
76.Kralın Burnuna Gerçek Değdiğinde…
Toplumda bazı gerçekler vardır ki açık açık söylenemez. Çünkü hakikat, herkesin duymak istediği bir şey değildir. Hele söz konusu olan bir güç sahibiyse, ona hakikati söylemek bazen kelle istemek demektir.
Konuşmak başlı başına cesaret ister. Buralarda susmak, hayatta kalmanın en temel stratejisidir.
Tarihte nice krallar, padişahlar, liderler veya insanlar sadece bir söz yüzünden öfkelenmiş; “Sen bana nasıl böyle dersin?” deyip nice akıllı insanı harcamıştır. Çünkü bazı liderler veya insanlar, gerçekleri duymayı değil, övülmeyi sever.
Etraflarını da bu yüzden dürüstlerle değil, dalkavuklarla doldururlar.
Oysa bir insanın aynası, sadece kendine methiyeler dizenler değil; gerektiğinde hatasını söyleyebilen yüreklilerdir.
Ama işte bu yürek meselesi…
Herkesin taşıyabildiği bir şey değil.
Aynı zamanda konuşmak özgürlüktür. Ailede, okulda, toplumda…
Özgürlük, düşüncesini ifade edebilmekle anlam kazanır. Fakat bazı ortamlar vardır ki orada konuşmak kuralları gerektirir. Bazen de orada konuşmak başlı başına bir cesarettir. Hatta bırak konuşmayı, bir kaş hareketin, bir nefesin bile anlamı vardır oralarda. Öyle ki, oradakinin burnunun aldığı bir koku bile senin kaderini çizebilir.
Ve işte böyle yerlerde susmak da bir çeşit stratejidir. Hani Mevlana demiş ya: “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok; nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.” Biz de ‘’ nice sözler gördük, içinde fikir yok; nice suskunluk gördük, içinde hayatta kalma sanatı var ‘’deriz.
Ve unutma, bazı düzenlerde kokan yer, ortam değil, düzendir. Bozuk olan düzendir, alışkanlıklardır, davranışlardır…..Ama kimse burnunu açıp da bu kokuyu, bu yanlışı tarif etmeye cesaret edemez. Çünkü “Burada kötü bir koku var!” diyenin akıbeti, koku değil, ‘’korku’’dur.
Haydi şimdi kulak verelim de. bu gerçeklerin hayvanlar üzerinden anlatıldığı bir fıkraya geçelim.
Bakalım ormanın kralı ve üç temsilcisi ne haltlar yiyor…
Zaman odur ki
Ormanın kralı Aslan bir gün huzursuz uyanır. Rüyasında hayvanlar arkasından bir şeyler konuşuluyor, fısıltılar uçuşuyor:
— “Aslan’ın ini var ya… fena kokuyor ha!”
— “Ben geçen geçerken nefesimi tuttum vallahi.”
— “Kral dedik ama bu ne pislik yahu…”
Aslan bir sinirlenir. Ben onlar için çalışıyorum. Onlar için zaman harcıyorum. Onlar düşünmesin diye düşünüyorum..bunlar bana yapılır mı! Yani koskoca ormanın lideri, kükredi mi ağaçlar titrer… böyle bir şey nasıl olur? “Kim dediyse gelsin yüzüme söylesin!” der ama bilir ki kimse açık açık konuşamaz. O yüzden taktiği değiştirir, dedikodunun izini sürmek yerine “doğruluğu test” eder.
Hemen kurmay heyetini toplar: Kurt, Çakal, Tilki. Bunlar yıllardır Aslan’ın etrafında dolanır, bir nevi “danışman” kontenjanından ormanda gezerler.
Aslan hepsini mağarasının önüne çağırır, surat ciddi, ses gür.
Oturur tahtına, gözlerini diker önce kurda:
— “Kurt kardeş… bir şey soracağım, dürüst ol. Bu in kokuyor mu, kokmuyor mu?”
Kurt bir yutkunur. İçinden “Ne desem batacak gibi…” diye geçirir ama dürüstlüğü seçer:
— “Efendim… biraz… hafif yani… rutubetten belki… burnu tırmalıyor hafifçe…”
Aslan bir anda ayağa fırlar!
— “Ne diyorsun sen?! Benim evim kokar mı? Kralın mağarası leş gibi olur mu hiç?! Sen bana hakaret ediyorsun! Sen ormanı kokuya boğan kendi egonu bana yansıtıyorsun!”
Ve kurdu oracıkta parçalar. Kılını bile kıpırdatmadan. Gerisi sessiz.
Sıra gelir çakala. Aslan derin bir nefes alır, gözleri çakmak çakmak:
— “Peki Çakal kardeş, sen söyle. Kokuyor mu, kokmuyor mu burası?”
