaybolmuş. Ama bu, öyle sıradan bir eşek değilmiş. Hem devletin hem milletin gururu, hem Subaşı’nın kolu kanadıymış bu hayvan.

Subaşı öyle bir bağırmış ki:

— Çabuk bulun benim eşeği! Bulunmazsa, karışmam ha!

Köylüler neye uğradığını şaşırmış. Kimi evin altını üstüne getirmiş, kimi dağın tepesine tırmanmış. Herkes bir telaş içinde dört bir yana dağılmış. Yolda Nasreddin Hoca’ya da rastlamışlar:

— Aman Hocam, Subaşı’nın eşeği kaybolmuş. Yolda sahipsiz eşek görürsen mutlaka yakala ha!

Hoca sormuş:

— Eşek kimin dediniz?

— Subaşı’nın!

— Ha öyle deyin! Ararım, ararım… Hem de türkü söyleyerek!

Ve Hoca, elini arkasına bağlamış, kırlara doğru yürümeye başlamış. Ağzında bir türkü, aklında bin tilki… Yolda karşısına bir köylü çıkmış:

— Hoca, hayırdır, bu ne neşe? Türküyle nereye?

— Subaşı’nın eşeğini arıyorum.

— Yahu, türküyle eşek mi aranır?

— El elin eşeğini, hele ki Subaşı’nınkini, türküyle arar insan. Zorla aranıyorsa, bari gönül eğlensin!

Az ileride Hoca’nın karşısına bu sefer bir tanıdığı çıkmış:

— Hoca Efendi, senin de eşeğin kaybolmuş. Hanımın dedi ki “Eşeği bulsun!” Hadi bakalım, neşen yerinde, türkü de cabası! Kendi eşeğini de türkü söyleyerek mi arayacaksın?

Hoca saatlerce bu defa kendi eşeğini arıyor. Yine türkü söylüyor. Eşeği kaybolan türkü mü söyler Hoca Efendi denilince uzaklardaki tepeyi göstermiş:

— Benim eşek olsa olsa orada olur. Daha önce hep orada buldum. Ümidim var. Oradadır. Orada da yoksa… O zaman siz görün bendeki feryadı!

Köylü merakla sormuş:

— E hani türküyle arıyordun? Bulunmazsa niye feryat edersin ki?

Hoca gülerek cevaplamış:

— Önce ümitle ararım. Neşemi üzülerek kaybetmem. Umut bitince, siz o zaman görün bendeki yangını. Ama elin eşeği ise… Eh, türküsüz aramaya değmez!

Fıkradan Anladıklarımız

  1. 1 — “Ağanın gözü öküzü semirtir.” (Muş yöresi) — Devlet kendi malına göz kulak olur da vatandaşın derdi hor görülürse, adalet semirene değil, yalnızca güçlüye hizmet eder.2 — “Komşunun çatısı yanarken kendi damına bak.” (Zonguldak yöresi) — Başkasının kaybını seyrederken kendi kaybını göremezsin; empati körlükle başlar.

    3 — “Öksüzü kim acıtır? Yanağını sıkan acıtır.” (Ağrı yöresi) — Halkın acısını küçümseyen, zaten o acının sebebidir; devlet sahip çıkmazsa yara derinleşir.

    4 — “Düşenin dostu olmaz, kalanın kulu çok olur.” (Iğdır yöresi) — Gücü olan herkesin yanında durur; düşenin yanına kimse uğramaz, işte toplumsal çürüme budur.

    5 — “Hoca’ya sormuşlar ‘neden merkebi kaybettin?’ Demiş ‘kaybetmeseydim siz beni arar mıydınız?'” (Nasrettin Hoca) — Kayıp bazen insanın kıymetini hatırlatır; ama bunu anlamak için önce kaybetmek mi gerekir?

    6 — “Yağmurda ıslanmayana şemsiye dert olmaz.” (Hakkâri yöresi) — Derdi yaşamayan dert anlamaz; ıslanan bilir şemsiyenin kıymetini.

    7 — “Devenin hörgücü kendine yük değildir.” (Adıyaman yöresi) — Herkes kendi yükünü doğal sayar da komşunun yükünü abartır; empati tam da bu noktada başlar.

    8 — “Kendi gözündeki merteği görmez, başkasının gözündeki çöpü sayar.” (Mardin yöresi) — İnsanlar başkasının zararını büyüterek kendi ihmalini örtbas eder.

    9 — “Ağlayanın yanında gülenin yeri cehennemdir.” (Van yöresi) — Komşunun acısıyla alay eden, yarın kendi ağıtına ağlayacak kimse bulamaz.

    10 — “Hoca’ya demişler ‘eşeğini neden kendin aramıyorsun?’ Demiş ‘arıyorum ama kaybeden de bulan da ben olursam, arada adalet kalmaz.'” (Nasrettin Hoca) — Hem mağdur hem çözümcü olmak, bireyin omzuna yüklenen adaletsiz bir yüktür.

    11 — “Ocağı sönen eve kimse odun taşımaz.” (Tunceli yöresi) — Yoksulun sesi çıkmayınca yardım da gelmez; toplumsal sessizlik, acıyı derinleştirir.

    12 — “İki gözü olan bir bakar kendine, bir bakar komşuya.” (Kütahya yöresi) — Empati tek gözle olmaz; bir gözün kendinde, bir gözün toplumda olmalı.

    13 — “Paşanın atı şahlanınca herkes yol verir, köylünün eşeği düşünce kimse el vermez.” (Bilecik yöresi) — Güçlünün en küçük meselesi kriz sayılır, zayıfın en büyük acısı satır arasında kaybolur.

    14 — “Yangın uzakta olunca herkes seyirci, yakınına gelince herkes itfaiyeci.” (Sakarya yöresi) — İnsan, dert kapısını çalana kadar başkasının yangınını film gibi izler.

    15 — “Gülmeyi bilmeyen dükkan açmasın.” (Afyon yöresi) — Nasrettin Hoca’nın türküyle eşek araması gibi; neşeyi yitirmeden çözüm aramak, direnmenin en zarif hâlidir.

    16 — “Sırtlan leşi bölüşür, arslan avı paylaşır.” (Şanlıurfa yöresi) — Devlet, vatandaşının kaybını paylaşmazsa, kurumlar leş kargasına döner; asıl devlet, derde ortak olandır.

    17 — “Kurt dumanlı havayı sever.” (Gümüşhane yöresi) — Kaos ortamında asıl kazanan, kargaşadan nemalanan fırsatçılardır; halkın derdini çözmek yerine duman yayanlar.

    18 — “Mendile sarılan yara gözden ırak olur ama acısı dinmez.” (Düzce yöresi) — Bireyin derdi istatistiklere gömülünce görünmez olur; ama örtülen acı, alttan alta iltihaplanır.

    19 — “Beraber yağmura yakalanan birlikte kurulur.” (Karabük yöresi) — Kayıplara topluca el verilirse hem daha çabuk bulunur hem yol boyunca umut bitmez.

    20 — “Türkü söylenirken dağ delinir, ağıt yakılırken yürek.” (Kırıkkale yöresi) — Hoca türküyle ararken umudu diri tutar; umut bittiğinde ise feryat, toplumun vicdanını deler.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir