Kervanın Özel İnsanları
Bazen hiçbir şey olmak, her şeyin yükünü hafifletmektir.
Dünya dediğin, uçsuz bucaksız bir çöle benzer demişler. Yolu belli, sonu belirsiz bir kervan yoludur. Vahalar olsa da çoğunlukla tehlikeler…sıkıntılar….
Bu çölde kimi zaman deve – eşek oluruz eşya taşırız, kimi zaman yük olur taşınırız.
Kimi zaman anlam taşırız, anlamlar taşıtırız. Bazen de ne var ne yok alırız sırtımıza,/ yüreğimize, aklımıza… anlamsızca, manasızca, aptalca…., neyi neden taşıdığımızı bile bilmeden sürüklenir gideriz… o kuytudan öbür kuytuya….
Zaman geçer, yük büyür, büyüdükçe sırtımızdaki yüklerle zorlanırız ve kalbimiz yorulur. yoruldukça küçülür, güçsüzleşiriz….
Kimi gürültüyle yürür, yakar, yıkar ortalığı…ne gönül bırakır ne de dalında çiçek…
Kimi de sessizliğiyle öyle bir öğretir ki ruhumuzda şoklar bırakır
Bazısı da vardır, ne yük taşır ne yola yön verir, ama yürüyenlerin yüreğine su serper. çöl susuz olur mu…..
Hayat; mal, makam ve madalya değil Kervancı!
Bir tebessüm, bir farkındalık, bir durup gökyüzüne bakabilme sanatı çoğunlukla.
Bakmak…derinliğiyle, etraflıca bakabilmek…
Bakmakla gördüğünü sananların, güzellikleri kaybettiği, yerdir dünya…
Güzelliklerin, özel insanların, hayatın ince mesajlarının yanından geçip gideriz görmeden…..
işte burada görmek mi bakmak mı? sorusunu defaatle sormamız gerekir kendimize…
Görmeyiz çoğunlukla. bakar geçeriz. Çünkü hep bir yerlere yetişme derdindeyiz.
Halbuki bazen durmak, gülümsemek ve hiçlikteki huzuru görmek gerekir.
Bunun için belki de görmek gerekir çoğunluklar içindeki özellikleri, güzellikleri…
Bazı insanlar vardır; Ne sesi duyulur toplumda, Ne de yeri görünür kalabalıkta.
Ama onların varlığı, bize yaşamanın anlamını fısıldar.
Onlar, farklı gelişen bireylerdir.
Dilsizce konuşan, yavaşça öğreten ve öğrenen…
Kimi zaman yürüyemeyen ama ruhumuzda iz bırakan öğreticilerdir onlar ..
Onlar “özürlü” değil, ” Özel insanlar” dır.
“Özlü” insanlardır.
Hayatın süsü, güzelliği, özelliğidir.
Ve dünyanın Özüdürler.
Bu ”özel insanlar” zarar vermez, çıkar peşinde koşmaz, hırsla birilerini ezmeye çalışmaz.
Onlar, bize gülmeyi, sevinmeyi, paylaşmayı, yavaşlamayı ve en çok da şükretmeyi öğretir.
‘’Onlar dünyaya dalma, dünyalık için savaşma’’ diyen sessiz öğreticilerdir.
Bizim dışlamamız gereken değil, baş tacı etmemiz gereken mihenk taşlarımızdır, o, özel insanlar.
Hayattan zevk almanın, küçük şeylerle mutlu olmanın, “dünya malı dünyada kalır” demenin canlı örnekleridir.
Bu fıkrada da işte tam böyle bir insanın kervana alınma hikayesini okuyacağız.
bu kervan deve eşek kervanı dense de, biz de bu kervanın içindeyiz. O kervandaki kimiz??
Zaman odur ki
(Ön bilgi: İpek Yolu, Çin’den başlayarak Orta Asya üzerinden Anadolu’ya ve oradan Avrupa’ya uzanan, tarihin en önemli ticaret yoludur. Baharat, ipek, değerli taşlar, bilgi, din ve kültürler bu yolla taşınırdı. Her bir kervan sadece mal değil, insan hikâyeleri de taşırdı.)
Vaktiyle İpek Yolu’nda büyük bir kervan yola çıkmış.
Moğolistan’dan yola koyulan 600 develik bir ticaret kafilesi. içinde atların ve eşeklerin de olduğu bir kervan, Çin’den aldığı malları Konya’ya ulaştırmak için uzun bir yolculuğa başlamış. O zamanlar yolculuklar öyle bir-iki gün değil, bazen altı ay, bazen bir yıl sürermiş. Kervandaki herkesin bir görevi varmış;
Kimisi deve güder, kimisi aşçı olur, kimisi kervanı yönlendirirmiş.
Mola süresi bitmiş, tam yola çıkacakları sırada, kervana doğru bir adam yürümüş.
Ne elinde yük, ne belinde kılıç…
Sakin, gülümseyen bir hali varmış.
– Beni de alın bu kervana, demiş.
Kervancıbaşı şöyle bir süzmüş adamı. Boş adam taşımaz bu kervan– Ne işe yararsın?
– Her şeyi biraz bilirim, demiş adam.
– O halde koruma ekibine alalım. Kılıç, kalkan, silah?
– Kılıç tutamam. Hem o elime ağır geliyor…
– Seyislik yap, deveye ata eşeğe bakar mısın?
– Hayvanlar beni pek sevmez. Zaten anlamam da…
– Aşçı ol bari.
– yemek yemeyi seviyorum. Yemek ayırımı da yapmam. Ama aşçılık yapmam.
– Aşçı yardımcısı ol, bbulaşıklarda yardımcı ol.?
– Ellerim yumuşak ve narin, fazla su ve deterjana ellerime iyi gelmez.
– Yıldızlardan yol bulur musun? Kervanı yönlendir. Yıldızlara bak, rotayı tuttur, mihmandar ol.
– Gece uykumu çok severim, yıldızlarla aram yok. Anlamam zaten yıldız işlerinden de…
Kervancı patlamış:
– Ee be adam! Ne korursun, ne pişirirsin, ne yol bilirsin… Bu kervana ne katkın var? – Ee seni neden alalım be adam? Kervana yük müsün sen?
Adam tebessüm etmiş:
– Ben hiçim, demiş. Ama siz çok olduğunuz için, “hiç”e ihtiyacınız var.
Yolda yorgun düşersiniz, keyfiniz kaçar, dertle dolar çöl…
İşte o zaman bana bakarsınız.
Dersiniz ki:
“Bu adamın hiçbir şeyi yok ama mutlu!”
İçiniz açılır, yükünüz hafifler.
Ben size hayatın boşluğunu değil, hafifliğini hatırlatırım.
Kervancı bir süre susmuş. Sonra gülerek:
– Gel hele sen! Belki de en çok sana ihtiyacımız var.
Fıkradan Anladıklarımız
- hayatın Yükü Değil, Hafifliği Önemlidir. Yük olan ne varsa bir zaman sonra dert olur.
- Eğitim, sadece okul sıralarında değil; hayatın içinde, bazen bir “hiç”in bakışında gizlidir.
- Her birey, bir başkasına farkında olmadan öğretmenlik eder.
- Dışarıdan “yetersiz” görünen insanlar, iç dünyamızın gelişmesine vesile olabilir.
- Toplum, güçlülerle değil; sabreden, susan, paylaşanlarla insani hale gelir.
- Farklı gelişen bireyler, toplumun özünü hatırlatan sessiz kahramanlardır.
- Fayda, sadece fiziksel katkıyla ölçülmez. Ruhsal fayda, çok daha derindir.
- Kervanlar gibi insanlar da bazen sadece yük taşır ama asıl anlamı unutur.
- Dünya malı, kalıcı değildir; önemli olan yolculukta ne hissettirdiğimizdir.
- Çok bilmekten önce, çok hissetmek gerekir.
- Herkes koşarken, durup etrafı izleyenler aslında yolun anlamını kavrayanlardır.
- Gülümseyen bir yüz, bazen tüm çöle serinlik getirir.
- “Hiç” gibi görünenler, “her şey”in özünü anlatır.
- Her kervanın bir yönü vardır ama her yolcunun bir amacı yoktur.
- Amaçsız görünenler, bazen en doğru rotayı gösterir.
- Hayatın anlamı, yükte değil; yolda gördüklerinde, yanındakilerde ve bazen de hiçbir şeye sahip olmayan bir adamın gülümseyişindedir.
- Hayattan zevk alan insanlar, çevresine pozitif enerji yayar.
- Özel insanlar, sabrın, şükrün ve sadeliğin sembolüdür.
- Yargılamadan önce karşımızdakini anlamaya çalışmalıyız.
- Hayat, yıldızlara bakmayanların bile kendince bir yön tuttuğu bir yoldur.
- iş yapmak istemeyenin bahanesi çok olur.
Metin KOCA