Çakal olan biteni görmüştür, içgüdüsel refleksle hemen karşı atağa geçer:
— “Aman efendim, olur mu öyle şey? Burası resmen saray gibi… lavanta kokuyor her yer adeta. Hatta yurtdışından gelen kuşlar sırf bu koku için uğruyor buraya!”
Aslan dişlerini göstererek kükreyiverir:
— “Demek bana yalakalık yapıyorsun?! Yalancılar kadar nefret ettiğim bir şey yoktur. Sen dürüst değil, çıkar peşindesin!”
Ve çakala da aynısını yapar. Ormanın çalılıkları kan kokar artık, koku meselesi falan kalmamıştır. Gözler tilkiye döner.
Tilki ne yapacağını bilemez. Dizlerinin bağı çözülmüş, dili damağına yapışmış. Aslan tilkiye döner:
— “Tilki kardeş… sıra sende. Kokuyor mu, kokmuyor mu bu in?”
Tilki bir iki öksürür. Sağ ayağını sola sarar, sola dönüp sağ kulağını kaşır. Sonra başını eğerek der ki:
— “Aman kralım… ben ne desem bilemem artık. Burnum tıkalı, galiba biraz üşütmüşüm. Grip olmuşum. Koku falan almıyorum vallahi… Hatta iki gündür yemek bile tat vermiyor.”
( Aslan Bir şey diyemez. Kendi kendine konuşuyor: Ne doğruluk var ortada ne de yalan. Cevap var ama, cevap gibi değil. “politik diplomat” gibi. Sağlıktan girdi. Sağlıkla konuşunca hepimiz kanmıyor muyuz yalanlara. Ben de inanmış gibi yapayım baari! )
” Tilki kardeşim. Sen artık has adamimsın…”
Fıkradan Anladıklarımız
- “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” (Türk Atasözü) Gerçekleri dile getiren kişi çoğu zaman dışlanır çünkü hakikat rahatsız eder.
- “Kral çıplak.” (Batı/Evrensel Anlatı – Andersen) Açık gerçeği söylemek cesaret ister; herkes görse bile dillendiremez.
- “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” (Anadolu / Mevlana geleneği) Samimiyet, hem bireyin hem de yöneticinin en temel erdemidir.
- “Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.” (Türk Atasözü) Yanlış bir sistemden doğru sonuç beklemek mümkün değildir.
- “Bal tutan parmağını yalar.” (Türk Atasözü) Güç çevresinde bulunanlar çoğu zaman çıkar peşinde olur.
- “Rüzgâr eken fırtına biçer.” (Türk Atasözü) Korku ve baskıyla kurulan düzen, sonunda daha büyük sorunlar doğurur.
- “Körler sağırlar birbirini ağırlar.” (Türk Atasözü) Gerçeklerin konuşulmadığı ortamda insanlar birbirini aldatır.
- “Ayna ayna olalı böyle yalan görmedi.” (Anadolu Deyimi) Sürekli övgü ortamında hakikat tamamen çarpıtılır.
- “Dost acı söyler.” (Türk Atasözü) Gerçek dost, hatayı söyleyebilen kişidir; yalakalık dostluk değildir.
- “Korkak bezirgân ne kâr eder ne zarar.” (Türk Atasözü) Sürekli susan ve kaçınan kişi ne kazanır ne de değiştirebilir.
- “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.” (Türk Atasözü) Dedikodu çoğu zaman bir gerçeğin izini taşır.
- “Tilki dönüp dolaşıp kürkçü dükkânına gelir.” (Türk Atasözü) Kurnazlık geçici çözümler sunsa da insanı aynı sonuca götürür.
- “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” (Türk Atasözü) Yalan ve yalakalık kısa vadede işe yarasa da uzun sürmez.
- “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” (Türk Atasözü) Gerçeklerin dile gelmesi için birlikte cesaret göstermek gerekir.
- “Kişi kendinden bilir işi.” (Türk Atasözü) Güç sahipleri çoğu zaman eleştiriyi değil, kendi egolarını görür.
- “Susma, sustukça sıra sana gelir.” (Modern Türk Sözü) Sessizlik, yanlışların büyümesine zemin hazırlar.
- “İki yüzlü dosttan, açık düşman yeğdir.” (Arap Atasözü) Dalkavukluk, açık düşmanlıktan daha tehlikelidir.
- “Hakikat güneş gibidir, balçıkla sıvanmaz.” (Türk Atasözü) Gerçekler ne kadar gizlenirse gizlensin, sonunda ortaya çıkar.
- “Bükemediğin eli öp.” (Türk Atasözü) Güç karşısında eğilmek bazen strateji olur ama erdem değildir.
- “Aslanın yanında gezen kurt, kendini aslan sanır.” (Afrika Atasözü) Güç çevresinde olanlar zamanla kendilerini olduğundan büyük görür.
Metin KOCA