75.Kervanın Özel İnsanları

75.Kervanın Özel İnsanları

Bazen hiçbir şey olmak, her şeyin yükünü hafifletmektir.

Dünya dediğin, uçsuz bucaksız bir çöle benzer demişler. Yolu belli, sonu belirsiz bir kervan yoludur. Vahalar olsa da çoğunlukla tehlikeler…sıkıntılar….

Bu çölde kimi zaman deve – eşek  oluruz eşya taşırız, kimi zaman yük olur taşınırız.

Kimi zaman anlam taşırız, anlamlar taşıtırız. Bazen de  ne var ne yok alırız sırtımıza,/ yüreğimize, aklımıza… anlamsızca, manasızca, aptalca…., neyi neden taşıdığımızı bile bilmeden sürüklenir gideriz… o kuytudan öbür kuytuya….

Zaman geçer, yük büyür, büyüdükçe sırtımızdaki yüklerle zorlanırız ve  kalbimiz yorulur. yoruldukça küçülür, güçsüzleşiriz….

Kimi gürültüyle yürür, yakar, yıkar ortalığı…ne gönül bırakır ne de dalında çiçek…

Kimi de sessizliğiyle öyle bir öğretir ki ruhumuzda şoklar bırakır

Bazısı da vardır, ne yük taşır ne yola yön verir, ama yürüyenlerin yüreğine su serper. çöl susuz olur mu…..

Hayat; mal, makam ve madalya değil Kervancı! 

Bir tebessüm, bir farkındalık, bir durup gökyüzüne bakabilme sanatı çoğunlukla.

Bakmak…derinliğiyle, etraflıca bakabilmek…

Bakmakla gördüğünü sananların,  güzellikleri kaybettiği, yerdir dünya…

Güzelliklerin, özel insanların, hayatın ince mesajlarının yanından geçip gideriz görmeden…..

işte burada görmek mi bakmak mı? sorusunu defaatle sormamız gerekir kendimize…

Görmeyiz çoğunlukla. bakar geçeriz.   Çünkü hep bir yerlere yetişme derdindeyiz.

Halbuki bazen durmak, gülümsemek ve hiçlikteki huzuru görmek gerekir.

Bunun için belki de görmek gerekir çoğunluklar içindeki özellikleri, güzellikleri…

Bazı insanlar vardır; Ne sesi duyulur toplumda, Ne de yeri görünür kalabalıkta.

Ama onların varlığı, bize yaşamanın anlamını fısıldar.

Onlar, farklı gelişen bireylerdir.

Dilsizce konuşan, yavaşça öğreten ve öğrenen…

Kimi zaman yürüyemeyen ama ruhumuzda iz bırakan  öğreticilerdir  onlar ..

Onlar “özürlü” değil, ” Özel insanlar” dır.

Özlü” insanlardır.

Hayatın süsü, güzelliği, özelliğidir.

Ve dünyanın Özüdürler.

Bu ”özel insanlar” zarar vermez, çıkar peşinde koşmaz, hırsla birilerini ezmeye çalışmaz.

Onlar, bize gülmeyi, sevinmeyi, paylaşmayı, yavaşlamayı ve en çok da şükretmeyi öğretir.

‘’Onlar dünyaya dalma, dünyalık için savaşma’’ diyen sessiz öğreticilerdir.

Bizim dışlamamız gereken değil, baş tacı etmemiz gereken mihenk taşlarımızdır, o, özel insanlar.

Hayattan zevk almanın, küçük şeylerle mutlu olmanın, “dünya malı dünyada kalır” demenin canlı örnekleridir.

Bu fıkrada da işte tam böyle bir insanın kervana alınma hikayesini okuyacağız.

bu kervan deve eşek kervanı dense de, biz de bu kervanın içindeyiz.  O kervandaki kimiz??

 

Zaman odur ki

(Ön bilgi: İpek Yolu, Çin’den başlayarak Orta Asya üzerinden Anadolu’ya ve oradan Avrupa’ya uzanan, tarihin en önemli ticaret yoludur. Baharat, ipek, değerli taşlar, bilgi, din ve kültürler bu yolla taşınırdı. Her bir kervan sadece mal değil, insan hikâyeleri de taşırdı.)

Vaktiyle İpek Yolu’nda büyük bir kervan yola çıkmış.

Moğolistan’dan yola koyulan 600 develik bir ticaret kafilesi. içinde atların ve eşeklerin de olduğu bir kervan, Çin’den aldığı malları Konya’ya ulaştırmak için uzun bir yolculuğa başlamış. O zamanlar yolculuklar öyle bir-iki gün değil, bazen altı ay, bazen bir yıl sürermiş. Kervandaki herkesin bir görevi varmış;

Kimisi deve güder, kimisi aşçı olur, kimisi kervanı yönlendirirmiş.

Mola süresi bitmiş, tam yola çıkacakları sırada, kervana doğru bir adam yürümüş.

Ne elinde yük, ne belinde kılıç…

Sakin, gülümseyen bir hali varmış.

– Beni de alın bu kervana, demiş.

Kervancıbaşı şöyle bir süzmüş adamı. Boş adam taşımaz bu kervan– Ne işe yararsın?

– Her şeyi biraz bilirim, demiş adam.

– O halde koruma ekibine alalım. Kılıç, kalkan, silah?

– Kılıç tutamam. Hem o elime ağır geliyor…

– Seyislik yap, deveye ata eşeğe bakar mısın?

– Hayvanlar beni pek sevmez. Zaten anlamam da…

– Aşçı ol bari.

– yemek yemeyi seviyorum. Yemek ayırımı da yapmam. Ama aşçılık yapmam.

– Aşçı yardımcısı ol, bbulaşıklarda yardımcı ol.?

– Ellerim yumuşak ve narin, fazla su ve deterjana ellerime iyi  gelmez.

– Yıldızlardan yol bulur musun?  Kervanı yönlendir. Yıldızlara bak, rotayı tuttur, mihmandar ol.

– Gece uykumu çok severim, yıldızlarla aram yok. Anlamam zaten yıldız işlerinden de…

Kervancı patlamış:

– Ee be adam! Ne korursun, ne pişirirsin, ne yol bilirsin… Bu kervana ne katkın var? – Ee seni neden alalım be adam? Kervana yük müsün sen?

Adam tebessüm etmiş:

Ben hiçim, demiş. Ama siz çok olduğunuz için, “hiç”e ihtiyacınız var.

Yolda yorgun düşersiniz, keyfiniz kaçar, dertle dolar çöl…

İşte o zaman bana bakarsınız.

Dersiniz ki:

“Bu adamın hiçbir şeyi yok ama mutlu!”

İçiniz açılır, yükünüz hafifler.

Ben size hayatın boşluğunu değil, hafifliğini hatırlatırım.

Kervancı bir süre susmuş. Sonra gülerek:

– Gel hele sen! Belki de en çok sana ihtiyacımız var.

 

Fıkradan Anladıklarımız

1 — “Yükü olmayan yolcunun adımı hafif, gönlü geniş olur.” (Kaşgay Türkleri halk sözü) — Hayatın ağırlığını taşımak kadar, o ağırlıktan arınmayı bilmek de bir erdemdir; hafiflik bazen en derin bilgeliktir.

2 — “Kervanda en sessiz yürüyen, çölün sesini en iyi duyan olur.” (Hakas Türkleri halk sözü) — Gürültü içinde kaybolmayan ruhlar, hayatın fısıltısını yakalar; sessizlik bir eksiklik değil, derinliktir.

3 — “Gözü açık olanın ayağı taşa takılmaz, gönlü açık olanın yolu karanlığa sapmaz.” (Salar Türkleri halk sözü) — Görmekle bakmak arasındaki farkı kavrayanlar, hayatın gizli güzelliklerini keşfeder.

4 — “Deve kervanı geçerken köpek havlar, kervan yürür.” (Türkistan halk sözü) — Değerli olan yoluna devam eder; dışarıdan gelen gürültüler yolcunun kıymetini azaltmaz, artırmaz.

5 — “Çiçeği koklayan arıyı kimse boş gezer sanmaz.” (Altay Türkleri halk sözü) — Dışarıdan işe yaramaz görünen uğraşlar, bazen en derin anlamları barındırır; yavaşlayanı küçümseme, belki de bal yapıyordur.

6 — “İnsanın değeri yükünde değil, yüreğindedir.” (Kumuk Türkleri halk sözü) — Sahip olunan mal mülk insanı tanımlamaz; asıl kıymet kalbin taşıdığı merhamette gizlidir.

7 — “Ağır yük deveyi çökertir, ağır dert insanı büker.” (Afşar Türkmenleri halk sözü) — Hayatta her yükü sırtlamaya çalışmak yıpratır; bazen bırakabilmek de güçtür.

8 — “Eli boş gelen misafir, gönlü dolu giderse ev bereketlenir.” (Balkar Türkleri halk sözü) — Maddi katkısı olmayanın manevi katkısı bazen çok daha değerlidir; gönül zenginliği sofrayı şenlendirir.

9 — “Çölde su arayan kuyuyu kazar, huzur arayan kalbini kazar.” (Karakalpak Türkleri halk sözü) — Gerçek huzur dışarıda değil, insanın kendi iç dünyasında saklıdır; dışarıda arayanlar çölde serap kovalar.

10 — “Gülümseyen yüz, kırk kapıyı açar.” (Tatar halk sözü) — Bir tebessümün gücü, kırk anahtardan fazladır; insanlar sıcaklığa kapılarını açar.

11 — “Duran su kokar, duran insan düşünür.” (Yakut Türkleri halk sözü) — Hız çağında yavaşlamak gerileme değildir; durmak bazen en verimli düşüncenin başlangıcıdır.

12 — “Gökyüzüne bakmayan, yıldızların varlığını inkâr eder.” (Tuva Türkleri halk sözü) — Farkındalık, ancak başını kaldırıp etrafına bakanın payına düşer; koşturmacada göğe bakmayı unutan, güzellikleri kaybeder.

13 — “Hiçbir şeyi olmayan adam, hiçbir şeyden korkmaz.” (Şor Türkleri halk sözü) — Kaybedecek bir şeyi olmayanın cesareti, her şeye sahip olanın korkusundan büyüktür.

14 — “Kervancının gözü yolda, bilgenin gözü yoldaştadır.” (Karluk Türkleri halk sözü) — Hedefe ulaşmak kadar, yanındakini fark etmek de yolculuğun bir parçasıdır; yolu değil yoldaşı gözeten bilgeliğe ulaşır.

15 — “Küçük çeşmeden büyük kervan su içer.” (Azerî halk sözü) — Mütevazı görünen kaynaklar koskoca toplulukları besleyebilir; büyüklük görüntüde değil, verdiklerinde gizlidir.

16 — “Sakat eşeğin sıpası yolu daha iyi bilir.” (Çuvaş halk sözü) — Engelli görünen, dışlanan, eksik sayılan varlıklar bazen en doğru yolu gösteren rehberlerdir.

17 — “Ağacın güzelliği meyvesinde, insanın güzelliği gülüşündedir.” (Karaim Türkleri halk sözü) — İnsanı değerli kılan dış görünüşü değil, etrafına yaydığı sıcaklık ve neşedir.

18 — “Rüzgâr esmese yaprak kımıldamaz, dert gelmese gönül olgunlaşmaz.” (Teleüt Türkleri halk sözü) — Hayattaki sıkıntılar insanı olgunlaştırır; sancısız büyüme, köksüz ağaca benzer.

19 — “Yükünü bırakanın yolu uzar ama nefesi yeter.” (Kumandı Türkleri halk sözü) — Gereksiz yüklerden kurtulan, yolculuğu daha uzun ve anlamlı sürdürür; hafiflemek bazen en akıllıca karardır.

20 — “İşten kaçanın bahanesi kırk, iş isteyenin yolu bir.” (Maraş yöresi halk sözü) — Çalışmak istemeyenin her duruma bir mazereti vardır; gerçek niyet bahanenin arkasına sığmaz, kendini ilk bakışta ele verir.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir